Araştırmacı-Yazar Murat Bora, Garzan’ın binlerce yıllık tarihini ve medeniyetler geçmişini Tahir Eren’e anlattı. Bölgenin bilinmeyen yönleri dikkat çekti.

Tahir Eren: Sayın Bora, öncelikle bu sohbet ve bilgi alışverişi için Garzan Kurtalanlılar Platformu adına teşekkür ederiz. İlk sorumuz tabii olarak Garzan ile ilgili olacak. Garzan Bölgesi, bildiğimiz gibi kadim bir tarihe sahip, sosyo-kültürel açıdan çok zengin olan önemli bir coğrafyadır. Geçmişten günümüze birçok uygarlığın yaşadığı ve bugün de bizlerin bu yolculuğu sürdürdüğü bu kadim toprakların geçmişi ve tarihi hakkında bizlere neler söyleyebilirsiniz?
Murat Bora: İlk başta bana bu fırsatı verdiğiniz için ben teşekkür ederim. Garzan Kurtalanlılar Platformu, yayınladığı akademik araştırmalar ve yaptığı tanıtımlar ile tarihimize ışık tutmaktadır. Böylelikle, büyük bir boşluğu doldurmakta ve gelecek nesillere değerli bir miras bırakma amacı gütmektedir. Bu amaç değerlidir ve desteklenmelidir. Çalışmalarınızın devamını dilerken, her türlü desteğimin de sizlerle olduğunu belirtmek isterim. Sorunuza gelince;

Evet, dediğiniz gibi Garzan Bölgesi kadim bir coğrafyadır. Hem tarihi, hem medeniyet geçmişi hem de sosyokültürel yapısı ile sadece bölge için değil, tüm dünya için bir insanlık mirasıdır. Kendim yaptığım saha araştırmaları ve okumalar sonucu, bu bölgenin malesef layık olduğu kadar bilinmediği ve değer görmediği gerçeği ile yüzleştim ve elimden geldiğince tanıtmaya, gelecek nesillere bilgi aktarmaya karar verdim. Bu amaçla yaptığım okumalar ve sözlü tarih dinletilerini elimden geldiğince paylaşmaya çalışıyorum.
Öncelikle Garzan Coğrafyasını tarihi ve coğrafi olarak belirtmemiz gerekir. Antik çağlardan bugüne değişik dillerde Xerzan, Arzanane, Arzan ve Erzen olarak kayıt altına alınan bölge, batıda Batman Çayı, doğuda Bitlis Çayı, Güneyde Dicle Nehri ve Kuzeyde ise Muş Ovası ile çevrili bir yarımada olarak tanımlanabilecek, bereketli topraklar ve su kaynaklarına sahip müthiş bir coğrafyadır. Doğu ve Batı Medeniyetlerini birbirlerine bağlayan ticari-askeri yollar üzerinde olması ve bereketli su kaynakları sebebiyle binlerce yıl boyunca hep bir mücadele sahası olagelmiştir. Buna rağmen ilk defa hayvanların evcilleştirildiği, ilk tarım faaliyetlerinin yapilmaya ve daha sonra, medeni şehirlerin kurulmaya başlandığı bölgelerin başında gelmektedir. Dünya tarihi boyunca uygarlık faaliyetlerin ilk başladığı yer olan bereketli hilalin kuzey yayının üstünde bulunması ve medeniyetin kuzeyden güneye yolculuğuna devam ettiğinin akademik olarak artık ispatı ile beraber, medeniyetin insanlık tarihininde Garzan civarından yayılmış olma ihtimali tartışılmaktadır. Özellikle Sason Hallan Çemi ve Dargeçit Boncuklu Tarla arkeolojik kazılarında bulunan eserler, yazının ilk haliyle Sümerlerden önce bu coğrafyada kullanıldığını ispat etmekte ve ilk köy yerleşim ve yaşantısının da keza buralarda başladığını ispata ye yeterli gelmektedir.
T. Eren: Sizin anlattıklarınızdan, Garzan Bölgesi’nin insanlık tarihinin ilk yerleşimlerinden biri olduğunu rahatlıkla şöyleyebiliriz o zaman. O dönemlerden sonraki tarihi süreci de anlatabilir misiniz?
M. Bora: Garzan, Neolitik dönem sonrası, sahip olduğu miras sebebiyle binlerce yıllık tarihi süreçte önemini hep korumuş ve birçok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Bölgede modern anlamda ilk şehirleşme girişimleri M.Ö. 3000lerde Hurriler dönemlerine tarihlenmektedir. Yani modern site devletlerinin kuruluş aşamasında yeralmaktadır. Daha sonra Mitanniler döneminde altın çağlarından birini yaşayan coğrafyamız, malesef Asur işgaliyle beraber büyük bir yıkımla yüzyüze kalmış ve uzunca bir süre belini doğrultamamıştır. Tarihin bilinen ilk köleci ve emperyalist imparatorluğu olan Asur İmparatorluğu’nun sömürü politikası ancak M.Ö. 7. yy.da Medlerin Keyakser öncülüğünde tarih sahnesine çıkması ve bölge halkları arasında siyasi bir birlik oluşturarak Asurluların egemenliğine son vermesi ile nihayete ermiştir. Garzan bölgesindeki halk da bu birliğe katılmış ve görece eski düzenine kavuşmuştur. Medler bir asır kadar sonra Persler iktidarı ele geçirmiş ve Kiros öncülüğünde sınırlarını Anadolu’ya doğru genişletmiştir. Garzan bu dönemde de gelişimini sürdürmüştür. Büyük İskender döneminde ise tekrar bir işgal ve saldırı rüzgarına maruz kalan bölge, iki yüzyıl boyunca Makedon Selevkoslar egemenliğinde kalmış ve daha sonra iktidarı Selevkoslardan alan Partlar Garzan’ı da içeren büyük bir imparatorluk kurmuşlardır. Garzan’ın modern anlamda şehir olarak kurulması da bu dönemlere denk gelmektedir. Partlar, merkezi yönetimi elde tutarak egemenliği altında bulunan halklara da kendilerini idare etme hakkı veriyorlardı. Bu Medler, Persler ve hatta Selevkoslar döneminde de uygulanan bir idare biçimiydi. Adına Satraplık denilen bir nevi özerk bölgeler vasıtasıyla idare ediliyorlardı. Bu bölgelerden biri olarak kayda geçmiş olan Kordion Krallığı’nın başkenti bugün bildiğimiz Erzen-Xerzan-Xerabajar antik kentidir. Garzan’ın tam ortasında kurulan bu şehir döneminin en büyük ticaret merkezlerinden biridir. Daha sonra M.Ö. 1. yy’da Armenia Satraplığı Kralı Tigran’ın o dönemde yaşanan siyasi ve askeri bir boşluktan istifade ederek güneye Garzan’a doğru inmesi ve Kordion Krallığı’nı işgal edip kralları Zarbenius’u öldürmesi ile beraber Garzan’da yeni bir dönem başlamıştır. Büyük Tigran olarak bilinen Arşaki hanedanına mensup bu Part Soylusu Kral, Adana’ya kadar ilerlemiş ve kendisine yeni bir başkent aramaya başlamıştır. Kendi adını vereceği bu başkent için ise Xerzan çayı kenarındaki Kordion Başkenti olan Xerzan-Erzen Kentini seçerek, şehri baştanbaşa imar ettirmiş, kaynaklarda belirtilen amfi tiyatro ve yüksek surları inşa ettirerek kendi adıyla Tigran’ın kenti anlamına gelen Tigranakerd adıyla başkenti olarak ilan etmiştir. Çevre şehirlerden getirttiği insanlarla beraber şehir nüfusu 120 bin civarına yükselmiştir. Yalnız bu süreç uzun sürmemiş ve Romalı komutan Lukullus tarafından Erzen-Xerzan’da yenilgiye uğratılan Tigran geri çekilmiş, Romalı komutan Lukullus ise Kordion Krallığı’nı tekrar tesis ederek öldürülen kralın ailesine şehri teslim etmiştir. Romalıların bölgeye gelişinden sonra bir nevi sınır bölgesi statüsünde yazılan Garzan Bölgesi, Partlardan sonra iktidarı ele geçiren Sasaniler ve Romalılar arasında yaşanan savaşların malesef merkez üssü olagelmiş ve bu üç yüz yıllık süreçte büyük yıkımlar yaşamıştır. İslam Fetihleri’nin başladığı 7. yy.’a kadar süregelen bu dönem, 640’lı yıllarda Garzan’ın da dahil olduğu geniş bir coğrafyanın, İyaz bin Ganem ve Halid bin Velid komutasındaki İslam Orduları tarafından fethedilmesiyle son bulmuştur.
T. Eren: Garzan’ın İslam öncesi tarihini özet olarak anlattığınız için teşekkürler. Burdan şunu anlayabiliyoruz ki, Garzan Bölgesi Sasaniler ve Romalılar arasında daha doğrusu Doğu ve Batı Medeniyetleri arasında bir nevi tampon bölge olmuştur. Bu konumundan ötürü de, malesef bu iki büyük gücün çatışma alanlarından biri olması sebebiyle, devamlı bir mücadele sahası olagelmiş.
M.Bora: Evet, malesef coğrafi konumu hasebiyle bu durum ile karşı karşıya kalmıştır. Bugün baraj suları altında kalan önemli bir tarihi liman olan Tila Navro (Çattepe) limanı ve daha da önemlisi hemen arkasındaki Beykent Kalesi Roma İmparatorluğu’nun doğu sınırındaki en uç noktası olarak kabul görmektedirler. Aynı şekilde, Başur Çayı kenarında yakın zamanda keşfedilen on bin yıllık Başur Höyük yerleşkesi civarındaki tahkimatlar da Romalılar tarafından aynı amaç için kurulmuştur. Beykent Kalesi ise, bildiğimiz gibi üç tabakadan oluşan tarihi bir kaledir ve en alttaki tabakada Roma Mimarisi çok açık gözlenebilmektedir. Daha sonraki tabakalar İslam dönemi ve Ortaçağ Mimari özelliklerini taşımaktadır. Bu her üç tarihi miras da Garzan Bölgesi sınırları içerisinde yer almaktadır.
T. Eren: Garzan’da İslam dönemi 640lardaki fetihler ile başlamıştır dediniz. 640 yılindan sonraki tarihi gelişimi anlatabilir misiniz?
M.Bora: İslam Fetihleri’nden sonra Garzan’ın da içinde bulunduğu geniş bir bölge Hz. Ömer döneminde idari olarak üçe taksim edilir. Beni Bekir kabilesine izafeten, onların idaresine verilen bölgeye Diyar-ı Bekir ismi verilir ve Garzan da bu bölgeye bağlı bir idari birim olarak kayda geçer. Diyar-ı Bekir ismi, bugün de aynı şekilde Diyarbakır Şehri için kullanılmaktadır. Garzan’ın Erzen olarak tanımlanması da bu döneme denk gelmektedir. Zira Kürtçe ismi Xerzan olan bölge, Arapçada X harfi olmaması sebebiyle Arzan ve zamanla Erzen olarak telaffuz edilir ve bu şekilde kayda geçirilir. 640lı yıllardan 950li yıllara kadar yerel hanedan ve Arap valiler tarafından yönetilen Diyarbekir Bölgesi, 900lü yıllarda sırasıyla Hamdani ve Büveyhiler tarafından kısa sürelerle el değiştirir. 980 yılına gelindiğinde Bad bin Dostik tarafından Silvan merkezli kurulan Merwanî Kürt Devleti tarih sahnesine çıkar ve tüm Diyarbekir bölgesini egemenliği altına alır. 120 sene civarı yaşayan bu devlet döneminde Garzan, Tigran döneminde yaşadığı ihtişamı tekrar kazanır. Merwanîlerin merkezi Silvan olmasına rağmen, aile mezarlıkları ve en güçlü orduları Erzen yani Garzan’da bulunmaktaydı. Garzan’ın surları Merwanîler tarafından tekrar tahkim ve tamir edilir. Bugün Xerabajar olarak bilinen tarihi kalıntılar işte bu muhteşem şehrin kalıntılarıdır. Erzen-Xerzan şehri, daha önce anlattığımız geniş Garzan Bölgesi’nin kalbi ve merkezi durumundadır o zaman. Botan ve Serhad şehirlerini Silvan ve Amed’e bağlayan yolların üzerinde bulunması onu hem merkez hem de ticari anlamda mamur etmiştir. Bu bir asırlık dönem Garzan’ın altın çağıdır diyebiliriz rahatlıkla…
T. Eren: Merwanîler Selçuklular tarafından yıkıldı diye biliyoruz. Merwanilerden sonra Garzan kimler tarafından yönetildi?
M.Bora: 1090lardan itibaren şehirde Selçuklulara bağlı Dilmaçoğuları ve Artukoğulları egemenliği başlamıştır ve bu egemenlik Büyük Sultan Selahaddin Eyyubi dönemine kadar sürmüştür. Selahaddin onikinci yüzyılda tüm İslam coğrafyasını hakimiyeti altına alarak, Selçuklularla da iyi ilişkiler geliştirerek, bu bölgeyi daha sonra Hasankeyf ve Silvan Eyyubileri olarak tanınacak olan kendi ailesinden Meliklerin idaresine bırakmıştır. Xerzan-Erzen’de Eyyubi hakimiyeti Selahaddin döneminde başlar. Bu dönem yaklaşık 300 sene sürecektir. Eyyubilerin hakimiyeti döneminde şehir belki de en verimli ve tarihi rollerine sahip olabilirdi belki ama hesapta olmayan Moğol istilası şehrin yakılıp yıkılmasına ve bir daha belini doğrultmamasına sebep olacaktır ne yazık ki. Şehrin yıkılıp bir daha mamur hale gelememesi Moğol istilası sebebiyledir. 1260lardan sonra Garzan Bölgesi’nin merkezi olan Erzen şehri, şehir kimliğini kaybetmiş ama verimli toprakları sebebiyle Kürt Mirlikleri arasında hep ihtilaf konusu olmuştur. Özellikle Hasankeyf Eyyubileri ve Sason-Xerzan Mirlikleri arasında..
T.Eren: Moğol istilası sonrası süreç nasıl gelişti?
Moğol istilası sonrası bir ara dönem yaşanır. Özellikle Silvan Eyyubileri büyük bir direniş gösterir ve bu direniş çevre bölgelerde Moğollara karşı başarılı olma inancını aşılar. Selçuklulara bağlı beylikler ve Kürt Mirlikleri arasında ara ara el değiştiren Garzan Bölgesi, 1402 Ankara Savaşı’ndan sonra Timur tarafından tüm Diyarbekir Bölgesi ile beraber Akkoyunlu Devleti’ne verilir. Akkoyunlu iktidarı boyunca 100 yıla yakın bir süre büyük zulüm gören bölge halkı, Safevilerin bölgeye gelmesi ile bu sefer Safevi egemenliğini tanımak zorunda kalır. Kürt Mirlikleri, ki 28 mirlik vardır, Osmanlı Sultanı Yavuz Sultan Selim’le İdris-i Bitlisi’nin aracılığıyla Amasya’da ittifak yaparlar ve 1514’de Kürt-Osmanlı ittifakı Safevileri mağlup eder. Yavuz Sultan Selim, çıkardığı kanunname ile 28 Kürt Mirliğini, miras usulü edindikleri bölgelerde hakim ilan eder ve bu süreç 1850lere kadar yani 350 sene boyunca bu şekilde devam eder. Garzan Bölgesi 1514e kadar Hasankeyf Eyyubileri ve Sason – Xerzan Mirliği arasında ihtilaf konusuyken, bu tarihte Yavuz Sultan Selim tarafından Sason-Xerzan Mirliğine verilir.
T. Eren: Kürt Mirlikleri dönemi hakkında yeterli kaynaklarımız var mıdır? Özellikle Garzan Bölgesine hakim olan Mirlikleri anlatabilir misiniz?
Kürt Mirlikleri ile ilgili başat kaynağımız, Bitlis Miri Şeref Xan ê Bedlîsî’nin 1596’da tamamladığı ünlü eseri Şerefname’dir. Şerefname’de Şeref Xan, Sason-Xerzan Mirleri ile Bitlis Mirlerinin amcazade olduklarını, İzzeddin ve Ziyaeddin isminde iki kardeşten çoğaldıklarını kaydeder. Yani, Xerzan Mirleri de Bitlis Mirleri gibi Rojki Aşiret Konfederasyonu’nun yöneticileri konumundaki ailenin mensuplarıdırlar. Gurdilan Mirleri, Azizan ailesinden yani Cizre-Botan Mirlerindendirler. Hasankeyf ve Silvan Eyyubileri ise tanımlandıkları gibi, Eyyubi Ailesi’nin üyeleridirler. Bu bilgileri Şerefname bizlere vermektedir. Şerefname’ye ek olarak, bölgede 1700lü yılların sonu ile 1800lü yılların başında yaşanan siyasi olayları kaydeden, Kürt tarih yazımında Şerefname’nin devamı olarak kabul edilen Şirwan Mîrlerinden Salih Beg ê Xan Budak tarafından yazılan “Dîroka Nijada Şêrwan” isimli eser de değerli bilgiler vermektedir. Özellikle Xerzan, Botan, Bitlis, Gurdilan ve Şêrwan Mirliklerinin birbirleriyle olan çekişme ve çatışmaları, bu Mirliklerin Osmanlı ile olan ilişkileri açık ve eleştirel bir dille Salih Beg tarafından kayda alınmıştır. Yine, Osmanlı arşiv belgeleri ve bölgemizde yaşamış olan hristiyan vatandaşların yıllık olarak kiliselerde tuttukları salnameleri de eklemek gerekir. Sözlü tarih anlatımları ve de özellikle dengbêjlerin kilam ve stranları da önemli ve gerekli kaynaklardır. Bunların bileşkesinden anlamlı ve doğru bir tarih okuması yapabiliriz.
T.Eren: Garzan ile ilgili bu kaynaklarda nasıl bilgiler bulunuyor?
M.Bora: Tarihi Garzan Bölgesi sınırları, daha önce anlattığımız gibi, doğuda Bitlis ve Botan Çayı, batıda Batman Çayı, güneyde Dicle Nehri ile çevrili olan bereketli toprakları tanımlar. Şerefname’de anlatıldığına göre, bu geniş bölge çogunlukla Sason-Xerzan Mirliğine bağlıdır. Güney kısımları Gurdilan Mirliğine, Güneybatı kısımları ise Hasankeyf Eyyubi Melikleri’ne bağlıdır. Ama özellikle Erzen Şehri, topraklarının bereketi, ticaret yolları üzerinde olması ve miras yoluyla devri gibi sebeblerden ötürü daha çok Hasankeyf Eyyubileri ve Sason-Xerzan Mirliği arasında sürekli ihtilaf konusu olmuştur. Özellikle Erzen Şehri bu ihtilafın ana merkezidir. Moğol istilası sonrası kısa bir dönem Dilmaçoğulları egemenliğinde kalan bölge, daha sonra Hasankeyf Eyyubileri tarafından ele geçirilmiş ve Çaldıran Savaşı’na kadar onların elinde kalmıştır. Garzan Bölgesi, temelde Bamerd, Gurdilan, Babosî, Çiyayên Xerzan (Garzan Dağları) ve Deşta Xerzan (Garzan Ovası) olarak ana beş bölümden oluşur. Apika, Reşan, Bişerî vb. daha küçük coğrafi bölümleri de vardır. Şerefname’ye göre Garzan’ın dağlık bölümleri yani Hezo-Sason kısımları ve Babosî Bölgesi Sason-Xerzan Xerzan Mirliğine bağlıdır. Bamerd, Apika, Reşan ve Gurdilan kısımları ise Gurdilan Mirliğine aittir. Erzen Şehri ve güneyi 1514’e kadar Hasankeyf Eyyubileri’ne, daha sonra ise Hezzo Hakimleri olarak adlandırılan Sason-Xerzan Mirlerine bağlı olarak kalmıştır. Hasankeyf Eyyubileri Çaldıran Savaşı sonrası Erzen’in de ellerinden çıkması sebebiyle uzun süre tutunamamış ve iktidarlarını kaybetmişlerdir. Ama Xerzan ve Gurdilan Mirlikleri, Tanzimat sonrası Osmanlı’nın merkezileşme politikaları hayata geçene kadar özerkliklerini korumuşlardır. Osmanlı arşivlerinde Hezzo Hakimleri olarak kaydednilen Sason-Xerzan Mirleri, 18. yüzyılın sonlarından itibaren Xerzan Mirleri olarak yazılmışlar ve Tarihi Hezzo Kalesinde hüküm sürmeye devam etmişlerdir. Mirlik merkezi daha sonra Zoq kazasına taşınmış ve 1860lara kadar, yani merkezileşme politikaları sonucu tüm Mirlikler ortadan kaldırılıncaya kadar da Osmanlı’ya bağlı idari özerklik ile bölgeyi yönetmeye devam etmişlerdir. Aynı durum Gurdilan Mirliği için de geçerlidir. Aslen Botan Azizan Mirleri ailesinden gelen ve Şerefname’ye göre Botan-Cizre Mirlerin üç kolundan biri olan Gurdilan Mirleri, merkezi Beykent Kalesi olmak üzere yüzlerce yıl Gurdilan, Bamerd, Apika ve Reşan Bölgesi köylerini yonetmişlerdir. Yine Tanzimat sonrası Mirlikler ortadan kaldırılıncaya kadar da hüküm sürmüşlerdir. Beykent Kalesi’nin de yıkılışı bu dönemlere denk gelmektedir.
T.Eren: Tarihe baktığımızda Garzan Bölgesi’nde Kürtler dışında Ermeni ,Asuri ve Kürt Ezidi halkları yaşamaktaydı. Bugün de köylerinin büyük bir kısmı boşalmış veya el değiştirmiş. Ezidi halkları için neler söylemek istersin?
Garzan Bölgesi, binlerce yıllık tarihi boyunca onlarca kavime, inanca ve halka evsahipliği yapmıştır. Hurriler, Mitanniler, Asuriler, Medler, Persler, Romalılar, Araplar, Ermeniler, ve daha sonra Keldaniler, Süryaniler, Müslüman ve Êzdî Kürtler tarihi süreç içerisinde hep beraber çoğulcu bir toplum olarak yaşamışlardır. Büyük İmparatorluklar, yerel devlet ve hanedanlıklar, hilafet ve sultanlıklar aracılığıyla yönetilmiş olan bu topluluklar, hep beraber yaşama kültürünün en güzel örneklerinden biri olarak tanımlanabilir. Garzan Bölgesinde Birinci Dünya Savaşı öncesi, birçok mezhepten hatırı sayılır bir Hristiyan nüfus bulunmaktaydı. Dağlık bölgelerde Ermeniler, ovada ve Apika-Gurdilan-Bamerd bölgelerinde daha çok Keldani-Süryani nüfus bulunmaktaydı. 1850lerden sonra yapılan nüfus sayımlarında Garzan geneli gayrimüslim nüfusun Müslüman nüfusa oranı dörtte birdir. Burada bilinmesi gereken, dörtte üçlük müslüman çoğunluğa Êzdî Kürtlerin de dahil edilmesidir. Yani Êzdî Kürtler de genel Kürt nüfusu içerisinde sayılmaktadırlar. Êzdîler, Şerefname’de anlatıldığı şekilde 16. yüzyılda Sason-Xerzan Mirliği sınırları içerisinde bugünkü Ridwanê merkez olmak üzere Apika ve Bişêrî bölgelerinde müstakil olarak yaşamaktaydılar. Mirlikler döneminde Hristiyan ve Müslüman halklarla beraber, barış içerisinde bir yaşam sürdürmekteydiler. Ünlü Tarihçi Mehrdad İzady’nin araştırmaları, Kürt Tarih yazımıniň önemli ismi Celîlê Celîl’in “Kürt Halk Tarihi’nden 13 ilginç yaprak” isimli eseri ve sözlü tarih anlatımlarının ışığında şunu da biliyoruz ki, Êzdîler, Rıdvan merkezli Xaltan Êzdî Mirliği adıyla, 1850li yıllara kadar, Apika ve Bişerî bölgelerinde müstakil bir yönetim altında yaşamışlardır. Ünlü Mirleri Mîrzikê Zaza, Ridvan’da 1800lerin başında zamanına göre bayağı büyük bir şehir ve pazar kurmuş, komşu Mirlikler ile ticaret ve iyi ilişkiler geliştirmiştir. Daha sonra bölgede yaratılan ve köpürtülen halklar ve inançlar arasındaki düşmanlıklar sonucu, Garzan’da çatışmalar yaşanmış, bu sebeble Êzdî Nüfusun büyük bir kısmı bugünkü Şengal Bölgesi’ne göç etmiştir. Kalanlar ise, Mirlikler ortadan kaldırıldıktan köylerinde binbir zorlukla yaşamaya çalışmış ama çevre baskısı sonucu büyük bir bölümü 1980lerde Avrupa’ya göç etmiş ve köylerini terk etmişlerdir. Bugün ise Êzdî Toplumu, köylerine geri dönüş yapmaya başlamış ve yıkılmış olan evlerini yeniden inşa etmeye başlamışlardır. Özellikle Apika ve Bişêrî bölgesinde bu geri dönüşleri görmek mümkün…
T.Eren: Misircê’nin bir köyden Kurtalan merkez ilçeye dönüşen bir hikayesi vardır. Bu gelişim ve dönüşümün hikayesini bizlere anlatabilir misiniz?
1938 senesinde çıkarılan Celâl Bayar imzalı bir kanunla, Garzan ilçe merkezi Zoq (Yanarsu) köyünden Eynqesir (Konakpınar) köyüne taşınır. Eynqesir (Konakpınar) Köyü 1944 yılına kadar, yani demiryolunun Kurtalan ilçe sınırlarına ulaştığı tarih olan 1944 yılına kadar, tam 6 sene boyunca Kurtalan İlçesi’nin merkez köyü olarak idari sistemde yer almıştır. Bu tarihten sonra, demiryolunun ulaşım olarak daha kolay bir yer olan Misirç-Misircê köyüne uzanması, ilçe merkezinin Eynqesir ’dan Misircê’ye taşınmasına sebeb olmuştur. Bununla beraber, Kurtalan İlçesi, ismini Osmanlı idari sisteminde de kullanılan “Gurdilan-Kurdilan” kazasından almıştır. Yani bu eski ismin Türkçeleştirilmiş halidir.
T.Eren: Verdiğiniz değerli bilgiler için teşekkür ederiz. Aydınlatıcı bir sohbet ve röportaj oldu. Dilinize sağlık.
M.Bora: Tekrar belirtmek isterim ki, verdiğiniz fırsat ve değer için ben teşekkür ederim. Umarım ki ufuk açıcı ve faydalı bir röportaj olmuştur. Tarihi bilmeden, tarihten ders almadan sağlıklı bir gelecek tahayyülü yapmak imkânsızdır. Barış, demokrasi ve özgürlük dolu yarınlar dileğiyle… Tekrar teşekkürler.
ÇandName TR Ataların izinde, geleceğe namzet…