ERMENİSTAN: HÜZÜNLÜ İNSANLAR VE MANASTIRLAR ÜLKESİ

Bir Kürt olarak Ermenistan izlenimlerim…
Ermenistan sınırına ulaştığımızda Türk pasaportu taşımamız nedeniyle bizlere kötü davranılması veya vize verilmeyebileceği ihtimali nedeniyle bir miktar tedirgindik… Çok geçmeden Ermeni gümrük memurları Türk pasaportlarımıza aldırış etmeden bizleri şaşırtıcı bir nezaketle karşıladılar ve oldukça kibar bir şekilde ben ve arkadaşlarımın vize işlemlerine yardımcı oldular.
Sınırı geçtikten sonra, akarsu yatağına paralel kıvrıla kıvrıla giden bir yolda her türlü yeşili barındıran harika bir doğanın içinden geçerek Ermenistan’ın içlerine doğru yol aldık…
Ermenistan; ormanlarla kaplı yüksek dağları, platoları derin vadileri ve coşkun ırmakları ile harika bir ülke. …
Özellikle yüksek dağlar ve derin vadiler arasında yapılmış muhteşem manzaralı Manastırları görülmeye değer..
Buraya “Manastırlar Ülkesi” demek yanlış olmaz…
Her bir Manastır Ermeni taş ustalığının ve sanatının birer şaheseri…
O manastırları görünce; “inancın insanoğlu na neler yaptırabildiğini” tefekkür ediyorsunuz..
Ülkenin tek geçim kaynağı turizm ve o da büyük ölçüde manastır turları üzerine kurulu…
KÜRTLER VE ERMENİLER…
Bizler Ernenilerle aynı coğrafyayı ve aynı kaderi paylaşan iki komşu halkız…
1915 deki Soykırıma kadar 2000 yıldan fazla bir süre Ermenilerin “Batı Ermenistan”, biz Kürtlerin ise “Kuzey Kürdistan” dediği coğrafyada iç içe ve sıkı sıkıya birlikte yaşadık…
Öyleki; 1915 öncesinde tüm dünyadaki Ermenilerin nerdeyse %70 i Kürtler ile birlikte yaşıyordu.
Araplar, Farslar ve Türklerle hem komşu hemde dindaş olmamıza rağmen son yüzyıla kadar onlarla değil daha çok başta Ermeniler olmak üzere, Süryani, Keldani ve Nasturi gibi Hıristiyan azınlıklarla iç içe bir toplumsal düzenimiz vardı.
Bu iç içe geçmişlik dilden kültüre, folklordan ağız tadına kadar bir çok konuda karşılıklı etkileşimlere neden oldu oldu.
O nedenle; yaşadığımız çevrede yüzyıllardır yanyana yaşadığımız Ermeni halkına ait eserlere, izlere ve isimlere bolca rastlıyoruz.
Bir zamanlar; Kürdistan şehirlerindeki ticaret ve sanata ait nitelikli tüm işler onlardan sorulurdu…
Sanırım; Ermeniler ile ilgili olumlu veya olumsuz anılar dinlemeden büyüyen bir Kürt yoktur…
O kadar içimizdeydiler ki; yemeklerimizde, klamlarımızda, koçerilerimizde, masallarımızda, şiirlerimizde, deyim ve atasözlerimizde Ermenilere ait çok zengin bir birikim var…
“Şevbuherk”lerimiz Kürt genci ile Ermeni keşişinin kızı arasındaki aşk hikayeleri ile şenlendi hep…
Bugün aramızda “Bav Fille” denilen kökeni Ermenilere dayanan sayısız Kürt aile var…
İlginçtir ki ; bunca iç içe yaşanmışlıklar nedeniyle olsa gerek, dil ve din hariç bir Kürdü bir Ermeniden sadece kültürel olarak değil fenotip olarak da ayırt etmek zor..
Fakat 1915 teki soykırımdan sonra Kürtler ve Ermeniler arasındaki o derin içiçe yaşamdan eser kalmadı…
Sanki binlerce yıldır hiç ortak yaşamımız olmamış gibi şimdilerde bir birimizden çok uzağız…
….
Ermenistan; küçük ve fakir bir ülke…
Petrol ve Doğalgaz gibi kaynakları yok.
Türkiye, Azerbaycan ve Nahçıvan tarafındaki sınırları kapalı. Dünyayla tek bağlantısı Gürcistan ve İranla ama İranında ambargolar nedeniyle hali ortada. Bu nedenle nefes alamayan şansız bir ülke…
2020 deki 2. karabağ savaşıyla Dağlık Karabağı tamamen kaybetti. Savaşta 10 bine yakın Ermeni öldü.
İşin ilginç yönü; bu savaşta Ermenistan saflarında Ezidî Kürtlerinden, Azerbaycan
saflarında da Müslüman Kürtlerinden şavaşta ölenler vardı.
Ahmedê Xani’nin deyişi ile başkalarının savaşında kurban olanlar yine biz Kürtlerdik…
Dağlık Karabağ da yaşayan 120 bin Ermeni orayı tümden terkederek mülteci olarak Ermenistan’a göç etti.
Bu nedenle; ülkede ekonomik, sosyal ve siyasal ciddi sorunlar var.
Halk gelecek açısından umutsuz…
Salt bugünün işi değil bu;
Son Karabağ savaşı dahil Romalılardan, Bizanslardan, Farslardan, Araplardan, Kürtlerden ve Ruslardan yüzyıllardır çok çekmişler…
Katliamlar ve soykırımlara dolu tarihleri var…
Bu nedenle yorgun, yaslı ve hüzünlüler…
Başkent Erivan; Ararat (Ağrı) dağının doğu eteğindeki ovada kurulu. Şehrin her yerinden Büyük ve Küçük Ararat dağı tüm haşmetli ile görünüyor. Her sabah uyandıklarında gördükleri ama Türkiye sınırı içinde olduğu için hiçbir zaman gidemedikler bu dağ onların en önemli milli sembolüdür.
Erişemedikleri bu dağ; dağın gerisindeki zorla sürüldükleri vatanlarını, uğradıkları soykırımı, gasp edilen köylerini, el konulan mallarını, unutulmayan anılarını, bitmeyen acılarını ve özlemlerini temsil ediyor…
Bu nedenle şehrin her yerinde Ararat ismine rastlarsınız: Ararat otel, Ararat restorant, Ararat şarap, Ararat spor kulübü vs…
Ermeniler; şahsi kanaatim o ki; yahudilerle beraber tarihin en zeki, yaratıcı ve sanatçı ruhlu iki milletinden biri. Ama görünen o ki yahudiler bu potansiyellerini kullanarak bir devlet kurmayı başardılar. Ama aynı başarıyı Ermenilerde göremiyoruz.
Çünkü bireysel olarak çok başarılı insanlar yetiştiren bu millet; potansiyellerini kolektif bir güçe ve güçlü bir devlete dönüştürememişler.
Bu nedenle mevcut durumları içler acısı…
Tarihleri boyunca yetenekli Ermenilerin çoğu biz Kürtlerdeki devşirmeler gibi onlarda başka milletlere hizmet etmişler…
1915: SOYKIRIM VE KİMLİK İNŞASI
Ermenilerde ulusal kimliğin ve tarihsel bilincin temelini 1915 olayları oluşturuyor.
Ermenilerin günlük yaşamlarının her anında 1915 soykırımına ait izler var.
Ermenistanın her yerinde; Ataları,
Van, Muş, Bitlis ve Ağrı gibi Kuzey Kürdistandaki şehirlerden
1915 soykırımı nedeniyle Ermenistana göç etmiş kişilere veya geldikleri yerlerin isimlerini taşıyan yerleşim yerlerine rastlayabilirsiniz. Onca zaman geçmesine rağmen geldikleri yerlerin hatıralarını yaşatmaya devam ediyorlar. ( Malatya Çarşısı, Arapkir Mahallesi, Eleşkirt Şehri, Ayıntap Kasabası, Van Pasajı ve Ararat Spor Kulübü gibi….)
Aradan geçen 110 yıla rağmen o soykırımda yaşanılan acılar Sokırım Anıtı, Soykırım müzesi ve Soykırımı anlatan duvar resimleri gibi araçlarla canlı tutulmaya çalışılıyor.
Yaşamlarının merkezinde Soykırımın acı hatıralarına ait belirgin bir hüzün ve yas kültürü var.
Yüzyıldan fazladır tutulan bu yas; hayatlarının her anında hissedilebiliyor.
Bu duygusal atmosfer sizi o kadar etkiler ki; karşılaştığınız her Ermeni’nin yüzüne mahçup duygularla bakıp o yüzlerde Kürtlerin de bir nebze dahil olduğu soykırımın acısını ararsınız…
Ve bu insanlardan yaşadıkları acılar için koca bir özür dilemek ve geçmişi affettirmek istersiniz. Ama nafile bir düşüncedir bu. Çünkü İttihatçıların aldatmalarına kanmış bir kısım Kürtlerin hatası affedilir gibi değil…
Değerli dostlar;…
Eğer bir gün yolunuz Ermenistana düşerse Ziyaret ettiğiniz kiliselerde sizi acı ve hüzün dolu klasik bir kilise müziği karşılar.
Müziğin lirik tonları sizleri 1915’lere sokırım kurbanı masum insanların feryatlarına götürür…
Size tavsiyem; kiliselerden birinde uzunca bir süre oturup hüzünlü kilise müziği eşliğinde bu halkın çektiği acıları hissetmeye çalışın…
Bunu yapacağınızdan eminim. Çünkü acıları olan bir halkı ancak acıları olan bir başka halk anlayabilir, hissedebilir.
Ezcümle; Ermenistandan ayrılırken aklınızda iki şey kalır; muhteşem manastırlar ve yas tutan hüzünlü insanlar…
Onları mutlaka görmelisiniz..
Engin YILMAZ
+7
Tüm ifadeler:

Engin Yılmaz, Bilal Zilan ve 251 diğer kişi

About ziman

Edîtorê malperê - 2 (Nivîs sererastkirin û weşandinê dike)

Check Also

Türkiye’de bir ilk: “Kürt Tarihi” kitabı bir devlet üniversitesinde ilk defa basıldı

Necmettin Erbakan Üniversitesinde, öğretim görevlisi Prof. Dr. Bekir Biçer tarafından yazılan kitap, uluslararası yayınevi belgesine sahip olan, Neu Press (Necmettin Erbakan Üniversitesi Yayınları) tarafından  2. baskısı çıktı. Bu zamana kadar ilk defa “Kürt Tarihi” kitabı bir devlet üniversitesinde veya yayın organlarında basılmamıştı. Bekir Biçer’in Kürt Tarihi adlı kitabı, Kürtlerin tarihini derinlemesine ele alan ve bu konuda önemli …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir