BAYTAR NURİ DERSİMİ VE ONUN İNTİKAM ÇAĞRISI ÜZERİNE…

Kürt namusuna sürülen lekeyi temizlemek için; İNTİKAM!…
Süngülenen yüzbinlerce kürt yavrularının feryadını dindirmek için; İNTİKAM!….
Girdaplara atılan, ateşlerde yakılan gelin ve kızlarımızın Kürdistan âfakında oğuldayan eninlerini teskin için; İNTİKAM ! …
Darağaçlarının altında ölümü kahramanca selamlayan, «Yasaşın hür ve müstakil Kürdistan ! » diye haykırarak şehadet tacını giyen binlerce vatan kurbanlarının gayelerini tehakkuk ettirmek için; İNTİKAM!.
Kürt diyarında uluyan sırtlan ve çakallar ırkının mülevves vücutlarından Kürt vatanını tathir için;
İNTİKAM !… İNTİKAM… İNTİKAM!…
Yukarıdaki intikam çağrısı “Baytar Nuri” olarak bilinen Kürt milliyetçiliğinin önemli kişilerinden Dr. M. Nuri Dersimi’nin (1890-1973), Kürt gençliği için yazdığı hitabenin bir bölümünde geçmektedir.
Bu hitabeyi özellikle Dersimi’nin tüyleri diken diken eden kendi sesinden dinlediğinizde her satırında “kısas” isteyen bir intikam arzusuyla karşılaşıyorsunuz..
Dinlerken; Nuri Dersimi gibi eğitimli bir kişinin intikam yeminiyle insanları ölmeye ve öldürmeye çağırmasını anlamakta zorlanabilir, yadırgayabilir ve bir dava adamına, inanmış coşkun bir ruh eşliğinde intikam çağrısı yaptıran bu kinin kaynağının ne olduğunu merak edebilirsiniz.
Hangi neden veya ruh hali entellektüel bir insana bu yadırgatıcı intikam çağrısını yaptırtabilir?
Bunun nedenini, Nuri Dersimi’nin kendisini ve uğruna ömrünü harcadığı halkının yaşadığı ağır trajedide aramak gerekiyor….
Çünkü yaşadığı trajediyi bilmeden Nuri Dersimi’ yi anlayamazsınız…
O, 83 yıllık hapis, sürgün ve katliamlarla dolu uzun ve acılarla dolu bir hayat yaşadı…
Bu acı hayat; 1890 da Dersim Hozat’da dünyaya geldikten kısa bir süre sonra anne ve babasının ayrılması ile başladı…
Üvey bir anne ile zor bir çocukluk geçirdi.
Temel eğitimini ailesinin yanında aldıktan sonra Harput’da İdadiyi (lise) okudu. Ekim 1911’de İstanbul a giderek Sultanahmet’teki Mülkiye Baytar Mektebi Alisi’ne (Veteriner Okulu) kaydoldu.
İstanbul’daki öğrencilik yıllarında Kürt siyaseti ile aktif olarak ilgilendi. Önce Kürt Talebe Hevî Cemiyeti’ne girdi ardından da 1912’de kurulan Kürdistan Muhiban Cemiyeti’nin umumi kâtipliğini (genel sekreterlik) yaptı.
1914’te I. Dünya Savaşı’nın başlaması üzerine son sınıftayken yedek subay olarak askere alındı.
Savaş bitiminden sonra yeniden İstanbul’a dönerek eğitimine devam etti ve 22 Eylül 1918’de okuldan mezun olarak Veteriner Hekim oldu.
Aynı yıl Kürdistan Teali Cemiyeti’ne (KTC) katıldı.
O artık Kürt ulusal mücadelesinin “Baytar Nuri”siydi.
Kürt Teali Cemiyeti tarafından örgütleme çalışmaları yapmak amacıyla özellikle Seyyit Abdulkadirin çabalarıyla Haziran 1919’da Koçgiri’ye gönderildi.
Koçgiri bölgesinde; KTC nin Koçgiri sorumlusu Alişêr Efendi, Koçgiri bölgesinin lideri Mustafa Paşa’nın oğulları olan Haydar ve Alişan Beyler ile birlikte KTC adına yoğun bir örgütlenme çalışmaları yaptılar…
Dersimi, 1920 de kısa bir süreliğine tutuklanıp zincire vuruldu. Ama bu durum onu amaçlarından vazgeçiremedi.
Koçgirideki Kürt lider kadrosu Ankara’daki Mustafa Kemal hükümetine gönderdikleri ültimatomda; Serv Anlaşmasının hükümlerinin uygulanması ve Bağımsız bir Kürdistanın Kurulmasını talep ettiler.
Talepleri olumlu karşılanmayınca da 6 Mart 1921 de Koçgri İsyanını başlattılar.
İsyan, Cumhuriyet tarihinin katiamları ile meşhur en acımasız ikilisi olan Sakallı Nurettin Paşa ve Topal Osman tarafından 4 ay içinde kanlı bir bastırıldı…
Katledilenler arasında Dersimi’nin küçük yaştaki oğlu Ali de vardır.
Bu isyanın en önemli tarihsel yanı; Alevi Kızılbaş Kürtlerin mezhepsel farklılık gözetmeksizin tüm Kürtler için bağımsızlık istedikleri “Ulusal bir isyan” olmasıdır. Ayrıca KTC tarafından Koçgiriye gönderilmiş ve günümüzde son şeklini almış olan Kürdistan bayrağı tarihte ilk defa bu isyan da dalgalanmıştır…
İsyanın yenilgiyle sonuçlanması üzerine, başta Alişêr ve Nuri Dersimi gibi lider kadrolar olmak üzere binin üzerinde savaşçı Dersim dağlarına çekildiler…
Burada başta Seyit Rıza olmak üzere Dersimdeki dini ve aşiret liderlerinin örgütlenme çalışmalarında bulundular.
Buna rağmen Nuri Dersimi ve Alişêr; yıllarca uğraşmalarına rağmen Seyit Rızanın önderliğinde Dersimdeki aşiretleri bir araya getiremediler…
Dolaysıyla, Dersim’de; Koçgiriden gelen savaşçılar, devletten yana olan aşiretler ve Kürt ulusal mücadelesinin taraftarı aşiretler arasında birlikten yoksun yıllarca süren bir kaos yaşanıyordu.
Nihayet 1937 Mart’ında devletçe uzunca bir süredir hazırlıkları yapılmış olan “Dersim Tertelesi” bir provakasyon ile başladı.
Ağır bombardıman uçaklarının desteğinde kimyasal gaz kullanmaktan çekinmeyen büyük ve acımasız bir ordu; birlikten yoksun ve iç ihanetler sarmalındaki Dersim’e girerek 30 bin’den fazla insanı katletti.
Seyit Rıza ve Alişêr dahil İsyanın liderlerinin çoğu ya idam edildi, yada katledildi….
Binlercesi de sürüldü…
Nuri Dersimi bu katliamlar devam ederken 11 Eylül 1937 de önce Fransızların idaresindeki Hatay’a ardından Suriyeye kaçtı.
Suriyede Xoybun’un çalışmalarına katılarak siyasal mücadelesini sürdürdü. Ve aynı zamanda yakın Kürt tarihinin en önemli kaynaklarından olan “Anılarım” ve ” Kürdistan Tarihinde Dersim” adlı iki kitap yazdı.
Kaçarken Türkiye’de kalan eşi Suriye ye gelemedi. Bu nedenle, Suriyede kendisi gibi Dersimli olan Feride Hanım ile yeniden evlendi.
Son evliliğinden çocukları olmadı…
Kısa bir dönem Ürdün de Veterinerlik genel müdürlüğü yaptıysa da Türk hükümetinin baskıları ile Ürdün terk edip yeniden Suriye ye geri döndü..
Afrine yerleşip çiftçilik yaptı…
Ve 1973 yılında orada öldü…
Vasiyeti gereği gömülmeden önce cenaze konvoyu Halep deki Türk konsolosluğunun önünde dolaştırıldı.
“Ölmüş bile olsam size isyanım devam edecek, Benden aldıklarınızla rahat edemeyeceksiniz. Benden kurtuluşunuz yok” demek istiyordu adeta…
O; Koçgiri’den Dersim’e iflah olmaz bir “İsyancı”ydı. Cenazesini bile düşmanına karşı bir isyan aracı olarak kullanmıştı…
Ardından bir avuç Dersim toprağı ve yazdığı bir kitabı ile birlikte, ölmeden 10 yıl önce bizzat kendisi tarafından yaptırılmış olan mezarına gömüldü…
Nuri Dersimi, “İsyan” adlı şiirinde yaşadığı zor ama onurlu yaşamını şöyle dile getirir:
“Ne kadar uzuyor yollar…
Geçtiğim yollar…
Güzergahında ben, neler biraktim neler… Asfalt yerine kanımı yollara serdim
Yollara serdim ki sen geçesin ey yarının nesli
Eğilmeyen başların başında yürüdüm Yürüdüm ki bana bakasın
Benden ilham alasın
Ben ilhamımı asırlardan aldım Arnuslar’dan, Spartaküsler’den…
Bütün büyük asilerden…
Zillete boyun eğmeyen büyüklerden aldım
Anlımdan akan kanlarla
Kendime şeref tacı yaptım
Yürüdüm.. Yürüyorum… Yürüyeceğim.”
Nuri Dersimi’nin İntikam hissi ile dolu İsyankar ruh halini yaşadıkları acılar nedeniyle anlamak gerekiyor.
Çünkü O; bir insanda intikam arzusuna neden olabilecek her türlü zülmü yaşamıştı:
Ailesi darmadağın oldu…
Eski eşini geride yitirdi…
Tek çocuğu öldürüldü…
Kardeşleri kurşuna dizildi…
Dava arkadaşı Alişêr ve karısı Zerife’nin kafaları kesildi..
Seyit Rıza idam edildi…
Alişan Bey bombalı saldırıda öldürüldü…
Mücadele ettiği Koçgride (1921) ve Dersimde (1937-38) onbinlerce Kürt kurşuna dizildi…
Halkı mağaralara doldurulup ateşe verildi….
Bombardıman uçaklarıyla ve kimyasal gazlarla soykırım yapıldı…
Kadınların ırzına geçildi, hamile kadınların karınları deşildi…
Mallarına el konuldu, talan edildi…
Ve binlercesi de sürgün edildi…
Sadece Koçgiri ve Dersimde değil; Piran’da, Ağrı dağında, Zilan deresinde, Mutki de Bitliste, ve daha nice yerlerde halkı aynı akıbete uğradı…
Yaşadığı yüzyılda; yüzbinin üzerinde Kürt öldürüldü, onbinlercesi de sürgün edildi…
O; Kürtlerin uğradığı bu acıların birçoğunun hem tanığı, hem de mağduruydu…
Öldükten sonra bile peşindeki zulümden kurtulamadı….
Bir asır önce Koçgiride Kürtlerin ve Nuri Dersimi’nin peşine düşen zulüm; onu Dersimde, Hatay’da Ürdün’de ve Suriyede takip etmiş, ve sonunda onu Afrinde yattığı mezarda bulmuştu.
2018 yılında Afrine giren ÖSO çeteleri Afrin deki Hannan mezarlığındaki Nuri Dersimi ve Eşi Feride Hanım’ın mezarını kırıp yağmaladılar.
İşgalciler, mezara zarar vermekle kalmamış denilenlere bakılırsa Dersimi’nin kemiklerine dahi zarar vermişlerdi…
İnsanlığı utandıracak bir vahşet!…
Ne bitmez bir kin ve nefrettir bu?…
Birileri kendilerince Koçgiri ve Dersimden yarım kalan işlerini bitirmişlerdi… Ve Nuri Dersimi’nin şahsında Kürdlere olan düşmanlıklarını kusmuşlardı….
İşte bu nedenlerle; Nuri Dersimi kendisine ve halkına bu zulmü yapanlara karşı hissi davranıp Kürt gençliği için yazdığı hitabe de “İntikam” çağrısı yapar… Bu çağrı aslında son yüzyılda yaşadığımız trajedinin bir yansımasıdır…
Nuri Dersimi gibi büyük bir yurtseveri saygı ve minnetle anmakla beraber; Kürtler sağlıklı bir gelecek için duygusal değil rasyonel düşünmek zorunda…
Biz Kürtlerin, karşılıklı ve sonu gelmez kısır döngülerle süren bir İNTİKAM girdabına değil, acılarımızın ve maruz kaldığımız zulümlerin biteceği bir “ADALET”e ve “BARIŞA” ihtiyacımız var.
Çünkü;
İntikam hissi, insanın içini kemiren yakıcı bir ateş gibidir. Bizler intikam arzusuyla o ateşi harladıkça kendimize ve halkımıza zarar veririz…
İntikam duygusaldır, kişiseldir sınırı ve ahlaki boyutu tartışmalıdır. Ama adalet rasyoneldir, kişisel değildir ve içinde ahlaki ve hukuki değerler barındırır…
İntikam; kin ve nefret içerikli fiillerle bizleri muhataplarımızın seviyesine düşürür. Adalet ise onur, şeref ve hakaniyet gibi üstün erdemlerle bizleri yüceltir…
Ve İntikam, bir başka intikamı doğurur. Bize huzur getirmez. Ancak adalet sağlandığında HUZURA kavuşabiliriz.
O nedenle; İntikamı değil; ısrarla Adaleti isteyeceğiz… Barışı arayacağız..
Yine de İntikam mı istiyoruz?
“En güzel intikam; BAŞARILI olmaktır” der, Malcolm X.
O halde intikamımızı; kör bir döğüşte değil; başarılı bir mücadeleyle bir daha bu acıları yaşamayacağımız ve millet olmaktan kaynaklanan asgari haklarımızı elde ettiğimiz özgür bir dünyada arayacağız.
Bizim için “Başarı”; kimliğimizi, dilimizi ve kültürümüzü yaşatarak, milletimizin var olduğunu ve daima var olacağını tüm dünyaya göstermektir…
Bu; “Kürt anasını dahi görmesin” diyenlerden alacağımız en büyük intikam olacaktır
Adalete, Barışa ve kendimize ait bir dünyaya kavuştuğumuzda “Baytar Nuri” de mezarında rahatça uyuyacaktır…
Engin YILMAZ

About ziman

Edîtorê malperê - 2 (Nivîs sererastkirin û weşandinê dike)

Check Also

Türkiye’de bir ilk: “Kürt Tarihi” kitabı bir devlet üniversitesinde ilk defa basıldı

Necmettin Erbakan Üniversitesinde, öğretim görevlisi Prof. Dr. Bekir Biçer tarafından yazılan kitap, uluslararası yayınevi belgesine sahip olan, Neu Press (Necmettin Erbakan Üniversitesi Yayınları) tarafından  2. baskısı çıktı. Bu zamana kadar ilk defa “Kürt Tarihi” kitabı bir devlet üniversitesinde veya yayın organlarında basılmamıştı. Bekir Biçer’in Kürt Tarihi adlı kitabı, Kürtlerin tarihini derinlemesine ele alan ve bu konuda önemli …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir