Çalınan Kürt Tarihi: Medler

✍️Nurullah Alkaç

Yakılan, saklanılan, yasaklanan, tahrif edilen kaynaklardaki Kürdlerin tarihi gerçekten var mı?

Media Coğrafyası:
Strabon (M.Ö. 64- M.S.23), Medya’nın sınırlarını kuzeyde Matiane ve Kadusilerin/Elbruz dağlık bölgesiyle; doğuda Part ve Kosae ile; güneyde Sittacene, Zagros ve Elimailer ile; batıda Matiane ve Ermenistan ile sınırlamaktadır. Gaius Plinius Secundus/Yaşlı Pliny (M.S.23-79) ise ‘Naturalis Histoire’sinde, buranın doğusunda Partların ve Kaspianların; güneyinde Sittacane, Susiana ve Perslilerin; batısında Adiabene ve kuzeyinde Ermenistan’ın olduğunu söylemektedirler. ‘Medya ülkesi şekil olarak kareye benzetilir’ diyen George Rawlinson; hangi kaynaklarda geçtiğini belirtmeden “Ermeni coğrafyacılar buranın kuzey sınırını Ermenistan ve Hazar Denizi, doğu sınırını Aria ya da Horasan, güney sınırını Persya ve batı sınırını Ermenistan ve Assur olarak belirlemektedirler” ifadelerini Medyanın sınırlarının tespiti için kullanmıştır.

Ptolemaios’un (M.S. 90-168) orijinali günümüze ulaşmayan ancak yazılışından bin yıl sonraya kadar bile istinsah edilen nüshaları bulunan ‘Geographia’sında Medya coğrafyasının Tropotene/Antropotene, Elymais/Elam, Syro-Media, Sigriana, Margiana, Choromithrene, Rhogiona ve Daritis olmak üzere 8 bölgeden oluştuğu ve şu sınırları kapsadığı belirtilmektedir: Kuzeyde Hazar Denizi, güneyde Persia, Susiana ve Asur, doğu sınırları ise Parthia/Arsak ülkesi ve Hyrkania/ Gürcan, batı sınırını ise Büyük Ermenistan oluşturmaktadır.

Ptolemaios’u (M.S. 90-168) kaynak olarak kullanan 7. yüzyıl Ermeni yazar Anania Širakac‘i (ö.685), ‘Ašxarhac‘oyc‘ (Coğrafya)’ isimli eserinde, 44 ülkeye ayırarak incelediği Asya kıtasında otuzuncu sırada Mark‘/Medya’ya yer vermiştir. Ptolemaios’un ‘Caspiane, Cadusia, Gilan, ve Dailam’ı Medya’nın eyaletleri olarak saydığını ve bunlara Rē ve Aspahan’ın da eklenmesi gerektiğini söylemiştir. Otuz üçüncü sırada Armenia ve Qaspian Denizi arasında bulunan ‘Kafkas Hükümeti/Satrapı’ni de Medya olarak adlandırmış ‘Atrpatakan, Rē, Gelan, Mokan, Dilumn, Ahmadan, Dabawan, Taparastan, Amel ve Ruen’ isimli şehirlerine yer vermiştir. İsodorlu Seville’nin (600-636) yedinci yüzyılda hazırladığı 20 kitaplık ‘Etymologiarum sive Originum libri XX’sinda hem Media hakkında bilgi verilmiş hem de içinde yer alan T-O haritalarında Media gösterilmiştir. Batı dillerinde Media’nın haritalarla gösterimi, Ptolemaios’tan (M.S. 90-168) başlayıp; 19. yüzyılın sonlarına kadar yer bulmuştur.
Mısır Kralı III. Ptolemaios (Euergetes) tarafından (246-221) Adulis limanına dikilen Yunanca yazıtta kendisi tarafından Media’nın ele geçirilişinden bahsedilmektedir. Peter Patricius’un (İ.S. 500-564) 298 yılında yapılmış olan Roma-Sasani barış anlaşmasına dair verdiği bilgilere göre, anlaşma hususlarından biri de “Media sınırında bulunan Ziata (Harput) kalesi Armenia sınırını belirlemelidir.” maddesiyidi. Media’nın coğrafî terim olarak kullanımı Anna Komnena’nın (1083-1153) ‘Alexias’inde de görülmektedir.

Med Devleti ve Halkı:
Gerçekten tarihte böyle bir devlet var oldu mu? Bu isim kim tarafından kullanıldı? Bu devletin halkı günümüzde varis bıraktı mı? Bütün imparatorluklardan yazılı belgeler kaldığı belirtildiği halde neden Medlere ait bir yazılı kaynaktan söz edilmiyor? Üstelik kendilerinden önce ve sonra yazı kullanıldığı halde nasıl olur da bunlar yazıyı kullanmadılar? Ya da yazı olduğu halde tarihçiler tarafından isim farklılığıyla başkalarına mı ait kılınıyor?

200 yıl boyunca kendi dönemlerinin en güçlü devletlerinden biri olarak varlık gösteren Med’lerden neden şimdiye kadar herhangi bir yazılı belgenin kalmadığı bilgisi tekrar edilmektedir? Medler hangi dili/dilleri konuşuyorlardı veya dille/dillerle yazıyorlardı? ‘Med’ler kendilerine, vatan topraklarına, devletlerine ve dillerine hangi adı veriyorlardı? Medce’nin daha önceki kaynağı ile Med Devleti’nden sonraki biçimi hangi adla devam etti? Med dili, Med Devleti’nden sonra da sadece konuşma dili olarak mı kaldı?

Günümüz tarihçilerinden Arap bir aileden olan “Kürd Milliyetçiliğinin Tarihi Kökenleri ve Gelişimi” isimli eserin müverrihi Prof. Wadie Jwaideh (1916-2001) “Medes/Med Kürd İmparatorluğu Kürdlerin ataları tarafından kuruldu. Tarihte bu büyük ulusal devleti Kürdler kurdu…” açıklamasında bulunmuştur. Ancak 19. yüzyıldan sonra Farslar’da yaygınlaşan milliyetçilikten dolayı Medler’e dair bilgiler değiştirilerek Farslara mal edilmeye çalışılmıştır. Öyle ki arkeolojik kazılarda elde edilen ve Pers Devleti’nden (M.Ö. 555-M.Ö.331) çok önceki zamanlara tarihlenen hatta Herodotos’un (M.Ö. 484-425) M.Ö. 5. yüzyılda kaleme aldığı ‘Tarih’inde bile Faristan’ın çok uzağında Media olarak adlandırılan coğrafyalarda bulunan Medlere ait eserler ‘Ahhemenid/Pers’ olarak İran Müzeleri’nde sergilenmektedir.

Med Devleti’nin kuruluşuna dair farklı görüşler mevcuttur. Bu farklılıkların temelinde, eski kaynakların kullanımı gelmektedir. Herodotos’un ‘Tarih’indeki, Med Deiokes’in (M.Ö. 675) Rhagae/Tahran, Aspadana/İsfehan ve Ecbatana/Hemedan bölgesinde bulunan Busae Paretaceni, Struchates, Arizanti, Budi ve Mag aşiretlerini bütünleştirip Med devletini kurduğu görüşü tercih edilmektedir. Ancak, Büyük İskender (M.Ö. 336-332) zamanında meşhur olan Babilli tarihçi Berasus/Berossos’un (M.Ö. 4.-3. yüzyıllar) eski Babil tarihi ile Marduk tapınağında bulunan çiviyazılı tabletlerden yararlanarak Eski Yunanca ile yazdığı ve Tufan’dan M.Ö. 747 yılına kadarki olayları kapsayan, ancak eserden altılamalarda bulunan Sicilyalı Dioderus (M.Ö. 1. yy), Alexander Polyhistor (M.Ö.1. yy) ve Abyanus (M.S. 2. yy) ile alıntılamaları alıntılayan Josephus (M.S. 1. Yy), Damaskuslu Nicolas (M.S.1. yy), Eusebius (M.S. 260-340) sayesinde bir kısmı günümüze ulaşan üç bölümlük ‘Babylaniaka’yı/Chaldika’sında Medlerin tarihi en az M.Ö. 2000 yılına kadar geriye gitmektedir.

Nitekim Alexander Polyhistor’dan (M.Ö.1. yy) nakleden Eusebius’un (M.S. 260-340) Ermenice tercümesine göre Berosus, Babyloniaka/Chaldaika adlı eserinde Chaldanilerin ilk sülalelerinde bulunan 86 kralı, Xisuthrus (Hz. Nuh) tufanını ve Medlerin Babillilerin egemenliğine girene kadarki olan dönemini yazmıştır. Fakat bu krallara yerli değil, Chaldani veya Med demiştir. İlk iki kral olan Evechaus ve Chamasbelus Chaldani olarak verilirken, diğer krallar Med olarak verilmiştir. Berosus, Chaldanilerin ikinci sülalelerinden bahsederken Medler hakkında M.Ö. 2000 yılında Babil’i ele geçirdiklerini ve orada Medlerin krallık kurduğunu söyler. Medlerin, bu şehri ve komşu bölgeleri 224 yıl boyunca elinde tuttuğunu belirtir. Bu dönem boyunca Medlerin 8 kralının Babil tahtını işgal ettiğini belirtmiştir. Ayrıca Keşan’daki Tepe-i Sialk; Nihavend yakınlarındaki Tepe-i Giyan; Hazar denizinin güneyindeki Tepe-i Hisar ve Turag Tepede yapılan kazılarda Medlerin M.Ö. 2.000 yıllarına ait eserleri bulundu ki, bu halkın, bu dönemde, yerleşik olarak söz konusu bölgelerde yaşadıklarını, açıklığa kavuşturulmuştur. Medler, bu bölgelerde Asurlarla karşılaşmalarına kadar bağımsız yarı göçebe aşiretler olarak yaşıyorlardı.

Çamçıyan’ın Ermeni Tarihi’nin İngilizce çevirisinde Kürdlere eskiden Medler denildiğine yönelik ifadeler.

Kürdlere eskiden ‘Med’ denildiğine dair ilk kayıt 13/14 yy.da Fransızca ve Latince yazılmış olan Korykoslu Hayton’un “Flos Historiarum Terre Orientis/Doğu Ülkeleri Tarihinin Altın Çağı” isimli eserdir. Bu eserde “Medlilerin Ülkesi” denilerek bir bölüm açılmış ve burada yaşayan “Kürd” halkında bahsedilmiştir (ss:44). Mısır’a hükmedenlere yer verilirken de “Muhammed’in soyundan gelenlerin buradaki hakimiyeti 346 sene sürdü. Bundan sonra Müslümanlar Mısır egemenliğini kaybettiler ve Kürt olarak anılan Medliler Mısır hakimiyetini aşağıda anlatılacağı şekilde ele geçirdiler (Altay Tayfun Özcan, 2015, ss:203)”. ifadeleri kullanılmıştır. Med halkı, adını nereden aldı? János Horváth tarafından Latince’den Macarca’ya tercüme edilen ve 1490’larda yazılan Macarların son kroniği/tarih kitabı “Thuróczy Kroniği/Chronica Hungarorum”da Med’lerin adlarını Yafes’in oğullarından olan ‘Magog’tan aldıkları belirtilmektedir. (Mesude Şenol, 2018, ss:9).

William Clarck ise 1864 yılında “The Kurdish Tribes of Western Asia/Batı Asya’daki Kürd Aşiretleri (New Englander and Yale Rewiew, Vol:0023, Issue:86, 1864, pp:28-50)” isimli makalesinde, Mikayel Çamçıyan’ın (Միքայէլ Չամչեան) (1738-1823) 1784 yılında baskısı yapılmış olan üç ciltlik 1784 yılında baskısı yapılmış olan “Hayots Patmutyunı (Հայոց Պատմությունը) Ermeni Tarihi (Tıpkıbasım:Venedik, 1983)” kitabından hareketle “Ermeni yazarlar da Kürdler’in Medler’den geldiğini iddia etmektedirler.” açıklamasında bulunmuştur. Eserin Johannes Avdall tarafından 1827’de yapılmış olan iki ciltlik “History of Armenia from B.C. 2247 to the Year of Christ 1780, or 1229 of the Armenian Era (Calcuta)” İngilizce çevirisine baktığımızda “(…) by the Medes, who were also known by the name of Kurds or Keurd./Medler; ayrıca Kurd veya Keurd adıyla biliniyor” ifadesinin yer aldığı görülmektedir.

Asur kralı I. Tukulti-Ninurta’ya (M.Ö. 1233-1197) ait bir tablette “O zamanlarda, geniş Subar Ülkesine yayılmış olan Kurtu, Katmuhu, Buššu, Mummu, Alzu, Madanu, Nihanu, Alaya, Teburzu, Burulumuzu ülkelerini yendim, onların kral naibleri ayaklarıma kapandı ve onları haraca bağladım.” ifadelerinde, Subar ülkesine bağlı 12 kent devleti/vassal krallığın içerisinde ‘Madanu’ geçmektedir10 ki, daha sonraki Asur kaynaklarında yer alan Medaya çok benzemektedir. M.Ö. 3. binin 2. yarısında yaşamış olan Akad kralı Narram-Sin devrine ve daha sonraki zamanlara ait belgelerde görülen ‘Madai’ veya ‘Mandalar’ın Proto Medler olmaları olağan görünmektedir. Kaynaklarda genellikle ‘Med’lere dair en eski verinin Asur kralı III. Salmaneser (M.Ö. 858-824) ait Britih Museum’da sergilenen Siyah Obelisk olduğu belirtilmektedir. Diğer bir Asur kaynağı ise V. Šamši Adad dönemine ait olan yazıttır. Bu yazıtta Medlerle olan askeri anlaşmazlıklardan bahsedilmiştir. Ayrıca metinde ilk kez ‘Hanasiruka’ adlı Medli bir isme yer verilmiştir. Krallığına ait Sagbita şehrinde oturan Hanasiruka, 1200’den fazla şehre hükmetmektedir.
Asur kralı V. Šamši Adad (M.Ö. 755-745), Med kralı Hanasiruka’nın Sagbita şehrini yağmalamış ve 140 Med atlısını sürgün etmiştir. II. Sargon’un (M.Ö. 727-705); Manna üzerine yaptığı seferin anlatıldığı yazıtında “(…) güçlü Medya’nın 45 kabile reisinden 4609 at (ve) katır, sayısız sığır ve koyunu vergi olarak aldığı” bilgisi geçmektedir11. Asur krallığı sınırları dışında da Medler’in yaşadığı, Sanherib (M.Ö. 704-681) döneminden itibaren, Asur yazıtlarında “uzak Medler” gibi ifadelerle kesinlik kazanmaktadır. Ayrıca Asur kralı Asarhaddon (M.Ö. 680-669) döneminde Med derebeyleri ile yapılan bazı “bağımlılık antlaşmalarından” söz edilmektedir. Kral Asurbanipal (M.Ö. 668-627) döneminde ise bazı isyanlar haricinde Medler hakkındaki bilgiler sunmaktadır.

Yapılan askerî seferlerle Med devleti kısa sürede Kirmân, Afganistan’ın büyük bir kısmı, Irâk, Suriye, Lübnan, Ürdün, Filistin, Kuveyt, Nüfud Çölü, bütün Güneydoğu Anadolu (Van Gölü’nün kuzeyine kadar), Kızılırmak kavisi içinde kalan Orta Anadolu ve Karadeniz sahiline kadar genişlemiştir. Bextiyar Ğefûr Hellebceyî’nin “Kurdekanî Pakistan (Hewlêr, 2004, 140 s.)” isimli çalışması Medlerin bakiyesi Kürdlerin halen Pakistan, Afganistan ve İran üçgeninde yaşadıklarını ortaya koymaktadır.
Med İmparatorluğu’nun Batı’daki en son sınırını oluşturan Kızılırmak’taki Yozgat ilinin Sorgun ilçesine bağlı Şahmuratlı Köyü’nde yer alan Kerkenez Harabeleri’nde bulunan kayıp kent Pteria, Medler tarafından M.Ö. 600’lerde kurulduğu tahmin edilmektedir. Yedi kapısı bulunan 2.5 kilometrekarelik alanın çevresinde 7.5 kilometre uzunluğunda bir sur bulunmaktadır. Hem burada hem de İran’daki Sakız’daki Zivia Kalesi, Nuşîcân Tepe, Godin Tepe, Gûnespân Tepe’lerdeki kazı çalışmalarının sonuçları tahrifata uğratılmasa, Medlere dair birçok soru işaretinin cevaplarını verebilecek materyaller bulunmaktadır.
Ekrem Cemil Paşa; Ayetullah Şêx Muhammed Mardûx’un (1880-1975) 1931-9 tarihli ‘Târîx-i Mardûx’ eserinden hareketle, Kyros’un Beyt-i Mukaddes’in/Kudüs tamirine yönelik İsfahan defterhanesinde bulunan mektubunda ‘Mad Padişahı’ ibaresinin geçtiğinden haber vermektedir. Khioslu Skymnos’a ait olduğu söylenen ‘Anonymus Periegesis’te de Kyros ‘καθ’ οὓς χρόνους ἐκράτησε Κῦρος Μηδίας (Mediayı yönettiği sırada)’ bilgisi bulunmaktadır. Darius’un Yunanistan üzerine yaptığı seferler bile ‘Med Savaşları’ olarak anılmış, Heredotos, 10.000 kişiden oluşan ‘Ölümsözler’in Med ve Perslerden oluştuğunu hatta Pers dönemindeki ordu için genel olarak ‘Med Ordusu’ tabirini kullanmayı tercih etmiştir.
Daniel’de Darius’tan ‘Med’ kralı, bazı yerlerde de ‘Medlerin ve Perslerin’ ibareleri geçmektedir: ‘…ve Med Darius altmış iki yaşlarında krallığı aldı (D.5.30)’, ‘Ey Kral (Dairus), bil ki, Medlerin ve Perslerin kanunudur; Kralın koymuş olduğu hiçbir yasak ve kanun değişmez (D.6, 16-17)’ , ‘Medlerin Kralı (Yeramya, 51, 28)’, ‘Pers ve Medlerin ileri gelenleri (Ester. 1,14)’. Lucius Flavius Arrianos (M.S.86-175), Büyük İskender’i anlattığı “Ἀναβάσεως Ἀλεξάνδρου βιβλίον=Alexandri Anabasis/İskender’in Anabasis’i” adlı eserinde, III. Dareios’un ellerini gökyüzüne doğru uzatarak ‘Ey yeryüzündeki kralların geleceklerini belirleme yetkisine sahip olan Zeus eğer mümkünse Pers ve Medler üzerindeki hâkimiyetimi benden al. Aslında bunu bana bağışlayan da sendin. Eğer benim artık Asya’nın kralı olamayacağımı düşünüyorsan benim krallığımı İskender’den başkasına verme! (4.20.1-3)’ şeklinde dua ettiğini yazar. Plutarkhos’un (M.S. 46-120) Paralel Yaşamlar’ında II. Artakserkses’in üzerinde (ö. M.Ö.358) Medialıların giydiği uzun kollu, kolları kürklerle süslü yünden bir tür palto olan ‘Kandus’un bulunduğunu belirtir.

Bütün bu bilgiler bir araya getirildiğinde, Med ve Pers iki ayrı ırktan iki ayrı devlet görüşünün yanlış olduğu ortaya çıkmaktadır. Ya da; Kyros ile daha önce sadece Med ağırlıklı olan devletin yapısal değişikliğe gittiği ve temelde Med ile Perslerin bulunduğu diğer halklarında da sonradan geldiği ‘Aryan’ devletinin kurulduğu ve III. Darius’un 331’de Büyük İskender tarafından yenilgiye uğratılıp yok edildiği zamana kadar varlık gösterdiği anlaşılmaktadır. ‘Res Gestae Divi Saporis’ten anlaşıldığı kadarıyla kendilerini ‘Med-Pers Devleti’nin varisleri olarak gören Sasanilerin hükümdarı I. Şapûr da ‘Aryanlıların ve Aryanlı olmayanların (İran dışı) Krallarının Kralı’ olarak tanımlamıştı. Eldeki bilgiler, Medlerin ve Perslerin kendi halkına, devletine ve diline hangi adı verdiklerini açıkça bilmemize olanak tanımasa da, ‘Aryan’ adını kullanmış olabileceklerini tahmin etmekteyiz. Bunu, her ne kadar farklı okuma ve anlamlandırma biçimleri olsa da, I. Darius’un Behistun Yazıtı’nda, kendisinin bir Aryan olduğunu ve Aryan ülkesine hükmettiğini ve Aryan alfabesini/dilini bulmasını gururla söylemesine dayandırabiliriz: Ādam Dārayavahuş…Viştaspahyā putra…Pārsa…Āriya Āriya citra. ‘Aryan/Âri’ sözcüğü Sanskrit dilinde ‘soylu’ anlamına gelmekte ve Avesta metninde, bu halkın yaşadığı yere ‘Aryana Vaejah’ denilmiştir.

Media’nın, Med-Pers Devleti’nin Büyük İskender tarafından yıkılışından sonra, ‘Media Antropone/Azerbaycan’ adıyla Part ve sonrasında Sasanilere, kimi zaman da Roma’ya bağlı ‘satraplık’ veya ‘mirlik’ ya da tamamıyla bağımsız olarak M.Ö. 320- MS. 643 yılları arasında varlık gösterdiğini görmekteyiz. Ahmed b. Yahya el-Belazurî (ö.892) “Fütuh’ul-Büldan” isimli eserinde, Huzeyfe el Yemânî’nin Azerbaycan bölgesindeki Erdebil’de ‘Merzuban’ komutasında Kürdlerle yaptığı savaş sonrasında imzalan antlaşmada ‘Vergi vermek şartıyla, kimsenin öldürülmemesi, esir alınmaması, ateşgede mabetlerin yıkılmaması; Belasecan, Sebelan ve Satervadan Kürdlerine dokunulmaması, bilhassa es-Şiz halkının bayramlarlarda oynamalarına mani olunmaması hususunda’ gibi kararların alındığını belirtilmiştir. Ebû Abdillâh Hamza b. Hasen İsfahânî Hamza İsfehanî (ö. 360/971’den önce) “Tarih-i Peyambaran ve Şahan,” isimli eserinde, Farslıların, Deylem halkını Taberistan Kürdleri diye adlandırdığını, bu yüzden fütuh kitapları ve risalelerde bu bölgedeki halkın Kürd olarak anıldığını ifade etmiştir.
Matthew Paris (ö. 1259) tarafından 1237 yılında Papa’ya yazılan mektupta, ‘Chronica Major’da, Moğol/Tatar kralları için ‘Medyalıların, İranlıların, Ermenilerin önderiydi’ ifadeleri kullanılmıştır. Burada kullanılan ‘Ermeniler’le günümüz Ermeni etnik topluluğu kast edilmektedir. ‘İran’lılar ise günümüzdeki ‘Fars’lar olarak algılanabilir. Medler’le kast edilenin Gilan/Hazar Denizi ile Urmiye arasında bulunan Kürdler olduğu diğer kaynaklarla sabittir. Ricoldos de Monte Crucia’nın (1243-1320) 1289-91 yılları arasında yazdığı ‘Liber Peregrionationis in Partibus Orientis’ isimli seyahatnamesinde ‘Medya’ya bölgesinde Kürdlerin meskun olduğu kaydı bulunmaktadır. Çağdaş araştırmacılardan Ahmed Kesrevî (1890-1946); “Tarîxê Îbn Îsfendiyar” ve “Tarîxê Mevlana Evliyaullah” adlı yazma eserlerden yola çıkarak yazdığı “Şehriyârânê Gomnan” adlı kitabında 10.-13.yy arasında ‘Media Antropone/Azerbaycan’ kurulan Rewadî, Şeddâdî ve Deylemîlerden ‘üç büyük Med prensiliği’ diye söz etmektedir.
Kasrevî, Batlamyus/Ptolemy’nin ‘Gîller ve Deylemîler aynı etnik kökenden gelmektedir ve bunların kökü de Medlere dayanır ya da Medlerle bağlantılıdır.’ ifadesini de tekrar etmiştir. Solakzade’nin (ö.1658) ‘Tarih’inde ‘Kürdistan’ın kuzeydoğu sınırları ‘Erdebil hududu’ndan başlatılmıştır. 1783 yılında Paris’te yayınlanan ‘Choix de lectures géographiques et historiqes (C:2, ss:3)’ isimli esere göre de Tiflis, her ne kadar Schirvan/Şîrwan sınırları içerisinde bulunsa da 20 günlük yürüyüş genişliğindeki Gurdistan/ Kurdistân’ın içerisinde yer almaktadır.
Neden Safeviler Devleti’ne (1486-1722), kimi Batı kaynaklarında ‘Qızılbaş-Midiya İmparatorluğu’ denilmekteydi? Fransız Jean Chardin (1643-) 17. yüzyılda İran’a yaptığı geziler sonucunda hazırladığı ‘Voyages de Monsieur le Chevalier Chardin en Perse et autres lieux de l’Orient (Monsieur Chardin’in İran ve Doğunun çeşitli yerlerine yaptığı seyahatler)’ adlı seyahatnamesinde Media hakkında önemli bilgiler vermiştir.

Kendi döneminde İran’da mevcut olan devlete ‘Med Devleti’ diyen Chardin; kaynağını Nuh’un gemisini konduğu dağdan alan Araz Nehri’nin Ermenistan/Erivan ile önceleri Aysa’da İmparatorluk ancak şimdilik Safevilerin en önemli iki büyük eyaletinden biri olan Med’i birbirinden ayırdığını ve “Doğu’dan Hazar denizi ve Hirkan’la, güneyden Part eyaleti ile batı taraftan yukarı Erivan’la ve Araz nehri ile kuzeyde ise Dağıstan’la sınırlı” Media’ya Farsların en büyük ateş tapınağının burada buluınması dolayısıyla ‘ateş yeri’ ve ya ‘ateş ülkesi’ anlamında ‘Azerbaycan’ veya ‘Azürpekan’ dediklerini; bu eyaletin “kadim yazarlar tarafından ‘Azarka’ adlandırdıkları Doğu Med’ten ve ayrıca Atropati veya Atropaten adlandırılan batı yahut küçük Med’ten ibaret” olduğu notunu düşürmüştür. 15 Nisan 1673 yılında Merend’e varan Jean; şehir için “bütün Med’de olduğundan daha iyi ve daha bol meyve yetişiyor.” diyerek Nahcıvan’dan daha güzel olduğunu belirtmiş; 16 Nisan 1673’te vardığı Sufiyaya için de ‘Med’in kadim Sofiya şehri’dir demiştir.

İşaret etmek gerekir ki, Safevi ailesi ile ilgili en eski tarihi kaynak olan Tevekküli b. İsmail El-Erdebili’nin “Safvetu’s-Safâ/Saflığın Saflığı” adlı Farsça eserinin 896/1491 tarihli en eski nüshasında (6b), dedeleri Perviz (ö.1334) için ‘Perviz el-Kurdî Es-Sencanî ’ denilmektedir. İskender Bey Münsi Türkmen tarafından H. 1025 (M. 1616)’te yazılmaya başlanan “Tarih-i Alem-Ara-i Abbasi”de Safevi devletinin yönetiminde etkili olan 17 boy içerisinde Kürdlere de yer verilmiştir. 1725 yılında Farsça olarak yazılan “Tezkiretü’l-mülük”ta da Kürdistan Valilerine (Erdelan Mirleri) ve Safevi yönetiminde etkili olan diğer Kürd şahsiyetlerine yer verilmiştir.
Modern araştırmacılardan Ahmed Kesrevi (1890-1946) de Safevilerin ecdatlarının Seyit olmadığını, soy şecerelerinin Safevi tarihçileri tarafından uydurulduğunu iddia etmenin yanı sıra onların Kürd menşeli olduklarını savunmuştur. Kesrevî’nin varmış olduğu bir diğer sonuç da şudur: Safevîler, önceki ataları Sincar/Sancar bölgesinden göç etmis olan Farslaşmış Kürdlerdir. Aynı sonuca ulaşan ve araştırmasını tamamladıktan sonra Kesrevî’nin çalışmasından haberdar olan bir diğer araştırmacı da Zeki Velidi Togan’dır.

World History Encyclopedia tarafından hazırlanan MÖ 600’de Med İmparatorluğuna ait sınırları gösterir harita.

