İSYANIN, DİRENİŞİN VE UMUDUN BAYRAĞI: ÂLÂ RENGÎN

Türk ordusuna bağlı 6. Alayın komutanı Miralay Halis Bey, saklandığı odanın köşesinde pencereden içeriye giren zayıf ay ışığının yardımıyla köstekli saatine baktığında gün ağarmak üzereydi…
O ve komutasındaki 6. Alayın askerleri; İmranlı kasabasına saldıran Koçgiri Aşireti lideri Haydar Beyin komutasındaki Kürt güçleriyle tüm gece çatışmışlar ardından da geri çekilerek bulundukları bu hükümet binasındaki odalara sığınmışlardı.
Çatışmalarda her iki taraftan da ölü ve yaralılar vardı.
Miralay Halis Bey; Kürt güçlerinin kurşunlarından korunmak için odanın karşı köşesine saklanmış olan; Zara Kaymakamı Şakir Bey’in yanına sürünerek yaklaştı. Korku içinde titremekte olan kaymakamı kurtulacaklarına dair teskin etmeye çalıştıysa da başarılı olamadı. Tiremekte olan Kaymakamın sıkışıp kaldıkları bu odadan sağ kurtulabileceklerine dair bir umudu yoktu.
Yorgun ve bitkin vaziyetteydiler…
Önceki akşam hava kararmadan önce başlayıp tüm gece süren çatışmaların sonunda ayakta duracak ve tetik çekecek takatleri kalmamıştı. Silahlarını bile taşımakta zorlanıyorlardı…
İmralı’ya gelmelerinin büyük bir hata olduğunu geç de olsa anlamışlardı.
Kaymakam Şakir Bey ve Miralay Halis; beraberlerinde bir alay askerle birlilte Sivas valisinin emriyle bir hafta önce İmranlı ya gelmişlerdi.
Amaçları Koçgiride ki Kürt isyancılardan Baytar Nuri, Alişêr ve Alişêr’in komutanlarından Paşo’yu yakalamaktı…
Fakat kasabaya geldikten sonra asli görevlerinin dışına çıkarak yerel bazı Kürtlerle birlikte, yağma, tecavüz ve cinayetlerle halka zulmetmeye başlamışlardı…
Askerlerin zulümleri nedeniyle korku ve tedirginlik içide bulunan İmranlı halkı bu durumu Koçgiri aşiret lideri Haydar Bey’e iletmiş ve ondan yardım istemişlerdi.
4 Mart 1921 tarihinde Koçgiri aşiret reisi Haydar Beyin konağında bölgedeki diğer Kürt aşiret liderlerininde hazır olduğu görüşmede; Haydar bey onlardan; çatışmaları durdurmalarını, insanlara kötü davranmamalarını ve en kısa zamanda da kasabayı terk etmelerini istemişti. Kaymakamın yapıcı tutumuna rağmen Miralay Halis Bey, görüşmede cebinden bir kağıt çıkararak “Bu sizin ölüm fermanınızdır, sizlerinde sonu Ermeniler gibi olacak” diyerek Haydar Beyi ve oradaki bulunan Kürt aşiret liderlerini tehdit etmişti.
Bu küstahça tehtit sonrası görüşmeden bir sonuç çıkmaması üzerine kasabadan ayrılan Koçgirili Haydar bey, kendisine bağlı aşiret güçleriyle, bir gün sonra geri dönüp akşama yakın saatlerde İmranlı nahiyesini kuşatmıştı.
Şiddetli çatışmalar sonrası Kürt güçleri tüm kasabayı ele geçirirken kaymakam ve askerler hükümet konağının odalarına saklanarak canlarını kurtarmaya çalışmaktaydılar
Kaymakam; kendisini teskin etmeye çalışan Alay komutanı Halis Bey’e Kürt güçleri karşısında sıkışıp kaldıkları bu binada hiç bir şanslarımın olmadığını, bu odada ölmek yerine teslim olmaları gerektiğini önerdi.
Halis Bey, ilk önceleri itiraz etmesine rağmen bir müddet sonra başka çarelerinin olmadığını anlamış olmalı ki, bu öneriyi çaresiz kabul etti.
Sabaha karşı kaymakam, Alay komutanı ve 6. Alayın hayatta kalabilmiş tüm subay ve erleri teslim oldular ..
Nihayet, Kürt güçleri tüm gece süren çatışmalar sonrası 6 Mart sabahı İmranlı Nahiyesini ele getirmişlerdi…
Halkın ileri gelenlerinin isteği üzerine; İmralı’da halka karşı yapılmış olan cinayet, tecavüz ve yağma gibi kötülükler nedeniyle Miralay Halis Bey ve bazı devlet yanlısı ihanetçi bir kaç Kürt oracıkta infaz edildi.
Koçgrili Haydar Bey; infaz edilenlerin kanlı cesetlerine sonlarının onlar gibi olacağını düşünerek korkuyla bakan Kaymakama, esir subay ve askerlere korkuların aksine bir Kürt aristokratına yakışır şekilde müşfik ve centilmence davrandı.
Kaymakama, İstanbuldaki öğrencilik yıllarından edindiği düzgün Türkçesiyle; “Şakir bey, Bizler kan dökücü insanlar değiliz. Kürt halkının onuru ve ulusal hakları için mücadele eden insanlarız.. amacımız halkımızın özgür ve insanca yaşamasıdır.” dedikten sonra yerde yatan Miralay Halis Bey’in cansız bedeninin işaret ederek sözlerine şöyle devam etti;
“- Sakın bizi Ermeni ve Kürt sivilleri katleden bu soysuz çapulcu askerlerinizle karıştırmayın. Siz ve askerleriniz şu andan itibaren silahlarınızı bizlere bırakmak şartıyla serbestsiniz. Şimdi gidebilirsiniz ve hükümetinize; ulusal haklarımızı verdikleri takdirde onlarla barış içinde yaşamak istediğimizi, eğer vermezlerse onlarla savaşmak zorunda kalacağımızı çünkü bu haklarımızdan hayatımız pahasına vazgeçmeyeceğimizi iletiniz.” dedi…
Önde kaymakam olmak üzere esirler başları önlerinde kasabayı utanç içinde yürüyerek terk ederken; Haydar Bey, yanındakilere hükümet binasının direğindeki Türk bayrağının indirilmesini emretti.
Türk bayrağı indirilirken Haydar Bey;
İmranlı halkının meraklı bakışları arasında yanında getirdiği ve özenle muhafaza edilmiş olduğu anlaşılan bir bohçayı açarak içinden renkli bir bayrak çıkardı …
Bayrak üstte kırmızı, ortada beyaz ve aşağıda yeşil renkli üç şeritten oluşuyordu. Ortada ise sarı renkli bir güneş vardı.
Koçgirili Haydar Bey, yüz mimiklerine yansıyan büyük bir saygı ve mutlulukla elindeki bayrağı bir kaç defa öpüp alnına götürdü.
Ardından, meraklı ve şaşkın gözlerlerle kendisini izleyen İmranlı halkına dönerek:
” Kardeşlerim!… Bu gördüğünüz Kürdistan bayrağıdır. Bu bayrak; ulusumuzun, dilimizin, varlığımızın ve vatanımızın sembolüdür. Bu gördüğünüz üsteki kırmızı renk; asırlardır dökülen kanlarımızı; ortadaki beyaz, barışa ve huzura olan özlemimizi; aşağıdaki yeşil ise Kürdistanın dağlarını, ovalarını, nehirlerini ve ormanlarını temsil ediyor. Ortadaki güneş ise Kürt güneşidir. Aydınlık ve güneşli geleceğimizin müjdecisidir.
Eğer vatanımızda yaşayacaksak; bu gördüğünüz bayrağın gölgesinde onurlu ve özgür biçimde olmalı, bizlere katliam ve zulmü reva gören Rom’a Reş’in esiri olarak değil.!.. Kendi toprağımızda kendimlz olarak yaşamalıyız” dedi.
Hükümet meydanındaki kalabalık; Haydar Beyin; coşku dolu bu sözlerini pür dikkat dinliyordu. Anlattığı şeyler alışık oldukları bir konular değildi… Çoğu neden bahsettiğini dahi anlamamıştı. Bayrak, Vatan, Ulus, Özgürlük gibi konulara yabancıydılar …
Buna rağmen davasına inanmış bir adamın coşkulu ruh haliyle söylediği sözlerin yüreklerine dokunduğunu hissediyorlardı. Haydar Bey, sözlerini bitirdikten sonra elindeki bayrağı adamlarından birine vererek Türk bayrağının yerine göndere çekilmesini emretti…
Göndere çekilen Kürt bayrağı, renkleriyle meydandaki halkın ve silahlı Kürt güçlerinin içini ısıtmıştı…
Halk, kendilerine ve Kürtlüğe ait olduğu söylenen bu bayrağı ilk defa görmüş olmasına rağmen garip bir heyecan ve sahiplenme duygusuyla izledi…
Bu duygu; yüzyıllardır Farslar, Araplar ve Türkler tarafından işgal edilmiş olan ülkelerinde esaretin kırbaçları altında kendilerine ait değerleri yasaklanmış bir milletin özgürlüğe, huzura, ve kendileri olarak yaşamaya olan susamışlığıydı….
Meydandakiler bu susamışlıkla soğuk Mart rüzgarı eşliğinde direkte dalgalanan bu bayrağa bakıyor, ve zılgıtlar eşliğinde alkış tutuyorlardı…
Bu Kürt tarihinde bir ilkti…
Günümüzde Kürtlerin çoğunluğu tarafından ulusal bayrak olarak kabul edilen “Kürdistan bayrağı” tarihte ilk defa o gün dalgalandı…
Bu bayrak kendilerine ait bir ülkede özgürce yaşamak isteyen bir halkın umuduydu…
600 kişilik bir kuvvetle küçük blr kasabayı ele geçirerek başlamış zayıf bir umut olsa da, bir umuttu işte…!
Ve Koçgiri de dalgalanan o bayrak; Kürdün bağımsız ve kendi olarak yaşama umudunun sembolü olarak; Koçgiriden Ağrı’ya, Piran’dan Mahabad’a, Güney Kürdistandan Rojavaya kadar, elden ele, isyandan isyana; direnen bir halkın umudunun sembolü olarak günümüze kadar taşındı…
Yaptıkları her bir soykırım sonrası Kürtlerin düşmanları Alâ Rengîn’i ortadan kaldırdıklarını zannettiler… Ama O; soykırım ve katliamlara inat; ulusal kaderleri için küllerinden yeniden doğup başkaldıran bir halkın her bir direnişinde ve isyanında yeniden ortaya çıktı.
Bu yüzden Alâ Rengîn; DİRENİŞİN, İSYANIN ve UMUDUN bayrağıdır…
Ve bugün; İlk defa 6 Mart 1921 yılında Koçgiride dalgalanmış olan bu bayrak; o günden bu güne ulusal kimliğimizin en önemli parçası olarak yüreklerimizde, evlerimizde, dağlarımzda kısaca tüm Kürdistan coğrafyasında onurla dalgalanmaktadır..
Ve yer yüzünde tek bir Kürt kalıncaya ve özgürlük hayallerimiz var oldukça o bayrak da; umudumuzun ve direnişimiz sembolü olarak var olmaya devam edecektir.
GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE KÜRDİSTAN BAYRAĞI
İlk defa Koçgiri isyanında tarih sahnesine çıkmış olan bu bayrak; isyandan hemen önce İstanbul’dan Koçgiriye Kürt Teali Cemiyeti üyeleri Haydar Bey ve Baytar Nuri tarafından getirilmişti……
Kürt halkı için ulusal bir bayrak oluşturma çalışması ilk defa 1919 yılında Seyit Abdulkadir’in başında olduğu Kürt Teali Cemiyetinde yapılmış olmakla beraber;
1920 yılında Cemiyet içinde otonomcu- bağımsızlıkçı ayrışması yaşanması sonrası bağımsızlıkçıların Emin Ali Bedirxanın başkanlığında kurdukları Kürt Teşkilat-ı İçtimaiye Cemiyeti döneminde bayrağa son hali verilmiştir.
1920 nin yaz aylarında Sevr Anlaşması sonrası kurulması muhtemel Kürt devletine hazırlık ve tüm Kürtleri bir arada tutacak bir sembole olan ihtlyaç nedeniyle Kürt Teşkilat-ı İçtimai Cemiyeti üyeleri Mükslü Hamza, Vanlı Memduh Selim, Abdurrahhim Rahmi Zapsu, Mihri Hilav gibi kürt gençlerinin ortak çalışmasıyla oluşturulmuştur.
Fakat bayrağı tasarlayan asıl kişi Müküslü Hamza Bey ( 1892-1958) dir.
Bazı kaynaklar ise bu bayrağı ilk tasarlayanın Fanizade ailesinden olan ve Türkiye Cumhuriyeti Kurulduktan sonra sürgüne gönderilen150 likler listesinde olan ve Rewandız da yaşamını yitiren Fanizade Zeynel Abidin (1884-1938) olduğunu yazar.
O dönemde yapılan bayrağın günümüzdeki bayraktan tek farkı ortadaki güneş ışınlarının sayısıdır. Günümüz bayrağındaki Kürt güneşinin Nevroz gününe ve yeniden doğuşa atıfta bulunan 21 adet ışığı varken o dönemde tasarlanan bayrakta ise 18 güneş ışığı vardı.
İlk tasarlanan bayraktaki güneş ışınlarının neden 18 adet olduğu, bu sayının neyi temsil ettiği konusunda elimizde net bir bilgi yok.
Bu sayının görsel olarak bir tesadüf olduğunu söyleyenlerde var; bunun Tarihteki 18 Kürt mirliğinin sayısını (doğrusu 16 dır) sembolik ettiğini söyleyenlerde…
1920 de yapılmış olan bayrağın orijinal bir numunesi ; Kürt Teşkilatı İçtimaiye Başkanı Emin Ali Bedirhan’dan oğlu Celadet Bedirxan’a ondan da kızı Sinemxan Bedirxan’a geçerek günümüze kadar ulaşmıştır.
Ve bu bayrak, günümüzde Kürt özgürlük mücadele tarihinin onurlu bir sembolü olarak Sinemxan Bedirxanın evinin duvarını süslemektedir.
Bu bayrağı Celadet Bedirxan ilk defa 1932 deki Hawar dergisinin 11. sayısında yayınladı.
Alâ Rengîn; 1927-1930 yılları arasındaki Ağrı dağındaki direnişte üzerinde değişiklik yapılarak iki farklı şekilde kullanıldı. Birinde, bayraktaki Kürt güneşinin ışınlarının şekli orjinalinden farklıydı; diğerinde ise güneşin üzerine Büyük ve Küçük Ağrı dağı vardı.
Mahabat Kürt Cumhuriyeti döneminde ise; bu bayrağın milli bayrak olarak ilan edilip Belediye binasına ilk defa asıldığı 17 Aralık 1946 da Kürt güneşinin etrafına Kalem ve Başak eklenmişti….
1992 yılında Kürdistan Bölgesel yönetimi tarafından Alâ Rengîn’in ortasındaki Kürt güneşi ışınlarının sayısı 21’e çıkarılarak ul
günümüzdeki son şekli verilmiş oldu.
Kısacası zaman zaman farklı değişiklikler yapılsa da Kürdistan Bayrağının ana renk ve teması 1919/1920 den günümüze kadar hep aynı kaldı…
Kırmızı rengi Kürdistan için dökülen kanları ve çekilen acıları, beyaz barışı ve huzuru, yeşil ise Kürdistanın doğasını , ortadaki 21 saçaklı Kürt güneşi ise Nevrozu ve Kürdün yeniden doğuşunu temsil etmekte…
Dolaysıyla bu bayrak “Kürdistan doğasında kendi güneşinin altında barış ve huzur içinde yaşamak isteyen bir halkın” umudunu temsil ediyor…
KÜRDİSTAN BAYRAK GÜNÜ
Günümüzde Kürdistan Bayrak günü ilk defa dalgalandığı Koçgiride ki 6 mart 1920 deki yıl dönümünde değil; ne yazık ki Mahabat Cumhuriyetinde ulusal bayrak olarak kabul edildiği tarih olan 17 Aralık 1946 yılının anısına 17 Aralık tarihinde kutlanmaktadır.
Umarım bu tarihi hata zamanla düzeltilir….
Kürtlerin geneli tarafından ulusal bayrak olarak kabul edilen bu bayrağa düşmanlık; aslında Kürde, onların mücadele tarihine ve onların ulusal değerlerine düşmanlıktır.
Asıl olarak Kuzeyli Kürtler tarafından tasarlanan ve ilk defa da Koçgiri de tarih sahnesine çıkmış olan bu bayrağı; bir partinin, bir ailenin yada bir bölgenin bayrağı olarak niteleyerek onu bölgesel bir seviyeye indirgemek Kürde ihanet değilse de kesinlikle cehalettir, tarih bilmemektir…
Dr. Engin YILMAZ
Çıkacak olan “İsyanlar, İhanetler ve Yenilgiler Ülkesinden Hikayeler…” kitabımda bir bölüm.

About ziman

Edîtorê malperê - 2 (Nivîs sererastkirin û weşandinê dike)

Check Also

Türkiye’de bir ilk: “Kürt Tarihi” kitabı bir devlet üniversitesinde ilk defa basıldı

Necmettin Erbakan Üniversitesinde, öğretim görevlisi Prof. Dr. Bekir Biçer tarafından yazılan kitap, uluslararası yayınevi belgesine sahip olan, Neu Press (Necmettin Erbakan Üniversitesi Yayınları) tarafından  2. baskısı çıktı. Bu zamana kadar ilk defa “Kürt Tarihi” kitabı bir devlet üniversitesinde veya yayın organlarında basılmamıştı. Bekir Biçer’in Kürt Tarihi adlı kitabı, Kürtlerin tarihini derinlemesine ele alan ve bu konuda önemli …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir