Her Ulus Kendi Kaderini Tayin Etme Hakkı!

Kendi geleceğini belirleme hakkı yalnızca ulusun kendisine aittir; kimse ulusun hayatına zorla müdahale etme, okullarını ve diğer kurumlarını yok etme, gelenek ve göreneklerine saldırma, dilini baskı altına alma ve özgürlüklerini kısıtlama hakkına sahip değildir.

“Emperyalizm koşullarında yalnızca ulusların kendi kaderini tayin hakkı değil, siyasi demokrasinin bütün temel talepleri ancak kısmen uygulanabilir, üstelik çarpıtılmış ve istisnai olarak. Fakat bundan, hiç de sosyal demokratların bütün bu talepler için acil ve kararlı bir mücadeleden vazgeçmeleri gerektiği sonucu çıkmaz-sosyal demokratların böylesi bir mücadeleden vazgeçmeleri sadece burjuvazi ve gericiliğin ekmeğine yağ sürecektir”

Geçtiğimiz yüzyıl korkunç boyutlara ulaşan insan hakkı ihlallerinin ve bu ihlallere karşı çetin mücadelelerin sahnelendiği bir devir olarak insanlık tarihine geçti. Hak mücadelesi sadece bireysel hakların tanınması ve muhafaza altına alınması için verilmedi; kolektif nitelikteki insan hakları da uğruna mücadele verilen bir cephe oldu. Kolektif nitelikteki insan haklarından halklara özgürlük ve bağımsızlık umudu olanı tartışmasız şekilde halkların kendi kaderini tayin hakkı olmuştur.

Hukuk devleti deyince ne anlıyoruz? Birkaç cümle ile bunun yapısal özelliğini vermek lazım. Hukuk devleti, kanunlarla yönetilen ve çıkardığı ka­ nunlara bizzat kanunları ortaya koyanların da uyduğu bir devlet demektir. Hu­ kuk devleti sadece kanunları olan devlet değil… Kanunsuz hiçbir devlet yok. Fi- ravun’un da yönetiminde kanunları var. Hukuk devleti, bizzat devletin de kanun­ ların denethninde, onlara bağlı ve bağımlı olarak icraatta bulunduğu, sultayı kul­ landığı bir anlayış ve bir devlettir.

Bunu sağlamak için, bu noktadan insanlığa bir perspektif vermek için Kur’an’ı Kerim “sıra i-i müstakim” meselesini gündeme getirirken ilginç bir tesbitte bulunuyor. Biliyorsunuz sırat-ı müstakim; her şeyin kıvamında olduğu hakikat yolu, realite yolu, denge yolu, mutluluk yolu demektir. Kelime anlamıy­ la herşeyin kıvamında olduğu yol demektir. Kur’an-ı Kerim, mensuplarından her gün Cenab-ı Hakk’a “bizi sırat-ı müstakim üzerinde tut” diye dua etmelerini isti­ yor. Fakat başka bir şey var Kur’an-ı Kerim’de, dikkat edin.

Cenab-ı Hakk, insanı üzerinde olmak için niyazda bulunmaya çağırdığı suat-ı müstakîm’i bizzat Allah’ın da takip ettiğini söylüyor. Hûd Suresi’nde ga­ yet açık ifade edilmiştir: “Hiç şüpheniz olmasın k i , benim Rabbim sırat-ı müstakim üzeredir.” (Hûd, 56) Hz. Peygamber’üı sözünü bilirsiniz, “Allah’ın ahlaki ile ahlaklarım.” Bu nedir diye insanlar düşünür. Biz de düşünmüşüzdür. Yani Kur’an-ı Kerim insana önerdiği ahlakı bizzat Cenab-ı Hakk’ın “Sünnetul- lah” halinde kendisinin yaşadığmı söylüyor. Bu kadar açık. Yani Cenab-ı Hak bile insana önerdiği şeyi bizzat kendisi yaşıyor. Cenab-ı Hak aklnııza gelebilecektir bütün piramitlerin tepesinde olduğuna göre aşağıya doğru hangi zeminde ve boyutta olayı ele alırsanız alın, insana birey ve toplum olarak dikte edilen şeyle­ ri bizzat dikte edenlerin de aynı şekilde yaşayıp yaşamadıklarını takip etmek zo­ rundasınız.

Bence hukuk devletimn ilahî prensipler açısından bağlı olduğu zaman üs­ tü boyut ve mâna burada vardır. Hukuk devletinde bizzat devlet, yürürlükte olan kanunlara uyar. O kanunlar, o devlet o kanunları çıkardığı halde devleti de mu­ rakabe eder, devleti de hizaya getirir, devleti de hesaba çeker. Yoksa her kanunu olan devlet hukuk devleti olmaz. Kanunlara ıiayet eden devlet, kanunlara göre iş yapan devlet, kanunlara göre yaşayan ve yaşatan devlet hukuk devleti olur. İlk tesbit bu.

İkincisi, bu kanunlar hukuk devletine, hukuk devleti olma vasfını veren temel kanunlar- biz bunlara “hukuk devletinin normatif güvenceleri” diyo­ ruz, prensipal güvenceleri diyoruz, hukukî güvenceleri diyoruz- o ülkedeki bü­ tün hukuk hayatına egemen olan temel prensiplerdir. Bu normatif güvenceler, prensip halindeki güvenceler de hukuk dilinde “anayasa” ile ifade edilir. Bun­ ların kümelendiği yer anayasadır. Ve hukuk devletinde, hukukun ve devletin üretmek ve yaşatmak zorunda olduğu adaletin zaman üstü prensipleri, değişmez ve değişmesi teklif dahi edilemez prensipler halinde anayasada yer alır. Bütün anayasalarda bu vardır. Bunların değiştirilmesi dahi teklif edilemez. Bunlara bir mânada biz “hukukun olması gerekenleri” diyoruz.

Kur’an-ı Kerim bu, “olması gerekenleri” tesbitte evrensel hayat realiteleri­ ni, insanın bağlı olduğu varlık kanunlarını ifade eden prensiplere atıf yapar. Bunlara “kelimetullah” diyor Kur’an-ı Kerim. Yani Allah’ın kelimeleri. Bunla­ rın hukuk alanına taalluk edenlerini “adi” (genel adalet) kelimesi ile ifade eder. Bilim alanına taalluk edenlerini “sıdk/doğruluk/gerçeklik” kelimesi ile ifade eder. Ve prensibi şöyle verir: “Rabbinin kelimesi/sözü, adalet ve doğruluk olarak, gerçeklik olarak tamamlanmıştır.” (En’am, 115) Evrensel, değişmez prensipler tamamlanmıştır. “O’nun kelimelerinin değiştirilmesi söz konusu değildir.”

Hukuk devletinin olması gerekenleri veya daha genel bir ifade ile insan hakları Kur’an’ın perspektifine göre bir sosyal mukavele ürünü değildir. Bir kontra sosyal veya akt sosyal ürünü değildir. Ne demek bu? İnsan hakları ve hukuk devletinin bağlı olması gereken prensipler, insana insanın lütfü de­ ğildir. Bizzat hayatın üzerine oturduğu ilahî prensiplerdir. Kur’an-ı Kerim bura­ da insan ile Allah’ın zaman öncesi mukavelesinden bahsediyor. Kur’an’da “mî- sak” denen, ezelî ahd denen, insan ile Allah’ın zaman öncesi bir mukavelesine oturuyor insan haklan.
İnsan, daha bu dünyaya gelmeden, insan hakları ve insanın sorumlulukla­ rı bakımından bizzat hayatı ve insanı vareden kuvvetle bir mukavele yapmıştır. Kur’an-ı Kerim insanoğlunu dünya hayatında bu mukaveleye vefasızlık etme­ meye çağırıyor. Esasında dinin mânası da budur. Onun için siz ahde vefa deyip degeçmeyin. “Ahde vefası olmayanın imanı yok.” diyor Hz. Peygamber. Kur’an’da 8-9 tane ayet vardır bunu ifade eden. Mümini tanımlayan ayetlerde “onlar ahdlerrni nakzetmeyen ve ezelî misaka sadık kalan kişilerdir” deniyor, (bk. Ra’d, 19-21) Âdeta imanın tanımını vermiştir. Bir benlik, yaz-boz tahtası gibi sürekli bir biçimde söylediklerini çiğneyen ve aksini yapan bir tablo ortaya koyuyorsa bunda ne hukuktan ne haktan ne insandan ne ilahî yapıdan ne de ev­ rensel prensiplerden bahsetmek mümkün olur.

18.04.2023
İlham Baraç

About ziman

Edîtorê malperê - 2 (Nivîs sererastkirin û weşandinê dike)

Check Also

Türkiye’de bir ilk: “Kürt Tarihi” kitabı bir devlet üniversitesinde ilk defa basıldı

Necmettin Erbakan Üniversitesinde, öğretim görevlisi Prof. Dr. Bekir Biçer tarafından yazılan kitap, uluslararası yayınevi belgesine sahip olan, Neu Press (Necmettin Erbakan Üniversitesi Yayınları) tarafından  2. baskısı çıktı. Bu zamana kadar ilk defa “Kürt Tarihi” kitabı bir devlet üniversitesinde veya yayın organlarında basılmamıştı. Bekir Biçer’in Kürt Tarihi adlı kitabı, Kürtlerin tarihini derinlemesine ele alan ve bu konuda önemli …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir