İsmail beşikçi hocanın Nezir cibo’nun Pencenariler kitabı hakındaki yazısında;
Nezirê Cibo’nun, Kürd tarihinde Garzan ve Pencinarîler kitabında, bu süreçlere ilişkin çok zengin olgular, olgusal ilişkiler, analizler var. Tarihsel süreçlerin, bugün yaşanan olgularla, olgusal süreçlerle bağları, uzantıları da ele alınıyor.
Araştırmacı yazar Nezirê Cibo, bu kitapta, Mala Faro’yu inceliyor. Bu ailenin üç önemli ismi etrafında, ilişkileri değerlendirmeye çalışıyor. Bu üç isim, Bişarê Çeto, (1871-1914), Cemilê Çeto (1877-1926), Ehmedê İskan (1890-1932) dir. Mala Faro’nun kendi içindeki çatışmalar, Mala Faro’nun devletle ilişkileri, bu üç isim etrafında ele alınıyor.
Bu dönemde, Pencinar’ın reisi Cemilê Çeto’ydu. Bişarê Çeto, 1914’de, Bitlis yöresinde, Ruslarla savaşırken yaşamını yitirmişti. Mala Faro’nun reisi artık, Cemilê Çeto’ydu.
Mîr Bedirxan’ın oğulları, Kamil ve Abdurrahman beyler, bağımsız Kürdistan için mücadele eden başlıca kişilerdi. Onlar, Kürdistan’ın bağımsızlığı konusunda Ruslarla ilişki içindeydi. Onlar, bu önerileri, Kör Hüseyin Paşa, Cemilê Çeto gibi bazı Kürd aşiret reislerine, şeyhlere iletmişlerdi. Bunlar, İslam’ın namusunu koruma, İslam ülkelerinin, düşman çizmeleri altında ezilmesine karşı olma anlayışı içinde, bu önerilere şiddetle karşı çıkıyorlardı (s. 134-135). Düşmanlar, İngilizler, Fransızlar, Ruslar, Ermeniler, Rumlar, Süryaniler, Pontuslar… idi.
Cemilê Çeto’nun idamı, kanımca, Pencinarîler’in, potansiyel bir tehlike oluşturmaları nedeniledir. 1925 direnişinin bastırılması döneminde, devlet, Pencinarîler’e çok yoğun bir baskı uygulamıştır. Bunun nedeni olarak devlet, 1925 direnişinde, Pencinarîler’in devletin yanında aktif bir şekilde yer almadıklarını göstermektedir. Nitekim Pencinarîler’in evleri yakılmış, yıkılmış; evler, içindeki eşyalarla birlikte yakılmıştır. Pencinarîler, sürgünlerle, cezaevleriyle, takibatlarla dağıtılmış, etkisiz bir hale getirilmiştir. Cemilê Çeto’nun dört oğlu, çatışmalar sürecinde, takibat sürecinde öldürülmüştür. Geriye 1922 doğumlu, en küçük oğlu Çeto kalmıştır.
Cemilê Çeto 1926’da, 184 kişi ile birlikte yargılandı. 184 kişinin çok büyük bir kısmı Pencinarîler’den…. 184 kişi arasında, Cemilê Çeto dahil, hiç kimse Türkçe bilmemektedir, hiç kimse okur yazar değildir (s. 173, 189, 215).
184 kişinin davası, bir günde iki celsede tamamlanmış, hüküm açıklanmıştır. Hükmün açıklanması da çok kısa olmuştur.
O gün, mahkemede, duruşma salonunda, sanıklar, görevlilerin direktiflerine göre oturtulmuşlardır. Hükmün açıklanmasında sanıkların adı okunmamıştır. 1 ve iki sandalye idam, 90’a kadar sandalye 15 yıl kürek cezası, 90’dan sonraki sandalyeler beraat…
Beraat olduğu söylenenler arasında vefat edenler de vardır. Bunların ölümleri cezaevlerinde gerçekleşen ölümler değildir. Çatışmalar sırasında, sorgu ve tutuklanma sırasında zaten öldürülmüşlerdir; 34 kişidir. Cemilê Çeto ile birlikte idam edilen kişi, Zirikî aşireti reisi Kadri’dir. 2 numaralı sandalye’de oturtulan bu aşiret reisi, aslında devlete yardımcı olan bir Kürd’dür. Potansiyel tehlike oluşturduğu için idam edildiği söylenebilir.
Cemilê Çeto’nun idam hükmü aldıktan sonra, o güne kadar, devlete yardımcı olma tutumundan dolayı çok pişman olduğu, Bağımsız Kürdistan diyenlerle neden sağlıklı ilişkiler kurmadığı için hayıflandığı, ‘Cemilê Çeto söylediği meşhur sözünü ağzından düşürmediği söylenir.
Ailesi ve aşiret üyelerinin 15 yıl kürek cezası, Tokat, Kastamonu, Sinop, Amasya, Çorum, Yozgat, Çankırı, Denizli, Muğla, Manisa gibi illerde cezaevlerinde infaz edilmektedir (s. 249-258).
Burada önemli bir konu ve ayrıntı üzerinde durmak gerekir. 184 kişi içinde, Cemilê Çeto dahil, hiç kimsenin Türkçe bilmediği, okur yazar olmadığı vurgulanmıştı. Cemilê Çeto’nun, çeşitli kurumlara, kişilere, aşiret reislerine, şeyhlere mektuplar yazdığı belirtilmişti. Bu mektupları, sekreteri Hıristiyan Hanna yazmaktadır (s. 173, 189).
Şu durumun vurgulanması da gerekir: Bütün bunlara rağmen, Cemilê Çeto’nun, benzer aşiretlerin, devletle ilişkilerinde Kürd diliyle ilgili bir talepte bulunmamaları dikkat çekmektedir. O dönemde de milli haklar talep eden Kürdler, aşiretler az da olsa vardı. Fakat onlar, öbür aşiretler tarafından etkisiz kılınıyorlardı.
Pencinarîlar de dağıtıldı. Artık, eski 3000 silahlı adamdan eser kalmamıştı. Bunlara rağmen Mala Faro’dan Ehmedê İskan, 15 silahlı adamıyla, direnişini sürdürüyordu. Sason’da, Mala Aliyê Ûnis’a katılarak mücadeleyi sürdürme kararındaydı. Mala Aliyê Ûnis Sason- Kozluk çevresinde, Kürd milli hakları için mücadeleyi yürüyordu.
1930’larda, devlet, bu direnişçileri ele geçirmek için ödüller koydu. Ehmedê İskan’la birlikte olan ve başlarına ödüller konan direnişçiler de vardı. Qoyi, Şemso, Reyso bunlardan üçüydü.
Bir çatışmada, askeri birlikler, Qoyi’yi ve Şemso’yu ölü olarak ele geçirdiler. Reyso ise, Emin ve Mihemedo isimli iki akrabası tarafından öldürüldü. Emin ve Mihemedo’nun amacı, Reyso’yu öldürüp başı için konan ödüle sahip olmaktı.
Emin ve Mihemedo akrabaları Reyso’yu bir pusuda öldürdükten sonra, başını keserler. Ve kestikleri başı bölgedeki tabur komutanına Zoq Tabur Komutanı’na götürürler. Reyso’nun başını Zoq Tabur Komutanı’nın masasının üzerine koyarlar. Tabur komutanı kesik başın Reyso’ya ait olduğuna iyice kanaat getirir. Emin ve Mihemedo tabur komutanından ödül beklemektedir. Reyso’nun başı için konan ödülü, parayı beklemektedir. Büyük bir iş yapmanın, görevi yerine getirmenin heyecanı içindedir.
Zoq Tabur Komutanı, askerlere, bu iki kişinin götürülmesini emreder. Askerler Emin’i ve Mihemedo’yu açık araziye götürür. Zoq Tabur komutanı Emin’i ve Mihemedo’yu açık arazide kurşuna dizer, Reyso’nun, Emin’in ve Mimemedo’nun sırığa geçirilmiş kesik kafalarını hükümet konağının önündeki alanda sergiler (s. 218-219).