Tunceli (Dersim) Ağıtlarında Kolektif Hafıza Açısından Yergi ve İroninin Önemi

Özet

Ağıt, kurmaca yönü az ve gerçekleri anlatan bir tür olduğundan toplumun kolektif hafızasının en önemli araçlarından biridir. Özellikle yazılı tarihin bulunmadığı dönemlerde, tarihi olayları konu alan ağıtlar, aynı zamanda birer sözlü tarih anlatılarıdır. Edebi ürünlerinin tamamen sözlü gelenek içinde yayıldığı Tunceli (Dersim) yöresinde, bölgenin tarihi ve sosyokültürel yapısından kaynaklanan olayları konu alan ağıtlar, bölgenin yazılı tarihinin oluşturulmasında ilk elden başvuru kaynaklarıdır. Ağıtları var eden şairler, I. Dünya-Rus Harbi, aşiret kavgaları, 1937-38 Dersim olayları gibi bölgenin tarihinin dönüm noktasını oluşturan olayları aktaran toplumun kolektif hafızasının bellek aktarıcılarıdır.

Yazılı edebiyatın gelişmediği dönemde, ağıtların gerçeklik yönü ön planda tutularak sözlü tarih anlatımları olmalarına önem verilmiş; ağıtların edebi bir tür olduğu genellikle göz ardı edilmiştir. Bu yüzden bölge ağıtları üzerine araştırma yapan kaynaklarda, derlenen ağıtlar edebi açıdan analiz edilmemiştir. Bu çalışmada; ağıtın kültürel bellek aktarımındaki önemine, bölge ağıtları üzerine yapılmış çalışmalara, bölge ağıtlarının konu çeşitliğine ve nedenlerine vurgu yapılarak derlenen ağıtlarda yer alan yergi ve ironi örnekleri nitel araştırma yöntemi kullanılarak analiz edilmiştir. Ağıtların, toplum ve tarihle iç içe geçmiş, sözlü gelenekte yaşayan ve sürekli değişime açık yapısı nedeniyle nitel araştırma yönteminin görüşme, gözlem ve yazılı doküman analizi tekniklerinden yararlanılarak derlenen ağıtlar incelenmiştir. Dersim ağıtları, sadece toplumsal ve tarihsel olayların tanığı olmayıp aynı zamanda sanatsal açıdan da oldukça güçlü dil ve anlatım özelliklerine sahip olduğundan edebi açıdan analiz edilmeyi hak etmektedir. Bu düşünceden hareketle çalışmada; yöre insanının ölümü anlatırken dahi sözünü sakınmayan, karşısındaki ne kadar güçlü olursa olsun, yanlışı eleştirmekten çekinmeyen tutumunun bir yansıması olan yergi ve ironi örneklerini, ağıtlarda nasıl kullandıkları analiz edilmiştir.

  1. Giriş

Anadolu’nun kadim yerleşim yerlerinden biri olan Tunceli (Dersim), coğrafi konumu ve sosyokültürel yapısıyla özgün bir tarihsel süreç yaşamıştır. Gerek jeopolitik konumu gerekse demografik yapısı nedeniyle tarih boyunca çeşitli çatışmaların ve mücadelelerin odağında yer alan bu kadim şehir, kendi özgün kimliğini koruma mücadelesi içinde var olma savaşı vermiştir. Bölgenin dağlık yapısı ve merkezi otoritelerden uzak konumu, bir yandan yerel dinamiklerin güçlenmesine zemin hazırlarken, diğer yandan da sürekli bir savunma refleksi geliştirmesine neden olmuştur.

Bölgenin yakın tarihine bakıldığında; I. Dünya Savaşı sırasında Rus işgaline karşı verilen mücadele, bölgesel çatışmalar ve 1937-38 Dersim olayları gibi toplumsal hafızada derin izler bırakan olayların yaşandığı görülmektedir. Bu süreçte bölge halkı, kendi öz değerlerini ve kimliğini koruma mücadelesi verirken, aynı zamanda sosyal ve kültürel dokusunu da yaşatma gayreti içinde olmuştur. Düzgün, bölge tarihi hakkında şunları ifade etmektedir:

Dersim sık sık saldırılara uğramış bir yöre. Kendi yurdu için canını vermiş, kan dökmüş Dersim’li. Seçkin gençler düşmüş bu kavgada. Her defasında yıkıma, yoksulluğa sürüklenmiş ülke. Ölen bu yiğitler için ağıtlar yakılmış, intikamlarını almak için çaba gösterilmiş” (Düzgün, 1992: 47).

Bölgede süregelen aşiretler arası çatışmalar, toplumsal dokuda derin yaralar açmaya devam ederken 1937-38 Dersim olayları bölgenin tarihinde büyük acılar yaşatmış; ateş düştüğü yeri değil bütün bölgeyi yakmıştır. Gerek I. Dünya Savaşı-Rus Harbi gerek aşiret içi, aşiretler arası anlaşmazlıklar ve 1937-38 Dersim olaylarında yaşanan kayıplar, bölgenin sadece yüzyılını değil köklü geçmişini, kültürünü de büyük oranda tahrip etmiştir. Cengiz, bu kültürel kopuşun onarımının mümkün olmadığını şu ifadelerle dile getirmiştir:  “1938, Dersim kültürü ve kimliğinin sürekliliğinde bir kırılma ve kopma noktasıdır. Bu kırılmanın kültüre yansıması daha ağır ve telafisi mümkün olmayacak boyutta olmuştur.” (Cengiz, 2010: 33). Bölgenin tarihinin dönüm noktalarını teşkil eden tüm bu olaylar, sadece tarif edilemez acılara yol açmamış, aynı zamanda bu acıları dillendirecek, sözlü gelenek içinde yaşatacak icracıları ve icra alanlarını da büyük oranda ortadan kaldırmıştır.

Tarihsel varoluşu zorlu sancılara, yıkımlara, savaşlara, kıyımlara dayanan toplumlarda acı; bireysel bir duygu ifadesi olmaktan çıkıp kolektif bir iradenin yansımasına dönüşmektedir. Tunceli (Dersim) coğrafyası gibi sosyoekonomik yapının ve jeopolitik konumun, toplumu zorlu mücadelelerle karşı karşıya bıraktığı bir yaşam düzeninde, süregelen savaşlar, aşiret kavgaları, çatışmalar, doğal afetler acıyı sürekli var etmiş ve bu acıları dile getirmenin en etkili aracı olarak da ağıtların kullanıldığı görülmüştür. Bakşi, yöre ağıtları için şunları söylemektedir:

“Dersim ağıtları, Dersim Kırmanclarının dertleri ve acılarıdır. Bu zorluklarını, dert ve yaralarını, ağıtlar vasıtası ile dile getirerek anlatmışlardır. Eski dönem Dersim’de yiğit birinin çatışmada öldürülmesi, aşiret reisi veya aşiret ağalarından birinin vurularak öldürülmesi üzerine ağıt yakılmış veya başına bir felaket gelmiş ise; sel götürmüş, çığ götürmüş, bir kaza sonucu bir yerden düşerek ölmüş, bir hastalık sonucu ölmüş ise onlar için ağıtlar yakılmış.” (Bakşi, 2019: 134-135).

Bölge ağıtları, bu anlamda sadece kişisel bir acının dışavurumu değil, aynı zamanda kültürel kodların aktarıldığı sözlü tarih anlatılarıdır. Sözlü tarih aktarımlarının önemli bir parçası olan ağıtlarda yer alan bilgilerin güvenirliği ve geçerliliği kimi zaman tartışma konusu olsa da yazılı tarihle belgelenmeyen olayların araştırılıp incelenmesinde, yaşananları ilk elden ve dolaysız aktarmaları nedeniyle ağıtların önemli bir başvuru kaynağı olduğu bilinmektedir. Ağıt, toplumun tanıklığının ve vicdanının kontrolünde olduğu için hakikatleri olduğundan farklı gösteremez. Ağıtlara konu olan olaylar gerçek olduğundan, aksi bir durumu toplumun vicdanı kabul etmez. Konu ile ilgili Kahraman, şu görüşleri ifade etmektedir:

“Toplum şahitliğinin ve vicdanının denetimi, ağıtı bir hakikat ilanı olmaya mecbur eder. Ağıtlar yalan söylemez, gerçeği çarpıtamaz, abartamaz, eksiltemez, olmamışı olmuş ya da olmuşu olmamış gibi gösteremez. Böylesi örnekleri, toplum şahitliği ve hafızası zaten onaylamaz, muhafaza etmez, aktarmaz. Öyle ki, toplum hayatında unutulmaması gereken her şeyin kaydını tutan ağıt, ancak toplum şahitliği ve vicdanının denetiminden geçmiş bilgiyi dile getirdiği oranda kabul görecektir” (Kahraman, 2019: 152).

Ağıtlar, içerdikleri otantik ve sosyolojik veriler bakımından toplumsal ilişkilerin analizi için birincil kaynak niteliği taşımakta olup, bu özelliği nedeniyle akademik araştırmalarda sıklıkla başvurulan referans metinler arasında yer almaktadır. Bu yüzden ağıtlarda anlatılan olaylar; bir toplumun tarihini, sosyolojik yapısını irdelemek için ilk elden kaynaklar olarak önemli bir yere sahiptir.

Yazının hâkim olmadığı toplumlarda ağıt gibi gerçekliği konu alan sözlü anlatılar, yazılı tarihin yerini tutmasa da yazılı tarihin oluşturulmasında ön bilgiler içeren, önemli veri kaynakları konumundadır. Böylesi toplumlarda bellek aktarıcılarının kuşaktan kuşağa taşıdığı veriler, yazının ön aşaması olarak önemli bir toplumsal işlevi yerine getirmektedir (Assmann, 2001: 61-62). Assmann’ın da ifade ettiği gibi bölge ağıtlarının icracılarını, kültürel belleğin aktarıcısı olarak görebiliriz. Bölge ağıtları üzerine araştırma yapan Taş, konuyla ilgili şu tespitlerde bulunmaktadır: “Yazılı geleneği bulunmayan bu halkların kültürleri sözlü gelenek üzerinden günümüze ulaşmıştır. Bu sözlü edebiyat ve sözlü tarih aktarımlarının en önemli figürleri ise şairlerdir.” (Taş, 2016: 23).  Bölgede yaşanan ve bölgenin kolektif hafızasında yer edinen I. Dünya-Rus Harbi, aşiret kavgaları ve 1937-38 Dersim olaylarına dair yazılı tarihte yer almayan bilgilerin büyük çoğunluğu ağıtlar üzerinden “bellek aktarıcısı” şairler aracılığıyla günümüze ulaşabilmiştir.

Bölgenin toplumsal yaşantısında derin izler bırakan, I. Dünya Harbi’nde (1917) Ruslara karşı kurulan Doğu Cephesi’nde, zorlu şartlarda savaşan yerel milis güçlerinin direnişini ve ölümünü konu alan “Seferberlik Ağıtı, Sevdin Ağıtı, Pardi Ağıtı, Rus Harbi Ağıtı, Guli Bey Ağıtı”,[1] aşiret ve arazi anlaşmazlıklarında yaşamını yitirenleri konu alan “Dağbek Ağıtı, Aşkirek Ağıtı, Süleymanê Sur Ağıtı, Zegeriye Ağıtı, Mire Ağıtı, Wuşenê Mozık Ağıtı”[2], 1937-38 olaylarını konu alan “Çuxur Ağalarının Ağıtı, Şahan Ağa’nın Ağıtı, Xıdê Ale İsme’nin Ağıtı, Laç Dersi Ağtı”[3] gibi yörede bilinen ve yaygın olarak dinlenen söz konusu ağıtlar, içerdikleri bilgiler açısından bölgenin sosyolojik yapısını ve tarihini açıklamak için başvurulacak ön kaynaklar niteliğindedir. Kültürel bellek aktarıcılarının dillendirdiği bu ağıtlar, acının yansıtıldığı bir edebi üründen daha fazlası olup bölgenin önemli tarihi olaylarını kimi zaman bireysel kimi zaman toplumsal kayıplar üzerinden anlatan, kültürel kodların aktarıldığı sözlü tarih anlatılarıdır.

Yöre ağıtları üzerine yapılan çalışmalara bakıldığında, zengin kültür ürünlerinin varlığına ve ağıtların en fazla söylenen edebi tür olmasına karşılık, ağıtlarla ilgili sınırlı sayıda kaynak olduğu görülmektedir. Ağıt türünün çok fazla sayıda icra edilmesine oranla, bölge ağıtlarını ele alan az sayıda kaynak olması; kaynaklarda yer alan ağıtların ağıt söyleme geleneğinin yaygınlığına oranla sayıca az olması, pek çok ağıtın kaydedilmeden yok olduğunu veya kişisel arşivlerde saklı kaldığını göstermektedir. Yapılan literatür araştırmalarında, biri dolaylı kaynak olmak üzere yöre ağıtlarını ele alan 7 kaynak tespit edilmiştir.[4]

Söz konusu ağıtlar ile ilgili literatür çalışmasına bakıldığında; karşılaşılan kaynaklar şunlardır: Mustafa Düzgün’ün “Dersim Türküleri-Tayê Lawike Dêrsim (Ağıtlar-Şiwari)” ve Mesut Özcan’ın “Öyküleriyle Dersim Ağıtları I”, “Öyküleriyle Dersim Ağıtları II” isimli kitapları, farklı kişilerden derlenmiş pek çok ağıtı barındırmasıyla; araştırmacılar için önemli başvuru kaynaklarıdır. Yine benzer bir çalışmayı “Dizeleri ile Tarihe Tanık Dersim Şairi Sey Qaji” adlı çalışması ile Sey Qaji’ye ait ağıtları sınıflandırıp inceleyerek Daimi Cengiz’in yaptığı görülmektedir. Konuyla ilgili Hıdır Dulkadir’in “Dersim Sözlü Halk Edebiyatından Örnekler Pepugê Des u Dı Kowu”[5], Cemal Taş’ın “Kılamanê Kırmanciyê Ser”[6], Sait Bakşi’nin “Öyküleriyle Dersim Kılamları ve Dersim Şairi Uşênê Kalmemi” isimli çalışmaları oluşturmaktadır.

Araştırmacılar, 1970’li yıllardan itibaren hafızalarda yaşayan canlı bir anıt ve toplumsal hafızanın önemli bir aktarım aracı olan ağıtların kaybolmasını engellemek için derleme çalışmalarına ağırlık vermiş ancak derlenen ağıtların edebi değerini ortaya koyacak analiz çalışmaları bu güne dek yapılmamıştır. Çoğunluğu şairler tarafından icra edilmiş yöre ağıtları, gerek ifade gücü gerek dil işçiliği, söz sanatları ve anlatım tekniklerinin zenginliği ile sadece derlenip kayıt altına alınmayı değil, edebi değerini ortaya koyacak analiz çalışmalarıyla yaşatılmayı hak etmektedir. Çünkü ağıtlar, gerçekliği ile sadece toplumsal olayların araştırılmasında önemli rol almayıp sanatsal açıdan da yazılı ve sözlü kültüre önemli katkılar sunmaktadır. Toplumun kolektif hafızasının ortak ürünü olan ağıtlarda yer alan halk söyleyişleri, deyimler, dualar, beddualar, ironiler, yergiler,  inanç unsurları kültürün önemli bir parçası olarak şiirselliğin dili içinde zengin bir yapıya bürünerek, gelecek kuşaklara aktarılacak önemli dil ve kültür miraslarıdır.

  1. Tunceli (Dersim) Ağıtlarının Konu Başlıkları

Ağıtın konu çeşitliliği ve toplumsal yaşamdaki önemi, ağıtın var olduğu bölgenin kültürel dokusuna, coğrafi şartlarına ve sosyoekonomik yapısına bağlı olarak farklılık gösterebilmektedir. Elaltuntaş, ağıtın konu çeşitliliğini şu ifadelerle anlatmaktadır:

“Ağıtlar, halk edebiyatının sözlü yönünün en önemli kaynaklarından biridir. Konusu itibariyle genel olarak ölüm teminin işlendiği ağıtlarda, ölüm dışında meydana gelen kayıplar, ayrılıklar, gurbet, hasret, yergi gibi konu çeşitliğinin olduğu da görülmektedir.” (Elaltuntaş, 2018: 317).

Mevcut kaynaklarda ölüm teması etrafında sınıflandırılan yöre ağıtlarında; savaş, aşiret kavgaları, hastalık-doğal afet, gurbette ölenler, askerde ölenlerin oluşturduğu konu başlıkları en yaygın görülen başlıklardır. Araştırmamız neticesinde derlenen ağıtlar da dikkate alınarak bölge ağıtları şu konu başlıkları etrafında sınıflandırılmıştır:

  1. Savaş Konulu Ağıtlar: I. Cihan Harbi-Rus Harbi, Kore Savaşı
  2. 1937-38 Olaylarını Konu Alan Ağıtlar
  3. Aşiret içi ve Aşiretler Arası Kavgayı Konu Alan Ağıtlar
  4. Kaza, Hastalık, Boğulmadan Kaynaklı Ölümleri Konu Alan Ağıtlar
  5. Çığ, Deprem vb. Doğal Afet Kaynaklı Ölümleri Konu Alan Ağıtlar
  6. İntihar Sonucu Meydana Gelen Ölümleri Konu Alan Ağıtlar
  7. Diğer Ölümleri Konu Alan Ağıtlar
  8. Boşaltılan Köyleri Konu Alan Ağıtlar
  9. Gurbet, Ayrılık, Küslüğü Konu Alan Ağıtlar
  10. Tunceli (Dersim) Ağıtlarında Yergi ve İroni

Tunceli (Dersim) yöresi ağıtlarında, ironi ve yerginin özellikle belli konu başlıklarında ön plana çıktığı görülür. I. Dünya Harbi-Rus Harbi’ni konu alan ağıtlarda merkezi otoriteye yönelik yergi sıklıkla görülmektedir. Aşiret kavgaları yergi ve ironinin yoğun olarak işlendiği bir diğer konu başlığıdır. 1937-38 Dersim olaylarını konu alan ağıtlarda devletin politikalarına yönelik yergiler yapılırken, aşiretlerin kendi içindeki çekişmeleri de yine yergi ve ironi yoluyla dile getirilmiştir. Halkın ortak duyuş ve düşünüş tarzının ifadesi olan ilk edebi ürünler, halkın ortak ürünü olup bu ürünlerde ele alınan konularda halk beğenilerini dile getirdiği gibi yergilerini ironilerini de dile getirmiştir (Alay, 2015: 104-105). Halk edebiyatının sözlü geleneğe dayanan özelliğinden kaynaklı, sözün yazıyla biçimlendirilmeden doğal bir söyleyiş içinde dile getirildiği ağıtlarda; yaşanan yiğitlikler ve iyi nitelikler övülürken ihanetler ve olumsuz nitelikler de yergi ve ironi yoluyla kötülenerek alaya alınmıştır.

Yöre ağıtlarında, doğal bir yapı içinde sözün sınırları zorlanmadan, halka özgü bir üslupla meydana getirilmiş, anlamın gücünü kat kat arttıran yergi ve ironi örneklerine rastlanır. Yergi ile ironi ağıtlarda çoğu zaman iç içe geçerek bazen yergi üzerinden ironi bazen de ironi üzerinden yergi yapıldığı görülür. I. Dünya Harbi ve aşiret kavgalarını konu alan ağıtların neredeyse tamamı bölgenin önemli şairi Sey Qaji’ye ait olup Sey Qaji, ağıt yakmak için davet edildiği evlerde, kardeş kavgasının beyhudeliğini eleştirerek, gittiği evin sahibinin dahi haksızlıkları var ise ağıtlarında yergi ve ironiyle dile getirmekten çekinmemiştir ( Cengiz, 2010: 212). Sey Qaji’nin yergiyi en iyi ve baştan sona kullandığı ağıtlarından biri “Dağbeg[7] Ağıtı’dır”. Feodal yapının hâkim olduğu bir bölgede yaşamasına rağmen çağının ilerisinde bir dünya görüşüne sahip olan Sey Qaji, konuyla ilgili hem aşiret büyüklerine hem kavgada ölenlere hem de devlet yetkililerine ağır yergiler yapmaktadır. Ağıtta Lolan-Bolyan aşiretleri arasında arazi yüzünden süren kavgada, gençlerin birbirilerini öldürmelerinin ne kadar anlamsız olduğu, öldürülen gençlerden Memet’in annesinin ağzından şu dizelerle anlatılmaktadır:

“Mae vana bıko ez ra merdena sıma ver nêkunu

Lazê canuku camerdu dayma mırenê,

Ser seveve sıma çor cıtê gayi.”[8]

Günümüz Türkçesiyle

Anne diyor: Oğul ölümünüze yanmıyorum

Onurlu kadın ve erkeklerin oğulları daima ölür,

Sizin (ölüm) sebebiniz dört çift öküzdür.

Ağıtta, ölüye saygı göstermeyen aşiret büyüğü Mursaê İlaş, yörenin cenaze geleneklerine aykırı davranışı nedeniyle köylü bir kadın tarafından sert bir dille eleştirilmiştir. Bölge geleneklerinde, düşman bile olsa, ölmüş kişiye saygı göstermek ve doğru bir şekilde defnetmek büyük önem taşımaktadır:

“Mursaê İlaşi meyitê lazê Gulê Boli no ro qatiri

Werte Pancırasi ro gıra gıra ano beno.

Cênike ama tever vana Mursa Ağa!

İson çıxase ke pilo xu sero Haqi nas keno.

Lıngê xo hard derê coru asmên puf nêkeno,

Memuriyê xo niano meytunê aşiru

Ero qatiru nênano wertê aşiru ra nêveno.”

Günümüz Türkçesiyle

Mursai İlaşi Gulê Boli’n oğlunun naaşını katıra bindirmiş

Pıncares’in[9] içinden ağır ağır çekip götürüyor.

Kadının biri dışarı çıkarak diyor: Mursa Ağa!

İnsan ne kadar büyük olsa da kendinden büyük Allah var.

Ayakları yerdedir asla gökyüzüne üfleyemez,

Kibirlenip büyüklük taslayarak aşiretlerin cesedini

Katırla getirip (diğer) aşiretlerin içinden geçirmez.

Yöre ağıtlarında sıklıkla vurgulanan temel motiflerden biri, beşeri güç ve otoritenin ilahi kudret karşısındaki konumudur. Toplumsal hiyerarşide üst konumda bulunan bey ve mirlerin sahip oldukları dünyevi güç ve statü ne olursa olsun, nihayetinde ilahi düzen içerisinde sıradan bir kul oldukları vurgusu yapılmaktadır. Ağıtlarda kullanılan bu motif, aynı zamanda sosyal eleştiri aracı olarak da işlev görmekte, yerel otoritelerin veya devlet yetkililerinin adaletsiz uygulamalarına karşı halk vicdanının bir tepkisi olarak ortaya çıkmaktadır. Özellikle adaletsiz uygulamalara maruz kalan halkın, ilahi adalete, yöredeki kutsal mekân ve ziyaretlere sığınarak manevi bir teselli bulma çabası, ağıtlarda sıkça rastlanan bir temadır. Söz konusu ağıtta, kadının yaptığı yergi haklı ve yerinde bulunur ki sözlü kaynakların aktarımına göre Mursaê İlaşi, kadının eleştirisinden sonra düşmanının naaşını Pıncares köyünde harmana bırakarak yoluna devam etmiştir.[10]

“Dağbek bıveso wey bıko, Memede mı cıgera mı dara teke.

Uwe gına deru de biya sele biya serte.

Comêrd adırê xo bijero bêro Pılemoriye de

Berzo çê sevevê na dewa çê qaymeqamê dewlete.”

Günümüz Türkçesiyle

Dağbeg yansın ah oğul, Memed’im yavrum, tek ağaçtır.

Derelere su dolmuş, sel olup coşmuş.

Allah ateşini alsın götürsün Pülümür’de

Bu davanın sebebi olan devletin kaymakamının evine atsın.

Ağıtın yukarıdaki bölümünde, şair sadece aşiret büyüklerini, aşiretler arasındaki kan davalarının sorumlularını yermekle kalmaz, aynı zamanda görevini ihmal ederek bu duruma seyirci kalan ve meseleyi çözmeyen kaymakamı da yaşanan ölümlerden sorumlu tutarak yermektedir.

Aşiret kavgalarını konu alan ağıtlarda sıklıkla yerilen konulardan biri de yiğit, savaşçı özelliklere sahip güç yetirilemeyen kişilerin hainlikle, tuzağa düşürülerek öldürülmeleridir. Kırmancca/Zazacada “bebaxtiye” olarak adlandırılan hainliğin, yöre ağıtlarında sıklıkla yerildiği görülür. Yergi ve ironinin bir arada etkili kullanıldığı bu ağıtlardan biri Sey Qaji’nin  “Wusê Mozık Ağıtı’dır.” Alan aşiretine mensup olan Wusê Mozık, aralarında kan davası olan Demenan aşiretinin kendi aşiretiyle anlaşması sonucu ihanetle öldürülür. Şair ağıtta Wusê Mozık’ın ağzından, Alan aşiretinin erkekleri için ağır yergiler yaparak onların kendisinden sonra kavgada bir işe yaramayacağını, bu güne dek kendi sırtından böbürlendiklerini, ölümü ile ancak düşman aşiretin ağası Cıvê Kej’e gübre sepetleri taşıyabileceğini ironik bir şekilde ifade etmektedir:

 “Kortasure bıveso onder pul u tuli.

Asurme fisegu kalikê ma bırnê kerdê quli.

Weşiya xuo de, mı kerdi sıma zarê derd u kuli,

Sıma çıra rıyê mı ra honde biye gırs u pili

Endi şere Cıvê Keji re bere sepetunê sıli.”[11]

Günümüz Türkçesiyle

Yanasıca Kortasure[12] meret tümsek tepedir.

Fişeklerin kayışı yanlarımızı kesip yara yaptı.

Sağken ben de içinizi yara dert yaptım.

Siz sayemde neden bu kadar büyüklenip, böbürlendiniz?

Artık gidip Cıvê Keji’n gübre sepetlerini götürünüz.

Wusê Mozık Ağıtı’nın” başka bir bölümünde Sey Qaji, Wusê Mozık’ı konuşturarak Alan aşiretinin hainliğine alaycı bir dille gönderme yapıp yergi yaparken bu hainliği tertipleyen Demenan aşireti ağası Cıvê Keje, ölümünden sonra artık rahat nefes alacağını söyleyerek keyif yapmasını önerip ironi yapmaktadır:

“Cevê Keji ra vaze endi merax mekero,

Wele ve merdiyê to ro vo, Wuşeni Seydi sare no ra

Şero oda sıpıyê de dı dosegunê xu pêsera kero,

Endi pu re gıno te de mırd hewnê xu bıkero.”

 Günümüz Türkçesiyle

Cıve Keje söyleyin artık merak etmesin,

Toprak soyunun başına olsun, Wuşenê Seyd[13] ölmüş.

Gidip beyaz odada iki döşeğini üsüste açsın,

Üstüne düşsün artık rahat, tasasız uyusun.

“Cıve Keji ra vazê Wuşenê Seyid sare no ra

Murodê zarê to biyo zımelune xu tado

Endi mırd bıfeteliyo, qesasê Hese bırayi tu pêse cêriyo

Nu san sanê sıma aşira Demi niyo,

Ao ke no mı ra mordeme mıno Hemo Tüyo.”

Günümüz Türkçesiyle

Cıvê Keje söyleyin Wuşenê Seyd ölmüş

Dileğin gerçekleşmiş, kardeşin Hasan’ın intikamı peşin alınmış

Artık bıyıklarını (keyifle) bursun doyasıya gezsin,

(Ancak )Bu marifet siz Demenanların marifeti değildir,

Beni vuran kendi adamım, Hemo Tüy‟dür.

Aşiret kavgalarında; yiğitlik, savaşçılık yönü güçlü olan, düşmanın öldüremeyip kendi aşiretinin ihaneti sonucu öldürülen kişileri konu alan ağıtlardan biri de Sılo Sur’un annesinin yaktığı “Sılo Sur Ağıtı”dır. Söz konusu ağıt sadece bireysel bir yas ifadesi olmayıp aynı zamanda aşiret toplumunun derin iç çelişkilerini ve ihanetin yarattığı sarsıcı etkiyi de ağır sözlerle eleştirmektedir:

“Vano daye mordemo ke wurzeno ra

Mordemê xu yo hewl rê bebaxteni keno,

O ki haq zoneno wertê aşuru de once şerefo namusniyo.”[14]

Günümüz Türkçesiyle

Diyor anne: Bir adam kalkıp

Yiğit adamına kalleşlik yapıyorsa

Allah biliyor, o da aşiretlerin içinde şeref ve namus yoksunudur.

İroni ve yerginin bir arada harmanlanarak kullanıldığı ağıtlardan biri de “Soxariye[15] Ağıtı’dır.” Ağıtta ölen kardeşine seslenen kişi, kardeşinin intikamını almak için aşiretlerden kimseyi bulamazsa kırklık bebeklerin beline silah kuşandırıp intikam alacağını söyleyerek ironi yapmaktadır:

 “De bıra, bıra Ali’ye mı eve kal u kokımıye

Tesela mı ke merdê Areyij ra kewte,

Serva Tırkune Pılemoriye zerê Soxariye de,

Çeku sanênu domonê çewreşi miye.”[16]

Günümüz Türkçesiyle

Kardeşim, Ali’m yaşlanmış da olsam

İntikamını mutlaka alacağım kendi ellerimle.

Tesellim Areyizlerin[17] soyundan kesilirse,

Pülümür Türkleri için Soğariye’nin içinde,

Kırklık bebeklerin beline silah kuşandıracağım.

Yöre ağıtlarında yergiyle dile getirilen bir başka konu da Dersim ile merkezi otorite arasında kurulamayan güven ilişkisidir. Dönemin resmi raporları ve sözlü kaynakların anlatımları incelendiğinde, bölge halkı ve devlet arasında bir güven ilişkisinin inşa edilemediği görülmektedir. I. Dünya Harbi’nde Rus işgaline karşı kurulan cephede dahi omuz omuza çarpışırken bu güvensizliğin devam ettiği, yakılan ağıtlarda ifade edilmektedir. I. Dünya Savaşı’nda kurulan Çanakkale Cephesi’ne bölgeden katılarak hayatını kaybeden gençleri anlatan Sey Qaji’ye, ait “Seferberlik Ağıtı’nda” Sey Qaji, bir yandan uzun süren ve yıkıcı olan savaşı anlatırken, diğer yandan Osmanlı-Dersim arasında karşılıklı süren güvensizliği yeren ifadeler kullanmaktadır:

Hot seriyo dame pêro

Seweta kılıtê Anadoliye.

Taxt u paê pasayi bırıjiyo

Xer u xızmeta ma qewıl nêbiye.

Nêçe vosnê qeri, kılıtê kowunê Dêrsimi

Kerd vindi seferberliğe.

Sayır, namê ma şuare de vaze

Gorn u mezelê ma bêlü niyê.”[18]

Günümüz Türkçesiyle

Yedi yıldır savaşıyoruz

Anadolu’nun kilidi için.

Yıkılsın padişahın payitahtı

Hayır ve hizmetimiz kabul görmedi.

Nice koçyiğitleri, Dersim dağlarının kilitlerini

Kaybetti seferberlik.

Şair adımızı ağıtlarda an bari

Gömü yerimiz ve mezar taşımız belli değil.

Kaynak kişi Emine Yıldız “Sevdin Ağıtı’nın” kısa varyantında, Ruslara karşı savaşta hayatını kaybeden ve yörede aşk şairi olarak bilinen Şah Haydar’ı anarak devlete duyulan güvensizliği dile getiren eleştirel bir söylem kullanmaktadır:

“Perode ma perodimê

Ma rê Kırmanciye ra sanê dewlete ra aylıx vejino.

Vano aylıxa dewletê aste morê şiayo nêwerino.”

 Günümüz Türkçesiyle

Savaşın biz savaşalım,

Biz Kırmanciyeye devletin veznedarından aylık verilecek.

Diyor: Devletin aylığı karayılanın kemiğidir yenmez.

1938’de Laç Deresi’nde yaşananları anlatan Welê Wusê Yimami’nin “Laç Deresi Ağıtı”, sadece bir kayıp hikâyesi değil, aynı zamanda dönemin siyasi ve sosyal atmosferinin yol açtığı acı olayları eleştiren bir toplumsal yergi hikâyesidir. Şair, ağıtında savaşın insanlık üzerindeki yıkıcı etkilerini ve gücün acımasız yüzünü gözler önüne sererken kimi aşiret mensuplarının vurulan kişilerin başlarını keserek para karşılığında ordu komutanlarına götürmelerini de yermektedir. 1937-38 olayları esnasında bazı kişilerin, yakın akrabaları ya da hasımları tarafından başlarının kesilerek para karşılığında, ordu komutanlarına götürülmesine gönderme yapan şair, devlete milislik yapan ve çıkar elde eden aşiretleri bu olay üzerinden yermektedir:

“Bao meyitê mı ca meverde tey bere

Qırkerdena ma Demenu,

Aşurure biyo rısvet u pere.”

Günümüz Türkçesiyle

Baba: Naaşımı bırakma kendinle götür,

Demenanların katliamı,

Aşiretlere rüşvetle para oldu.

Wakıle adlı kadın şaire ait olan “Çuxur Ağalarının Ağıtı”nda yer alan aşağıdaki dizeler, 1938 Dersim olayları sırasında bazı aşiret mensuplarının kişisel çıkarlarını toplumsal dayanışmanın önüne koyarak yaşanan acılara duyarsız kalmalarını ve kendi kurtuluşlarını düşünmelerini eleştirel bir dille ifade etmektedir:

“Mirunê mı Çuxurê kerda isize

Bar kerdo şiyê kertê Mazgerdi ware.

Alu ve Demenu ra amê

Çuxurê juvin ra kerda hesê u bare.”[19]

Günümüz Türkçesiyle

Mirlerim göç edip Mazgirt geçidine yaylaya gitmişler.

Çuxur’u (köyü) ıssızlaştırmışlar.

Alanlar ile Demenanlar gelip

Çuxur’u birbirilerine hisse ve pay etmişler.

 

Sonuç

Tunceli(Dersim) ağıtları, bölgenin tarihsel ve toplumsal olaylarını, bireysel acılarını bir araya getirerek kolektif hafızaya dönüştüren zengin anlatılar sunmaktadır. Sözlü kültür geleneğinin baskın olduğu yörede ağıtlar kolektif hafızanın en önemli taşıyıcısı konumundadır. Bu ağıtlar, bireysel acıların dışavurumu olmaktan öte, toplumsal olayların kaydedildiği ve kuşaktan kuşağa aktarıldığı canlı tarih anlatıları niteliğindedir. Özellikle I. Dünya Savaşı-Rus Harbi, aşiretler arası çatışmalar, 1938 Dersim olayları ve doğal afetler gibi toplumsal travmalar, ağıtlar aracılığıyla kolektif belleğe kaydedilmiştir.

Bu çalışmada, Tunceli (Dersim) yöresine ait ağıtların edebi ve toplumsal işlevleri, özellikle yergi ve ironi unsurları üzerinden incelenmiştir. Araştırma sonucunda elde edilen bulgular şu şekilde özetlenebilir:

Ağıtlarda yergi ve ironi, haksızlığa, zulme ve adaletsizliğe karşı güçlü bir tepki olarak kullanılmıştır. Yergi ve ironinin hedefinde genellikle merkezi otorite, aşiret ağaları, aşiret kavgaları, ihanetler ve bölgenin inanç ve toplumsal düzenine aykırı uygulamalar yer almaktadır.

Çalışmanın dikkat çekici bulgularından biri, ağıtların edebi değerinin şimdiye kadar yeterince incelenmemiş olmasıdır. Bu eksikliğin temel nedeni, alan araştırmacılarının çoğunlukla edebiyat formasyonundan yoksun olmalarıdır. Oysa yöre ağıtları, Kırmanccanın söz ustalığı ile harmanlanmış, sanatsal yönü güçlü, edebi açıdan zengin malzeme içeren incelenmeye değer eserlerdir.

Araştırmanın özgün katkılarından biri, ağıtlardaki yergi ve ironi unsurlarının sistematik analizidir. Bu analiz sonucunda: yergi ve ironinin toplumsal eleştiri aracı olarak kullanıldığı, eleştirilerin kişisellikten uzak, toplumsal norm ve değerler ekseninde şekillendiği, özellikle savaş, aşiret çatışmaları ve 1938 Dersim olaylarını konu alan ağıtlarda yergi unsurunun yoğunlaştığı ve eleştirilerin sosyal statü gözetmeksizin (bey, ağa, devlet yetkilisi) yapıldığı tespit edilmiştir.

Bu çalışma, Tunceli (Dersim) ağıtlarında yergi ve ironinin işlevini ortaya koyarak, bu edebi türün daha kapsamlı bir şekilde incelenmesine katkı sağlamaktadır. Aynı zamanda, derlenen ağıtlarla bölgenin kültürel mirasının korunması ve gelecek nesillere aktarılması açısından da önemli bir adım teşkil etmektedir.

Ömer Faruk ELALTUNTAŞ

Dr. Öğr Üyesi, Bingöl Üniversitesi

 Gönderilme Tarihi:  25 Kasım 2024

Kabul Tarihi: 16 Aralık 2024

 

Kaynakça

  1. Yararlanılan Kaynaklar

Assmann, J. (2015). Kültürel Bellek Eski Yüksek Kültürlerde Yazı, Hatırlama ve Politik Kimlik. 2. Basım. Çev. Ayşe Tekin. İstanbul: Ayrıntı Yayınları.

Alay, O. (2015). Türk saz şiirinde yergi, ironi ve mizah (Yayın No. 393581) [Doktora Tezi, Fırat Üniversitesi]YÖK Tez. https://tez.yok.gov.tr/

Bakşi, S. (2019). Öyküleriyle Dersim Kılamları ve Dersim Şairi Uşênê Kalmemi(1887-1964) İstanbul: Vate Yayınları.

Cengiz, D. (2010). Dizeleriyle Tarihe Tanık Dersim Şairi Sey Qaji [1860-1936}. İstanbul: Horasan Yayınları.

 

Dulkadir, H. (2011). Dersim Sözlü Halk Edebiyatından Örnekler “Pepugê Des u Dı Kowu”. Ankara: Kalan Yayınları.

 

Düzgün, M. (1992). Dersim Türküleri / Tayê Lawıkê Dêrsimi. Ankara: Berhem Yayınları.

Elaltuntaş, Ö. F. (2018). Türk halk edebiyatında siyaset.(Yayın No. 511467) [Doktora Tezi, Elazığ: Fırat Üniversitesi].  YÖK Tez. https://tez.yok.gov.tr/

 

Taş, C. (2016). Kılamanê Kırmancıyê Ser. İstanbul: Tij Yayınları.

Kahraman, K., M. Özcan, M., Çağlayanın, H. (2019). Dersim Sözlü Hafızasında Ağıtlar. Tarihsel ve Sosyolojik Gelişimi İle Zazaca Tarih-Edebiyat- Coğrafya- Folklor (ss. 141-159). Ankara: Kalan Yayınları.

Özcan, M. (2002). Öyküleriyle Dersim Ağıtları-I. Ankara: Kalan Yayınları.

Özcan, M. (2008). Öyküleriyle Dersim Ağıtları-II. Ankara: Kalan Yayınları.

 

  1. Sözlü Kaynaklar

Sözlü Kaynak Bilgileri: Ad Soyad, Doğum Yeri, Doğum Yılı, Eğitim Durumu, Kayıt Tarihi

  1. Emine Yıldız: Bor (Çıralı), 1933, okuryazar değil, 2022
  2. Sait Bakşi: Balıg-Cıvrak (Sarıyayla), 1943, lise, 2024

 

 

 

 

 

[1] Hewa Seferberliğe, Hewa Sa Heyder/Sevdin, Hewa Pardiye, Hewa Herve Wurişi, Hewa Guli Beg.

[2] Hewa Dağbeği, Hewa Aşkireği, Hewa Sılo Sur, Hewa Zegeriye, Hewa Wuşeni Mozik.

[3] Hewa Axlarunê Çuxure, Hewa Saan Axay, Hewa Xıdê Ale İsme, Hewa Dere Laçi.

[4] Daimi Cengiz’in “Dizeleri ile Tarihe Tanık Dersim Şairi Sey Qaji” adlı kitabı sadece ağıtları konu almayıp şairin hayatı ve diğer eserlerini de konu almaktadır. Ancak kitapta yer alan şiirlerin çoğunluğunu ağıtlar oluşturduğunda mevcut kaynaklar arasında gösterilmesi uygun görülmüştür.

[5] Dersim Sözlü Halk Edebiyatından Örnekler On İki Dağın Pepugu. (Türkçede guguk kuşu anlamına gelen pepug kuşu bölgede acı ve felaketin simgesi olarak görüldüğünden, yarattığı çağrışım dikkate alınarak Türkçeye çevrilmeden Kurmancca adıyla kullanılmıştır.)

[6] Kırmancca Ağıtlar/Türküler Üzerine.

[7] Dersim Pülümür ilçesine bağlı bir köy adı.

[8] Sey Qaji’ye ait olan ağıt, Sait Bakşi’nin ses kaydından alınarak transkripsiyonu ve çevirisi araştırmacı tarafından yapılıştır.

[9] Dersim Pülümür’e bağlı bir köy adı.

[10] Ayrıntılı bilgi için bkz. Bakşi, (2019: 228-231).

[11] Sey Qaji’ye ait olan ağıt, Sait Bakşi’nin ses kaydından alınarak transkripsiyonu ve çevirisi araştırmacı tarafından yapılıştır.

[12] Dersim merkeze bağlı Gevrek (Yeşilkaya) köyünün bir mezrasıdır.

[13] Wuse Mozık, Wuşenê Seyd’dir. Mozık kelimesi, Kırnmanccada erkek dana anlamına gelen Wuse Mozık için kullanılan lakaptır.

[14] Sılo Sur’un annesinin yaktığı ağıt, Sait Bakşi’nin ses kaydından alınarak transkripsiyonu ve çevirisi araştırmacı tarafından yapılıştır.

[15] Dersim Pülümür’e bağlı Harşi köyünün bir mezrasıdır.

[16] Qemerê Suri’ye ait ağıt Sait Bakşi’nin ses kaydından alınarak transkripsiyonu ve çevirisi araştırmacı tarafından yapılıştır.

[17] Dersimde bir aşiret adı.

[18] Sey Qaji’ye ait olan ağıt için bkz. Cengiz, (2010: 303-304).

[19] Wakıle’ye ait ağıt, Sait Bakşi’nin ses kaydından alınarak transkripsiyonu ve çevirisi araştırmacı tarafından yapılıştır.

 

Hûn dikarin van nivîsan jî bixwînin.

Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesinde Kürtler ve Kürdistan

17. yüzyılın en büyük seyyahı olan Evliya Çelebi (1611–1684), yalnızca bir gezgin değil, aynı zamanda Osmanlı …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir