İran Seyahat-Namesi (6)

Hewraman Bölgesi – Palingan

Puya ile 450 bin tümene bizi Hewreman Bölgesi’ndeki Palıngan’a götürmesi noktasında anlaşıyoruz. Puya 32 yaşında master düzeyinde eğitimi olan, İngilizce ve Almanca öğretmenliği yapan genç bir devlet memuru. Hesen Zîrek aşığı (kendi ifadesiyle taparcasına seviyor) hamiyetli, karizmatik bir genç.

Palıngan Zagros sıradağlarının -eteklerinde değil- tepesinde ve kalbinde inşa edilmiş binlerce yıllık bir yerleşim yeri. Hani tablolara nakşedilmiş bir resim vardır. Her evin çatısı, öbür evin zemini olan köy. İşte bunlardan biri Palıngan. Ateşin ve güneşin mekanı. Bense çitaların ve kaplanların yeri anlamında Pılıngan diyorum (Pılıng kaplan, ‘an’ ise kaplanların çoğulu anlamını veren –ler, -lar ekidir).

Virajlı dağ yollarından ve Puya’nın bilgilendirici, güzel sohbetiyle Palıngan köyüne varıyoruz. Palıngan halkının temel geçim kaynakları hayvancılık ve turizm (Newroz zamanı Palıngan’da kalacak yer bulmak oldukça zordur). Palıngan girişinde iki katlı bir ev göze çarpıyor. Alt katı Sagros Müzesi ve girişi İranlılara 10 bin tümen yabancılara ise 20 bin tümen olacak şekilde bir fiyat belirlenmiş. Biz ‘yabancı’ olduğumuzu belirtip, ancak yabancı olmadığımızı binaenaleyh 10 bün tümen ile gezeceğimizi söylüyoruz (Politik tevriye sanatına dikkat :).

Müzeyi işleten Şerbet hanım ve eşi Aşur bey. Biz müzeyi gezerken biraz sonra Aşur bey de geliyor. Ben şaşkınlık ve hayret içerisinde –isminden dolayı- kendisinin Kürt olup olmadığı ikilemine giriyorum. (Bkz. Med-Ashur ilişkileri ve Medler’ce yakılan Asur’un başkenti Ninova (günümüz Musul’u). Aşur  bey de az değil, en az yedi ceddinin Kürt olduğunu ve tarih denilen şeyin biraz da yazar/erk tarafından belirlenmiş bir şey olduğunu söyleyip tarih felsefesine kapı aralıyor. Başka “Aşur” isminde kimsenin olup olmadığını sorduğumda Palıngan’da birinin daha olduğunu söyleyip, tebessüm ediyor ve hoş bir muhabbete kapı aralıyor. Biz Aşur beyin müzesinin yan tarafındaki büyükçe suiti/salonu 300 bin tümene bir gece kiralayıp, Palıngan’ın aşağısına Zagrosların kalbine doğru ilerliyoruz.

Her evin çatısının, diğer evin zemini olduğu köyün dağlarda nasıl da inşa edilmiş olduğuna hayret ile bakarak köyün sonuna doğru ilerliyoruz. Köyü geçerken dikkatimi en çok çeken husus kiralık ev ve suitlerin fazlalığı oluyor. Nitekim Zagrosların kalbinden akan suyun hayat verdiği bu köy biraz da İranlı ve İranlı olmayan turistlerin akını ile özellikle Newroz zamanı dolup taşıyor. Köyün sonuna, Zagrosların eteklerine vardığımızda turistler için nehrin sağ yanında yapılmış, üstü açık dinlenme odalarından birine yerleşiyoruz. Kendimize balık siparişi verip, suyun yanına geçiyoruz. Yediğimiz güzel yemeğin ardından çay ve nargile siparişi verip kendimizi tabiatın kollarına bırakıyoruz…

İkindi sonrası, akşama doğru yani gezme için en münasip zamanı seçerek Zagroslara doğru yürüyüşe geçiyoruz. Hani Türkiyede bir reklam filminde metafor kullanılmıştı. ‘Doğuya, daha doğuya, en doğuya’ diye. Benim de zihnimde, kalbimde ve bütün benliğimde geçen bir metafor oluştu o yürüyüş esnasında: Merkeze, daha merkeze, en merkeze…

Zagroslara tırmanırken insan ilginç hissiyata kapılıyor. Rabbini arar gibi. Kürdî antropolojinin ipuçlarını yakalamış hissine kapılıyor insan. Dağ ve Kürt, birbirileriyle birleşmiş, birbirleriyle bütünleşmiş iki isimden öte bir birlikteliğin metaforlarıdır adeta. Kürtleri tarihleriyle, sosyolojileriyle, aşiret ve medeniyet ilişkileriyle anlayabilmenin en anahtar kavramlarından biri bu dağlar olsa gerek, Dağlar yani bin kilometreyi bulan Zagros Sıradağları ve onun uzantısı ve versiyonları olan Karacadağ, Ağrı, Cudi…

Dağların kalbinden çıkan buz gibi su, geçtiği yerlere hayat bahşedip her yeri yeşillendiriyor. Dut, nar, elma ağaçlarının yeşermesine Palıngan gibi onlarca, yüzlerce köyün medeniyet merkezi olmasına vesile oluyor.

Dağlarında doruklarında bilirsin ki sen varsın. Sadece sen, sadece sana ait olan. Senden alınıp keybedilmek isteneni sana geri veren bir koruyucu olduğunu bilirsin. Sen ve koruyucun, sen ve sırdaşın, sen ve sevgilin. Bu diyalektik ilişki ve aşka en az beş bin yıllık tarih ile mühür vurulduğunu, ve bir akde dönüştüğünü ve ebedileştiğini bilirsin. Sen varsın ve sana yoldaşlık eden dağlar. Dağlar vardır, sana benzeyen ve senin benzediğin dağlar vardır. Haşmetiyle boyun eğmeyen ve bağrında Gülistanını barındıran Zagroslar vardır. Günün geç saatlerine kadar sevdiğimiz, sevgilimiz dağlar ile geçiriyoruz zamanımızı. Sonsuzluğu an’a döküp, zihnimizde resme döküyoruz sevgilimizi. Elvermiyor içimden, vazgeçmek dağlardan. Karanlık çökerken koynunda uyumak, doruklardan bir kayanın üzerinde güneşin doğumunu, İşraki aydınlanmayı temaşa etmek istiyorum. Geceyi en fazla sevdiğim ile, en sevgilim ile geçirmek istiyorum. Yıldızları saymak, yıldızlardan biri olmak, İşraki aydınlanma vakti güneşe dönüşmek istiyorum. Ruhun ebediyeti müşahade ettiği zamana ve mekana akmak istiyorum. Tarihin sıfır noktasında, zamana, mekana ve tarihe vurulmuş bir mühür olan Zagros sıradağlarının Palıngan cenahındaki aşk ve iştiyak sürevenimize, yol arkadaşlarımın da olması sebebiyle şimdilik elvede deyip Aşur beyin 3 km ötedeki evine doğru yol alıyoruz.

Aşur beyin evi, misafirlerin konaklaması adına muhteşem bir yer. Temiz ve güzel. 100 m2 bir salon, salonun içerisinde mutfak, küçük bir oda ve lavabo. Salonun ortasında klasik İran kliması. Çay olmadığı için Aşur beyden bize çay getirip, sohbetimize katılmasını rica ediyorum. Biraz sonra aromalı enfes bir çay eşliğinde geliyor Aşur bey. Kürdi kıyafetleriyle gece 23.00-02.00 arası kendisiyle sohbet ediyorum. Palıngan tarihi hakkında ilginç şeyler söylüyor. Kendi müzesinde sergilediği 2100 yıl öncesine ait olan bir bağ-bahçenin satış sözleşmesini de görmüştük. Sonrasında Asur krallarından 3. Sargon (ya da 4.) tarafından 2500 yıl önce dikilen 50 metre uzunluğundaki bir kaya parçası yazıtından bahsediyor. Bu dağların, mekanların alınması zor olduğundan ve Sargon bunu başardığından kendisini oraların ilahı olarak gören bir yazıt. 2500 yıl öncesine senetlenen… Aşur bey bir başka bilgi daha veriyor bana. Palıngan yöresinin, İslam’a çevrelerinden 400 yıl sonra İslamiyete girdiklerini zira buraların Müslümanlar tarafından zorla ve kılıçla fethedilmediğini kendi istek, mantık ve rızaları ile yaklaşık 400 yıl sonra İslamiyeti benimseyip, Müslüman olduklarını ifade ediyor. Yine kendi müzesinde sattığı, tarih doktoru tarafından yazılan “Palıngan’ın Coğrafi Tarihi” adlı çalışmada eskiden Rey (hemen hemen günümüz Tahran’ı) ile Palıngan arasında çoğunlukla Goran lehçesiyle (Kürtçe’nin belki de en eski lehçesi) konuşulduğunu söylüyor. Goran muhteşem bir dil. Şayet Goran dilinin akan bir pınara benzetirsek Farsça’nın yosun tutmuş, akmayan bir dil olduğu benzetmesini yapmam belki de olasıdır. Farsça içerisinde çokça ve yoğunca bulunan Arapça terkipler Farsça’nın kendisine ait mozaikliğini bozan bir husus olarak ifade edilebilir. Goran diline dönecek olursak. Osmanlı padişahı 2. Mehmet yahut meşhur ismiyle Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u alırken kendisine hocalık eden ve hatta kendisini dövme salahiyeti bulunan kişi Molla Gürani’dir (Goran’lı Molla). Bu açıdan Palıngan’ın Coğrafi Tarihi kitabındaki iddiayı Molla Gürani ile bir nebze de olsa temellendirmiş olabiliriz. Zira ünlü dil filozofu Witgenstein’in “dilimin sınırları, dünyamın sınırlarıdır” önermesinden hareketle Molla Gürani’nin Goran diliyle tekellüm etmek suretiyle tekemmül ettiğini ifade etmemiz tabii olsa gerek (Elbette insanın ilim ve dua vasıtasıyla tekellüm edebildiğini, öyle ki buradaki ilimden kastın tamamı olmasa da bir kısmının dile işaret edebildiğini de söylememiz mümkündür).

Hatırlarsanız Senendec’ten Plaıngan’a geldiğimizi söylemiştik. Aşur beyin söylediklerine göre Palıngan’ın sert ve virajlı yollar ve dağlar arasında olmasından dolayı, dezavanjlarından dolayı buranın insanlarının ilk olarak Kamyaran’a gittiklerini (Senendec ile Palıngan arası, Senendec’in ilçesi) Kamyaran’dan sonra Senendec’e gidip, binalar inşa ederek buraya yerleştiklerini söylüyor. Senendec Palıngan’dan aldığı bu mirası bir anlamda modern dünya ile buluşturup, çağın diline uyarlayan bir şehir olmuştur.

Palıngan, Hewreman bölgesinin en otantik köylerinden biri. Eğer Palıngan’ı bir cümle ile ifade etmek zorunda kalırsak “nev-i şahsına münhasır, kapitalist moderniteye meydan okuyan mistik Kürt köyü” şeklinde ifade etmemiz, ifadelerin en durusu olarak düşünülebilir.

Yüreğimin bir yanı Palıngan’da ve başka bir merkeze doğru yol almak için, Hewreman bölgesindeki diğer ihtişamlı bölgelere doğru yol alıyoruz.

-Devamı var-

Rıdvan Yıldız

instgram: ridvanyildiz2121

Hûn dikarin van nivîsan jî bixwînin.

KÜRTLERİ BÖLMENİN EN SİNSİ YOLU

KAVRAMLARI ÇARPITMAK.. Kürt milletini bölmek isteyenlerin kullandığı en tehlikeli yöntem silah değildir. Kavramları değiştirmektir. Bugün …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir