İran ve İran Kürdistanı ile ilgili yaptığım paylaşımlar sonrası; Perslerin, Partların, Sasanilerin, Nasturilerin neredeyse tüm İran ve Ortadoğunun Kürt olduğunu iddia eden bazı yorumlar okuyorum.
Yorumların bazıları kısmen doğru bilgiler içerse de, bir çoğu tarihi gerçeklerden kopuk iddialarla dolu.
Bu iddialara tümden karşı değilim. Aksine konuyu zenginleştirdikleri ve ufuk açıcı tartışmalarla entellektüel seviyeyi artırdıkları için bunları değerli buluyorum. Dolaysıyla bu katkıyı yapan arkadaşlara minnettarım.
Ayrıca İddia sahipleri son tahlilde haklı da olabilirler. Fakat böyle önemli konularda iddia sahiplerinin ellerinde bilimsel kriterlere uygun, mantıklı ve ölçülü delillerin olması gerekmektedir. Bir iddia ancak; ilmi standartlara uygun somut deliller ile ispat edilebilir.
“Ben dedim”, “ben böyle inanıyorum” bence böyle olmalı” “falan böyle diyor” ben böyle duydum” ” filan kitapta bunu gördüm” gibi soyut söylemlerle bir tarihi gerçek ortaya konulamaz.
Eğer iddia geçerli somut kanıt ile desteklenemiyorsa veya iddia edilen konu ilmi çevrelerce bilimsel olarak kabul görmemişse bu iddia mutlak bir gerçekmiş gibi başkalarına dayatılmamalıdır.
Ayrıca; ilmi olarak ispatlanamamış veya yaygın ilmi çevrelerce kabul görmemiş bir iddiaya inanmayanlara da “Kürt tarihini çarpıtıyor/ küçültüyor”; “sömürgecilerin ağzı ile konuşuyor” gibi ucuz yollu suçlamalar yapılmamalıdır. Bu tür bir suçlama etik olmadığı gibi milli ve vicdani de değildir.
Son yıllarda, özelliklede sosyal medyada; “güneş dil teorisi”ne inanan şovenist Türkçüler gibi bizde de hızlarını alamayıp herşeyi Kürtleştiren bir çevre oluştu.
İlhamını Pan-Türkist ve Pan-Arabist’ lerden alan ve onlar gibi her şeyi “Kürt” yapan bu Pan-Kürdist kişilere itibar etmiyorum.
Biz Kürtlerin bu tarz traji-komik bir hale düşmelerine de üzülüyorum…
Herşeyin Kürtleştiği bir Kürt tarihine de ihtiyacımızın olmadığını düşünüyorum…
Sizler gibi bende; Kürt Tarihinin kitaplar dolusu büyük imparatorluklarla dolu olmasını, en büyük medeniyetlerin bizim tarafımızdan kurulmuş olmasını veya dünyada ki en büyük ilmi keşiflerin bizler tarafından yapılmış olmasını isterdim..
Maalesef böyle bir tarihimiz yok…
Hal böyleyken; hayalcilik, duygusallık, ve zorlayıcı tevillerle gerçekdışı bir tarih uydurarak veya başkalarına ait olanlara el uzararak bir tarih bilinci oluşturamayız..
Gerçek, kalıcı ve ayakları yere basan bir tarih bilinci için; hayalcilikten ve yanlış bilgilerden kurtulmamız gerekiyor.
Tarihimizi abartmanın ve köpürtmenin bir gereği yok…
Tarihteki “herkesi” ve “her büyük devleti” Kürt yapmanın da bir gereği yok.
Bu türden davranışlar bir aşağılık kompleksinin varlığına işaret eder…
Ortada, velevki hoşumuza gitmeyen bir tarihimiz olsa bile; kendi tarihi gerçeklerimizi kabulenmeliyiz.
“Bize ait objektif tarihimiz” ile yüzleşmeli ve onunla yetinmeliyiz…
Belki bu sayede eksikliklerimizi görür ve aynı hatalara düşmemek için tarihimizden ders çıkarabiliriz…
Sormak gerekiyor; “Geçmişte Farslar, Araplar, yada Türkler kadar büyük devletler kuramamış olmak bizleri utandırıyor mu???
Bu bizi daha değersiz bir millet mi yapıyor?
O zaman neden hayali bir Tarih arayışına giriyoruz????
Üzülerek ifade etmeliyim ki; Bu gerçeklerden kopuk ve bize ait olmayan bir tarihi uyduranlar ya hayal aleminde yaşıyorlar veya geçmişimizden utanıyorlar.
Kürt Tarihi, sömürgecilerin tüm örtbas etmelerine ve intihallerine rağmen şuan ki bilgilerimizin de ötesinde daha şaşalı ve daha büyük bir geçmişe ve zenginliğe sahiptir. Bundan sizler kadar eminim…
Fakat bir diğer gerçekte şudur ki; bütün Ortadoğu Kürtlerden ibaret değil ve “Herkes” ve “Her devlet” de Kürt değildir…
Elbetteki sömürgecilerin bizden çalıp kendilerine mal ettikleri değerlerimizi araştıracak, bulacak, sahiplenecek ve “bize ait olanı” onlardan geri alacağız.
Ama bunu; ayaklarımızın yere bastığı ilmi kriterler ve doğru bir metod ile yapmamız gerekiyor.
Bunun temel metodu ise düşmanlarımıza benzememektir.
Bir kaç ses benzeşmesinden, çağrışımlardan ve tahminlerden yola çıkarak bir Kürt tarihini yazamayız.
İddialarımızı ilmi olarak ispat etmeli ve sonra da ona sıkıca sahip çıkmalıyız.
Aksi takdirde, bizden çalan karşımızdaki hırsızlardan bir farkımız kalmaz.
Saygılar Sunarım…
Engin Yılmaz