Eskiden Serhat Ezidileri denilen günümüz Kafkasya Ezidileri; Katliam, Kan ve gözyaşı ile dolu 73 fermandan kaçıncısı olduğunu bilmediğim bir fermanla Osmanlılar döneminde Şêxan-Şengal’den Serhat bölgesine sürülmüşlerdi…
Tarih 1500 lerin sonları olmalı…
Sürülenler arasında Sipki, Şemski, Belî, Mikaîlî, Zuxurî ve Hesinî gibi onlarca Ezidi Kürt aşiretleri vardı…
Serhat bölgesindeki ilk yerleşim yerleri; Van, Ağrı, Muş, Bitlis gibi illerdi.
Sürgünde Amaç; Ezidileri bu uzak Serhat bölgesinde zorunlu iskana tabi tutarak Ezidilerin dini ve dünyevi merkezi olan Şexan-Laleş bölgesiyle bağlarını koparmak ve zamanla bu bölgedeki Müslüman Kürtlerin arasında eriterek Müslümanlaştırmaktı.
Amaçlanan gaye; zaman içinde nisbeten hasıl oldu..
1800’lü yıllara gelindiğinde sürgün Serhat Ezidîlerinin yarıdan fazlası yerel müslüman Kürtler arasında gerek baskı ile gerekse isteyerek müslümanlaşmışlardı..
Müslümanlığı kabul etmeyen Ezidi Kürtleri; 1828-29 tarihli Osmanlı-Rus Savaşından sonra kendilerini Müslümanlarının arasında güvende hissetmeyerek Rusyanın eğemenğinde olan Kars, Iğdır ve Ardahan bölgelerine doğru göç etmek zorunda kaldılar.
Bu Serhat bölgesindeki ikinci sürgünleriydi.
Geride Osmanlı coğrafyasında sadece Van bölgesindeki Zuxurî aşireti Ezidileri kalmıştı.
Müslümanlaşmış olan Ezidiler ise Osmanlı topraklarında kalmaya devam ettiler.
Ezidiler; Rus eğemenliği altındaki Kars ve çevresinde bir müddet özgürce yaşadılar.
Fakat katliam ve sürgünlerle dolu olan talihsiz kaderleri kısa bir süre sonra bir kez daha tekrar etti.
I. Dünya Savaşı ile kapılarına yeni bir katliam dayandı.
1917 Ekim devrimi ile Savaştan çekilen Rus ordusu yaklaşık 100 yıldır elinde bulundurduğu Kars, Iğdır ve Ardahan’ı Türklere terk edince 1918 yılı baharında bu bölgeye giren ve Müslüman Kürtlerce takviye edilmiş Osmanlı ordusu tarafından burada yaşayan Ermeni ve Ezidiler kılıçtan geçirildiler…
Katliamdan kaçarak Aras ırmağının baharda coşan azgın sularının karşı yakasındaki Rus sınırına ulaşabilenler; Gürcistan ve Ermenistana sığındılar…
Bu da Serhat bölgesi Ezidilerinin üçüncü ve en acı sürgünüydü.
1918 yılının sonuna doğru katliamlar ve sürgünler sonunda Serhat bölgesinde tek bir Ezidi Kürt kalmamıştı. Türkler aynı akıbeti Ermenilere de yaşatmışlardı.
Maalesef müslüman Kürtlerin bir kısmı, “Osmanlının Ermeni ve Ezidilere kalkan kılıcının bir gün kendilerine de döneceğinden” habersiz milletdaşları olan Ezidilerin katliamlarında rol aldılar.
Ezidi Kürtlerini asıl Osmanlı ordusu değil, aynı milletten oldukları Müslüman Kürtlerin ihaneti öldürmüştü…
Aynı milletten, aynı aşiretten ve hatta aynı aileden oldukları Müslüman Kürtlerin katliamda Osmanlı ordusuyla beraber hareket etmesi onları kahretmişti…
Bu unutulabilinecek bir dert değildi…
Bu yüzden katliamı bizzat yaşamış olan yaşlı Ezidilerin yaşamları; çocuklarına ve torunlarına bir zamanlar “Pismam ve Kirîv” leri olan Müslüman Kürtlerin kendilerini Osmanlı ordusuyla beraber nasıl katlettiklerini anlatarak geçti…
Çünkü 1918 tarihindeki Katiamdan geride korkunç dramlarla dolu hikayeler kalmıştı: Irzına geçilen kadınlar, karnı deşilen hamileler, gözleri oyulan yaşlılar ve Aras ehrinin soğuk sularında boğulan bebekler…
Günümüzde Gürcistan ve Ermenistandaki Ezidlerin bir kısmının kendilerini Kürt olarak kabul etmeyip sadece “Ezidi” olarak tanımlamalarının ve Kürtlere karşı mesafeli duruşlarının altında yaşadıkları bu dramatik tarihsel arka planın ciddi bir etkisi var…
Ve halâ Serhat bölgesindeki Kürtler; devletlerin çizdiği sınırlar nedeniyle insani bir dram yaşıyorlar.
Bendeniz de; Serhat’a sürgün edilen ve daha sonra bir kısmı müslümanlaşmış olan Ezidi aşiretlerden bir olan Sipki aşiretindenim. Aşiretimizin müslümanlığı kabul etmiş olanları bugün Ağrı ve çevresinde yaşarken; Ezidi dinini bırakmayanlar ise bugün Ermenistan ve Gürcistan’da yaşamlarını devam ettirmektedirler.
Bırakın aynı milletten olmayı; aynı aşiretten ve hatta aynı babadan olan Ezidi Sipki Kürtleri ile Müslüman Sipkî Kürtleri arasında fiziki olarak sadece Türkiye ve Ermenistan sınırının tel örgüleri var. Ama ruhen bir birlerinden çok uzaktalar…
Çünkü son yıllardaki entellektüel düzeydeki ilişkiler dışında bu Kürt ler arasında yaklaşık 150 yıldan fazla bir süredir hiçbir diyaloğ yok.
Zorbalık; aynı aileden olan bizleri üç ayrı ülkeye, iki ayrı dine bölmüş, parçalamış ve bir birimizden uzaklaştırmış…
Bu durum, Kürtlerin devletsizliğinden kaynaklanan tipik dramlarından biridir…
Yıllarca, sınırın öteki yakasında bir zamanlar bizimle birlikte yaşayan ve aynı aşiretten olduğumuz Ezidi Kürtleriyle ilgili yaşlılarımızdan hikayeler dinledim…
Ama onları görmek ve tanımak yakın bir zamanda nasip oldu. Geçte olsa onlarla tanışmak beni mutlu etti.
SOVYET EZİDİ KÜRTLERİNE ÇOK ŞEY BORÇLUYUZ.
1918 yılı katliamından sağ olarak Ermenistan ve Gürcistan’a ulaşabilenler kocasız kadınlardan, ebeveyinleri öldürülmüş yetim çocuklardan, kimsesiz yaşlılardan ve parçalanmış ailelerden ve bir parça ekmekten yoksun üstsüz başsız bir avuç Ezidi Kürdünden oluşuyordu.
Ama açlık, hastalık ve kimsesizlik girdabındaki perişan o bir avuç Ezidi Kürdü; bir müddet sonra sovyetler döneminde bir mucizeyi gerçekleştirerek Kürt Kültür hayatının en önemli aydınlanma dönemlerinden birini gerçekleştireceklerdi…
İlk Kürt latin alfabesinden ilk Kürtçe romana, ilk Kürtçe filmden ilk Kürtçe radyoya kadar inanılmaz bir Kürt Kültür devrimine imza attılar…
Toplam sayıları 100 bini bile bulmayan bu bir avuç Ezidi Kürdü; 1922-1980 tarihleri arasındaki Sovyetler dönemi Kürt aydınlanması döneminde 4 parça Kürdistandanın neredeyse tamamı kadar Kürdoloji alanında akademik çalışmalar yaptılar.. Sayısız kitap yazdılar. gazeteler çıkardılar ve diğer sanatsal alanlarda çok kıymetli çalışmalar yaptılar.
Onlara sonsuz minnettarız…
Engin Yılmaz
ÇandName Li pey şopa bav û kalan…