Med Dili/Dilleri:
Kral I. Darius’un tahta çıkışının anlatıldığı üç dilli Behistun yazıtındaki orta sütundaki 593 cümlelik dil için J. Saint Martin (1791-1832), ‘Bu Medlerin dilidir’ demiştir. İrlandalı papaz Ed. Hincks (1792-1866) ise, 1850 yılında yayınladığı ‘On the Khorsabad Inscriptions’ isimli kitabında; Horsabad, Wan, Nemrut ve Kuyubaşı yazıtlarındaki dillerin hem birbirlerine hem de Behistun yazıtlarındaki Med diline (Ed. Hincks Elam kullanmayıp Medce demektedir) fotokopi çekilmiş derecede benzediğine dikkat çekmiştir. Garius Plinius Secundus (M.S. 23-79) 37 kitaplık Latince “Naturalis Historia/Doğa Tarihi (yazılış:M.S. 77-9)” isimli eserinin üçüncü cildinde, Zerdüştün Medlî olduğunu ve Avesta’nın da Med diliyle yazıldığı bilgisi yer almaktadır. ‘Med Tarihi’nin yazarı Dyakonof ve Hrtisfilld, Darmistitr û Mêcerson gibi modern araştırmacılar da Avesta’nın Med diliyle yazıldığını söylemişlerdir.
Miladî ikinci asırda Justinus’un “Epistome Historiarum Trogi Pompei” isimli eserinde; Part/Arsak İmparatorluğu’nda icra edilen dil için “İskit ve Media (dilleri) arasında ikisinden de özellik taşıyan” şimdi ise Arsakid/Arşak veya Pert dili denilen bir konuşma tarzı olarak tarif edilmiştir.
İstanbul Süleymaniye Kütüphanesi’nde muhafaza edilen yazanı ve yazıldığı tarihi belli olmayan 345 sayfalık yazmanın 152b-173a sayfaları arasında bulunan, “Kitâb-ı Mefâtîh-i Esrâr-ı Ulûm-ı Enbiyâ” isimli Arapça kitapta ‘Mucusî’ alfabesine yer verilmektedir.

Zamansal süreç olarak ‘Orta Farsça/Pehlevice’ olarak adlandırılan dilden kalma yazılı kaynaklardaki kelimelerin günümüz Farsça’sından çok Kürdçeye, Kürd dilinin lehçelerine ses ve anlam olarak yakın olması araştırmacıların da dikkatini çekmiştir. 2010 sonrası bölgede ve Avrupa’da Kürd lehçeleri üzerinde yapılan etimolojik ve karşılaştırmalı araştırmalar, İran’da, Mezopotamya ile Anadolu’da M.Ö. 3000’lere öncesinde kullanılan eski dillerle ilişkilerini kökensel veya etkileşimsel düzlemde olduğunu ortaya koyan veriler vermektedir. Ali Nanvazadeh’in (Doğum Mahabat 1960) 2005 yılındaki iki ciltlik “Ferhengî Harmen (Hewlêr)” isimli etimolojik sözlüğü ile 2017-2022 yılları arasında 6 cilt “Ferhengî Rîşey Wişey Kurdî (1.c:2017, 2.c:2018, 3.c:2019, 4.c:2021, 5.c:2020, 6.c:2022)” olarak basılaneserlerinde, Kürdçede mevcut kelimelerin Êranî dillerden olan ‘Pehlevice/Middle Persian/Fars-i Mîyane/Orta Farsça’ ve ‘Eski Farsça/Old Persia/Pars-î Bastân’ benzerlikleri dikkat çekilmektedir. Şaswar Herşemî’nin “Ferhengî Êtîmolojî Kurdîy (2023)” isimli 3 ciltlik eseri de benzer veriler sunmaktadır.
Ali Nanvazadeh’in çalışmasına ek olarak Qendîl Şeyhbizînî’nin “Hezar û Yek Peyv (Sîtav, 2018)” kitabı ile Zarar Sadıq Tofî’in “Wilatî Fehle û Serhildanî Şî‘rî Fehlewiyât (Raman, S:200, 2018)”, Ferhad Ezîz Hesenî’nin “Pêgey Ziman û Edebî Kurdî le Rojgarî Pêş Îslâm’da (Govarî Tuêjer, Berg:2, S:4, 2019)”, Davut Murad Xeterî’nin “Hevpeşkîya Zimanê Kurdî li gel Zimanên Kevn (Zar û Zimân, S:8, 2023)”, Rêgar Ahmed’in “Pehlewî le Terazûy Beraberdkarîda (Zâr û Zimân)”, Dilşad ‘Ezîz Marûf’un “Rênûse Konekanî Zağros û Karîgerîyan le Ser Rênûs û Zimanî Kurdî Hawçerx (Govarî Şenrûê, S:1, 2020)” makaleleri bu bapta sayılabilir.
İslâm coğrafyacılığı adına tercüme edilen ilk eser, Kuteybe bin Müslim (669-715) tarafından Horasan’da bulunup Haccac’a (661-714) gönderilen İran coğrafyasına dair Pehlevice bir eserdir. Bu eseri Zâdenferrûh bin Perî Arapça’ya çevirmiştir. Ancak günümüze gelen bir Pehlevice coğrafya eseri yok. Sadece Dinkerd kitabının bazı bölümleriyle Sasani Devleti sınırlarına dahil olan İran içindeki şehirlerin adını veren 14. yy.da istinsah edilen “Şahrestânîhâ î Erânşâhr” kitabı bulunmaktadır.

Carl Faulmann (1835-1894) da, 1878 yılında ilk basımı gerçekleştirilen ‘Das Buch der Schrift enthaitend die Schriftzeichen und Alphabete aller Zeiten und aller Völker des Erdkreises (2. Basım: 1880)’ isimli kitabında, Elam yerine, ‘Med Çivi Yazısı’na yer vermiştir: “Medlerin kullandığı çivi yazısı Asur çiviyazısından alınmadır. Göstergeler neredeyse tam bir benzerlik gösterirken, yazıya sadece birkaç kapalı hece eklenmiştir. Bazı Asur kelime göstergeleri Med yazısına idogram olarak geçmiştir: ‘kral’, ‘ay’, ‘insan’, ‘Tanrı’, ‘su’, ‘hayvan’, ‘yol’. . Her idogramın ardından işareti yer alır; bu işaret, büyük olasılıkla, bu kelimenin yabancı kökenli olduğunu ifade eder; örneğin, ‘hayvan’, kur-ra (at).”. İlginçtir ki, diğer Med yerleşim bölgelerinde olduğu gibi Tepe Sofalin’de 2006-7 yılında yapılan kazı çalışmalarda 12 adet çivi yazılı ‘Proto-Elamca’ belge bulunmuştur.

‘Kiyaniyan denilen İran kralları bir sülaleye mensup değildi. Üç müstakil sülaledir ki biri Medlilerden, ikisi dahi Farsilerden zuhur etmiştir.’ diyen Mizancı Murad, bugün literatürde Med ve Fers/Pers devletleri olarak ele alınan iki devleti ‘Kiyaniyan Devleti’ şeklinde göstermiştir. Keykubad’ı (H.Ö. 1331) Med hanedanığının kurucusu olarak belirten M. Murad, bu şahsiyetin Frank tarihlerinde Deiokes/Dejoces (Diyago) adıyla bilindiğini de söylemiştir. 19. yüzyıl tarihçilerinden John Malcolm da, ‘History of Persia (C:1, ss:514, London, 1829)’ isimli çalışmasında; Heredot ve Firdevsî’nin verdiği malumatların Keykubâd ve Medya hükümdarı Dejoces’in aynı kişi olduğuna işaret ettiğini iddia etmektedir.

Mizancı Murad Med hanedanlığının yani Keyaniler devletinin kurucusu Keyubad’tan bahsettiği vakit Medlerin yazıyı kullandıklarını şu şekilde ortaya koymuştur: ‘Herkes yazılı dilekçesini Keykubad’a arzeder, cevabını yazılı olarak alırdı. Bu cevaplar kanunların düzenlenmesi için esas alınmıştır4. M.Ö. VI. yüzyılın ilk yarısında Med hükümdarlarının saraylarında, şiirlerinin konularını daha çok kadim İran efsanelerinden alarak şiirler söyleyen şairlerin bulunduğu ifade edilmekte; ayrıca Medler döneminden kalma birçok mitolojik hikayenin Yunan tarihçilerinin eserlerinde aktarılmış olması, Medlere ait destanlar veya epik şiirlerin yazılı olduğunu göstermektedir. Eski Ahit’teki Ester’in Kitabı, Keyanîler’in (Med, Pers) saray tarihçilerinin olduğunu ortaya koymaktadır. Anlatıya göre Kral Ahasuerus (Xerxes?) uyuyamadığı zamanlarda ‘Sefer Hazzikhronot’ adlı tarih kitabı ona yüksek sesle okunmaktaydı. Yunanlı hekim Temistokles bilgisini artırmak için Med İmparatorluğunun başkenti Hegmatana’daki/Hemedan’daki tıp okulu/üniversitesinde bulunurken, Pholotargas ise okulda eğitmenlik yapmıştır. Temostokles, bu okulun oldukça zor bir eğitiminin olduğunu söylemiştir. Okulda hekimlik yapan Pholotargas ise kendisinin bulunduğu sırada, yüzden fazla hekimin burada eğitim verdiğini ve tıp dersleriyle beraber astronomi, coğrafya derslerinin de okutulduğunu ifade eder.

Medlerin geçmişine dair eski kaynaklarda ise, ‘Med’lerin çok eskiden farklı bir ad kullandıklarına dair işaretler bulunmaktadır. Büyük İskender (M.Ö. 336-332) zamanında meşhur olan Babilli tarihçi Berasus/Berossos’un (M.Ö. 4.-3. yüzyıllar) eski Babil tarihi ile Marduk tapınağında bulunan çiviyazılı tabletlerden yararlanarak Eski Yunanca ile yazdığı ve Tufan’dan M.Ö. 747 yılına kadarki olayları kapsayan, ancak alıntılamalar sayesinde günümüze ulaşan ‘Babyloniaka/Chaldaika’ adlı eserinde; Chaldanilerin ilk sülalelerinde bulunan 86 kralı, Xisuthrus (Hz. Nuh) tufanını ve Medlerin Babillilerin egemenliğine girene kadarki olan dönemini yazmıştır. Fakat bu krallara yerli değil, Chaldani veya Med demiştir. İlk iki kral olan Evechaus ve Chamasbelus Chaldani olarak verilirken, diğer krallar Med olarak verilmiştir. Berosus, Chaldanilerin ikinci sülalelerinden bahsederken Medler hakkında M.Ö. 2000 yılında Babil’i ele geçirdiklerini ve orada Medlerin krallık kurduğunu söyler. Medlerin, bu şehri ve komşu bölgeleri 224 yıl boyunca elinde tuttuğunu belirtir. Bu dönem boyunca Medlerin 8 kralının Babil tahtını işgal ettiğini belirtmiştir.

Altıncı yüzyılda yazılan ve I. Ardeşîr’in hayatının konu edinildiği Pehlewîce Karnamag ī Artaxshahr ī Papakan’da Medler ‘Māsi’ olarak geçmektedir. Eseri düzenleyip yayınlayan Sadıq Hidayet (3. Basım, Tahran 1963) ‘Māsi=Medi’ denkliğini kullanmıştır. İran ülkesi ve şehirlerinin ne zaman, kim tarafından kurulduğunu, kimi zaman yanlış da olsa, açıklayan sekizinci veya dokuzunca asrın başlarında tamamlanmış olan; ancak Bundahišn adlı Zerdüşti metinde Sasanî kralı I. Kawād’ın (488-531) emriyle İran coğrafyasındaki kentlerin ve ülkelerin sayıldığı ‘Ayādgār ī Šahrīhā (Şehirlerin Hatıraları)’ isimli bir kitabın yazıldığı notu bulunmasından dolayı, daha önceki bir tarihe yazılan metne dayandığı tahmin edilen Pehlewîce ‘Šahrestānīhā ī Ērānšahr’ adlı tarihî-coğrafî metinde, Behram Gur’un Mah/Media ve Nihavend taraflarındaki Wahrāmāwand’ kalesini kurduğu belirtilmiştir. Bu metnin latinize edilmiş versiyonunda Mah/Media, ‘Māy (!)’ şeklinde yazılmıştır.

Araştırmacılar ‘Medce’yı kullanmasa da, Med bölgelerinde ‘herhangi bir yazılı kaynağın bulunmamasına rağmen’ Elamca yazıtların bulunması ilginç bir durum olmalıdır.
Modern araştırmacılara göre; değişik zamanlarda, farklı kişiler tarafından yapılan eklemelerle oluşturulduğu anlaşılan Avesta metinlerinin (1. Yasna, 2. Yaştlar, 3. Visparad, 4. Horde Avesta, 5. Vendidad) ilkin ne zaman ve hangi dil/alfabe ile yazıldığı tam olarak bilinmemektedir. J. Oppert (1825-1905), Avesta adının Bîsutûn Yazıtları’nda ‘Abasthâm’ şeklinde geçtiğini ifade eder. Sasaniler ve sonrasında Pehlewice metinler ile bu metinlerden yapılmış olan Arapça çeviriler, Avesta’nın Med-Pers döneminde yazılmış olduğuna ve İskender tarafından yok edildiğine dair bilgiler barındırmaktadır. I. Hüsrev/Anuşirvan (saltanat: 531-78) hükümdarlığı döneminde yazılan ‘Dênkerd/DênKurd’ isimli kitabın IV. Bölümünde, Dârâ oğlu Dârâ’nın (III. Darius Kodomannus, sal: M.Ö. 336-331) Avesta ve Zend metinlerinin yazıya geçirilmesi emrini verdiği ve iki nüshadan birinin Krallık Hazinesi, birinin de Arşiv Kalesi’nde korunduğu bilgisi mevcuttur.

Modern araştırmacılardan Müşiru’d Devle de yukarıda ele aldığımız adlandırma sürecini ‘Eski İran Tarihi’ isimli eserinde şu şekilde özetlemiştir: “Birinci Daryus, Medlerin ülkesine ‘Made’ adını koydu ve Sasaniler döneminde bu sözcük ‘May’ olarak, İslâmî dönemlerde ise ‘Mah’ olarak telaffuz edilirdi, tıpkı Mahu’l-Basra ifadesinde olduğu gibi”7. Yahudi Benjamin b. Yuna et-Tutîle en-Nebârî, bölgeyi gezerek 1173 yılında yazdığı ‘Seyahatname (basım:1453)’sinde, Hemdenan’dan söz ederken ‘Tevrat’ta adı geçen büyük Madi şehridir’ demiştir. Ayrıca ‘Madi’den Konstantiniye’ye gelen tüccarların bulunduğundan söz etmektedir.

‘Mah’ kelimesi İslam’ın ilk dönemlerinde Medlilere denildiği gibi, aynı dönemde onlara Pehleviler ülkesi de denilmekteydi. Dağlık bir bölge olması hasebiyle, ki Fars Körfezi’nden Azerbaycan’a uzanan Zağros Dağları bulunmaktadır, genelde Arapça eserlerde coğrafî bir terim olarak ‘Cîbal’, Farsça eserlerde ise ‘Kuhistan’ kullanılmıştır. 10. asırdan itibaren ‘el-Cibal’ yaygınlaşmadan önce bölgenin tümü için ya da bir kısım şehirler için ‘Mah’ kullanılmıştır.
1905 yılında ‘Doğu Hilafetinin Memleketleri: Mezopotamya, İran ve Orta Asya -İslam Fetihlerinden Timur Zamanına Kadar’ adlı yapıtını yayınlayan Guy Le Strange (ö.1933); İbn Hurdâzbih (ö. 864), İbn Kudâme (ö. 880), Yakûbî (ö. 891), İbn Serâbiyûn (ö. 903), İbn Rüste (ö. 903), İbnü’l Fakîh (ö. 903), Mesûdî (ö. 943), İstahrî (ö. 951), İbn Havkal (ö. 978), Mukaddesî (ö. 985), Nâsır-ı Hüsrev (ö. 1047), İdrîsî (ö. 1154), Yâkût (ö. 1225), Kazvînî (ö. 1275), Ebü’l Fida (ö. 1321), Hamdullah el-Müstevfî (ö. 1340), İbn Batûta (ö. 1355), Hâfız-ı Ebrû (ö. 1417) ve Kâtip Çelebî (ö.1600) gibi birçok yazarın Arapça, Farsça, Osmanlıca eserlerine dayanarak Cibâl/Medya için şu ifadeleri kullanmıştır: ‘Batıdaki Mezopotamya düzlüklerinden doğudaki büyük İrân çölüne doğru uzanan, Rûmların Media adını verdiği geniş dağlık bölge Arap coğrafyacıları tarafından ‘dağlar’ manasında Cibâl eyaleti şeklinde bilinirdi. Şunu açıkça söyleyebiliriz ki, Doğu kaynaklarındaki ‘Cîbal’ ile Batı kaynaklarındaki ‘Med’, her ne kadar sınırları farklı olsa da aynı şeyi ifade etmiştir.

About Çand Name

Edîtorê malperê - 1 (Nivîsa bar dike, sererast dike û diweşîne)

Check Also

Kürdistan Teali Cemiyeti’nin Lideri Seyyid Abdülkadir

Nivîskar: Occo Mahabad Hakkâri’nin Şemdinli ilçesinde bulunan Nehrî Tekkesi, bölgenin dini ve siyasi tarihinde önemli bir yer edinmiştir. Tekkenin kurumsallaşmasını sağlayan Seyyid Taha Nehrî (v. 1853) Kürt coğrafyasına gönderdiği halifeler ile bölgede Nakşbendî-Halidîliği yaymada öncülük etmiştir. Seyyid Salih’ten sonra tekkeye postnîşîn olan Seyyid Taha’nın oğlu Şeyh Ubeydullah Nehrî (v. 1883) döneminde, tekke siyasi bir hüviyet …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir