Kürt milliyetçiliği ve ulus inşası geç bir süreçte ve kendine özgü dinamikler üzerinden gelişti. Devletin politik şiddeti ve Kürt kimliğine yönelik ayrımcı tutumu, yayıncılık ve aydınların girişimleri Kürtler arasında milliyetçiliğin ve ulusal bilincin gelişmesinde etkili olan bazı temel tarihsel olgulardır.
19. yüzyılda merkezi otoriteyi çevreye genişletme girişimleri ve bu konuda izlenen politikalar Kürt sorununun temelini oluşturan, farklı dinsel ve etnik grupların da Osmanlıyla gerilimli ilişkiler yaşamasına ve hatta kopuşların yaşanmasına neden olan önemli bir faktör olmuştur. Merkezileştirme girişimleri ve ortaya çıkan otorite boşluğu gibi etkenler Kürt emirlikleri için çoğu isyanın gerekçesini oluşturuyordu. Gelişen isyanlar bu anlamda daha çok ekonomik ve politik güç dengelerinin değişmesine dayanmaktaydı. Diğer bir ifadeyle her ne kadar Osmanlıda azınlıklar ya da gayri Müslimler arasında milliyetçi hareketlerin yeni oluşmaya başladığı bir dönem olsa da, Kürtler arasında bunun zemini henüz gelişmemiş ve ortaya çıkan isyanlar feodal karakterli ve daha çok merkez-çevre ilişkisinin sorunsallaşmasına dayanan isyanlardı. Genel olarak varolan özel konumlarını koruma saikiyle gösterilen direnişlerdir. Feodal bir yapı olsa da aşiretler kendi hakimiyet bölgelerini, statülerini korumaya çalışıyor, Osmanlı ve İran’ın bütün şiddetine rağmen idarelerinde bağımsız olmayı tercih ediyorlardı. Elisee Reclus, kalabalık ve toplu halde yaşayan aşiretler için “orada bir ulus halindedirler ve epey güçlü bir ulus, o derece ki Osmanlılar ve İranlılara karşı hür bir devlet teşkil etme azmindeydiyler” diye belirtiyordu Garo Sasuni’nin dikkat çektiği gibi Osmanlı şiddetinin sadece savaşların olduğu bölgelerde değil, bütün Kürt halkına yönelik oluşu ve bunun yanısıra Kürt aşiret reislerinin, Kürt aydınlarının, Emirlerin ve Şeyhlerin Kürt halkı arasındaki etki ve mobilizasyonları sonucu, bütün Kürt bölgelerinde feodal nitelikte de olsa Kürt ulusal bilincinin oluşmasındaki olumlu etkileri yadsınamaz
İsyanların çıkış sebep ve hedefleri zaman içerisinde siyasal, ekonomik ve bölgesel gelişmeler nedeniyle değişecek ve daha sonra ulusal bir karakter taşıyacaktır.
Kürt ulus inşası tarihsel bir inşadır ve bu inşanın temel dinamiklerine bu makalede detaylı olarak yer verilmektedir. Kürtlerde milliyetçiliğin gelişip radikalleşmesi ve ulunun inşası bazı temel olgular üzerinden analiz edilmektedir. Politik şiddet yayıncılığın gelişimi ve bunun üzerinden toplumsal aydınlanma girişimleri, aydınların devreye girmesi ve ulusal bir tahayyülün gelişmesindeki katkıları gibi temel olgular üzerinden Kürt milliyetçiliği ve ulus inşası analiz edilmektedir.
Makalenin amacı milliyetçiliğin gelişimini ve ulus inşasını ifade edilen temel dinamikler üzerinden okumak ve ayrıca ulus inşasının ve milliyetçiliğin geç gelişmesinin tarihsel bazı temel nedenlerine dikkat çekmektir. Kürt sorunun gelişmesinde ve aynı zamanda boyutlanarak günümüze kadar devam etmesinde bu tarihsel gelişim dinamiklerinin etkisi çok büyüktür. Dolayısıyla farklı bir kimlik veya ayrı bir ulus olarak Kürtlere karşı sergilenen olumsuz tutum veya Türklüğün Kürtlükle kurduğu ilişki devletin politik, ekonomik ve genel olarak toplumsal yöneliminden bağımsız değildir.
Osmanlı merkezi yönetimin çevreye yönelik sindirme politikası Kürtlük faktörünü Kürt ulusal algı ve hareketine dönüştürmede etkili olan tarihsel bir kırılma dönemidir. Çevrede söz sahibi olan halk esas olarak Kürt aşiret reislerinden ve şeyhlerden oluşan kendi cemaat önderlerini Osmanlı yöneticilerinden daha fazla önemsiyordu
Kaldırılan emirlik ve güçlü aşiretler sonrası, Kürt bölgelerinde önemli bir idari boşluk ve düzen sorununu oluşmaya başlaması nedeniyle de, belirtilen Kürt ileri gelenlerine ve özellikle de şeyh gibi din adamlarına önemli bir alan açılmış oldu. Bruinessen’a göre 19. yüzyılın tamamı siyasi ve ekonomik güvensizliğin hakim olduğu bir dönemdi ve bu durum, halkın dine bağlılığını besleyerek şeyhlere, her türlü anlaşmazlıklarda arabulucu kimliğiyle önemli görevler yüklemişti
Kürtler arasında sosyal, idari, ekonomik ve siyasal gibi birçok alanda heterojen bir yapı olmasına ve genel olarak Kürtler bir bütünlük oluşturmamalarına rağmen, merkezi iktidar bütün bu heterojen yapıları aynı kategoriye dahil eden bir müdahale pratiğini izliyordu. Bu müdahale pratiği aşiret reisleri ve halk üzerinde önemli bir prestiji olan ağa ve şeyhler gibi farklı kesimleri veya grupları biraraya getiriyor ve çoğu zaman da isyanlara çok farklı sınıfsal, kültürel ve siyasal kesimlerin dahil olmasının zeminini oluşturuyordu.
19. yüzyılın sonlarına doğru ortadan kaldırılan mirlikler ve büyük Kürt aşiret reislerinden kalan boşluğu böylece ruhani bir kişiliği temsil eden, ileri gelenlerden olan şeyhler doldurmaya başladı. Şeyhlerin bu dönemde öne çıkmaları yalnızca bir otorite boşluğuna indirgenemez. Şeyhlerin sahip oldukları “kutsal kişilik” ve toplum nezdinde olan prestijleri üzerinden kurulan sembolik iktidar onları öne çıkaran nedenlerdir. Aynı zamanda merkez çevre geriliminden kaynaklı sınıfsal ve siyasal güç kaybetme kaygıları onları öne çıkaran diğer bir faktördür. Kürtleri merkezi olarak tahakküm altına alma isteğiyle çevreye askeri güç üzerinden müdahalede bulunulması, beraberinde önemli sosyo-ekonomik ve siyasal sorunları getirmiş, bu gelişmeler de Kürt aşiret reisleri ve şeyhlerini harekete geçirmiştir. Bağımsızlıklarını korumaya çalışan ve Kürtlerin birliği yönünde çaba sarf eden önemli “ulusal karakterli” isyanlardan biri Mir Bedirxan’ın mücadelesidir. 1846’da cereyan eden Mir Bedirxan isyanı aşiret önderliğinde gelişen ancak ulusal nitelikli bir isyan olarak ifade edilir
Büyük aşiretlerin sönümlenmeye başladığı bu dönemde isyanlar devam etti ancak isyanlara öncülük edenler artık aşiret reisleri değil, Şeyhlerdi. Merkezi hükümete karşı 1879’da Şeyh Ubeydullah önderliğinde başlayan büyük isyan, ulusal amaçları olan bir Kürt isyanıdır Milliyetçi argümanlar ortaya koyan ve genel anlamda “Kürdistan’ın inşası”ndan söz eden bir isyandır. Kürt milliyetçiliğinin ivme kazanmasında ve Kürtlerin ulusal birlik yönünde biraraya gelmesinde Şeyh Ubeydullah, Şeyh Said, Şeyh Ahmed Barzani ve Mele Mustafa Barzani gibi liderler önemli rol oynadı.Burada ilginç olan ilk milliyetçi taleplerle ortaya çıkan bir isyanın liderliğini şeyh gibi dinsel ve daha çok feodal karakterli kişi veya aşiretlerin yapmış olmasıdır. Şeyh ağa ve aşiret gibi feodal yapıların Kürt ulus inşasının gelişmesinin önünde uzun süre bir engel olarak kaldılar, ancak daha sonra değişen toplumsal, siyasal ve ekonomik gelişmeler nedeniyle de Kürtler arasında ulusalcı hareketlerin gelişmesinde veya ivme kazanmasında olumlayıcı bir etkiye sahip oldular. Dini kişiliklerinden kaynaklı Şeyhlerin sahip oldukları prestij Kürtler arasında güçlü birlikteliklerin oluşmasını sağlıyordu.
İttihat ve Terakki yönetimiyle başlayan askeri kapasite dolayımlı merkezileştirme, bürokratikleştirme üzerinden Türkleştirme stratejisi Cumhuriyeti kuran kadroların da temel stratejisi haline geldi ve bu temelde bir etnik mühendislik politikasına ağırlık verildi. Cumhuriyetin kurulmasıyla beraber daha önce tanınan, çoğunlukla yaşadıkları bölgeye “Kürdistan” denilen ve hatta bir özerklikten ve temel siyasal haklarından söz edilen Kürtler, Cumhuriyetin resmi ideolojisi çerçevesinde teorik olarak artık yoktular. Yeni devlet tek bir etnik kimlik üzerinden inşa edilmiş ve devlet eliyle genel olarak bir homojenleştirme politikası devreye sokulmuştu. Osmanlı döneminde bağlayıcı unsur olan din faktörü laiklik saikiyle 1924’te kaldırılınca hilafet yanlısı olan bazı Kürt aşiret, din adamı ve kurumlarının devletle olan önemli bir bağı da koparılmış oldu. 19. Yüzyıl sonlarına doğru merkezileştirmeye dayalı sert müdahale, Kürtler arasında “biz” ve “onlar” algısını oluşturduğu gibi, devletin tutumu karşısında da Kürtlerde “öteki” olma algısının da toplumsal siyasal zeminini oluşturdu. 1925 yılında bakanlar kurulunca yürütülen Şark Islahat Planı Kürtlerin yaşadığı bölgelerde Kürtçeyi tamamen yasaklıyordu. “…vilayet ve kaza merkezlerinde hükümet ve belediye dairelerinde ve diğer kuruluşlarda, okullarda, çarşı ve pazarlarda Türkçe’den başka dil kullananlar hükümet ve belediyenin emirlerine aykırı davranmakla suçlanacak ve cezalandırılacaklardır”
Tüm bunlar dikkate alındığında Cumhuriyetin kurulmasıyla Kürtlere karşı girişilen bu yoğun asimilasyon ve şiddet politikasının geçmişten günümüze devlet elitlerinin resmi ideolojisi haline geldiğini gösterir Cumhuriyet elitlerinin Kürtlüğün tasfiyesi ve asimilasyonuna yönelik izlemiş oldukları paradigma olan Şark Islahat Planı, yansıyan bu resmi ideolojinin yasasını oluşturur. “Devletin kara kutusu” olan Şark Islahat Planı’nı çözümlemek yansıyan bu sosyo-kültürel, ekonomik ve siyasal hadisenin nasıl cereyan ettiğini anlamanın temel momentini oluşturur. Çünkü Cumhuriyet dönemi boyunca hep yürürlükte kalmış ve iktidarlar değişse de günümüze kadar gelen bütün hükümetlerin izlemiş oldukları Cumhuriyetin Kürt siyaseti, bu kurucu metne referansla ifa edilmiştir Plan her ne kadar 1925 İsyanı sonrasında yürürlüğe konulmuş olsa da İttihat ve Terakki döneminde bu “siyasetin” temeli atılmıştır. Kürtlere ve özellikle ulusal varlıklarına yönelik icra edilmiş olan bu plan bizzat devletin resmi organlarınca, Bakanlar Kurulu’nca devreye sokulan özel Kürt yasasıdır.göre bu planın mantığı “modern devletin bütün araçları, bütün icra gücü Kürtleri Türkleştirmek üzere topyekûn seferber edilecekti. Bu seferberliğin temel mantığı ortaya konulan rapor, belge ve tutanakların (Bayrak, 2013) Kürt sorunsalını süngüyle çözme ve zoraki asimilasyon politikası olarak anlaşılmaktadır. İfade edilen plan yalnızca askeri zor aygıtları aracılığıyla değil, çok boyutlu olarak yürütüldü. Ziya Gökalp, Rıza Nur, Batılı bilim adamlarının takma isimlerini kullanan Naci İsmail (Pelister) gibi isimler, Güneş Dil Teorisi ve Türk Tarih Kurumu gibi iktidar destekli çalışma ve kurumlar aracılığıyla Kürtleri dil, din, tarih, kültür, aşiret yapılarına dair yaptıkları araştırmalarla Kürtlerin Türklüklerini ispata ve bununla da Kürtleri asimilasyona zemin oluşturmaya çalıştılar.
Şeyh Said adıyla anılan 1925 İsyanı sonrasında İstiklal Mahkemesi’ne çıkarılanların ve gerekse öncesinde faaliyette bulunanların hem ifadeleri ve tutulan zabıtlarda hem de mahkeme heyetinin ortaya koyduğu tutanaklarda “müstakil bir Kürdistan teşkili”ne yönelik bir isyan olduğu ve öncesinde de bu minvalde girişimlerde bulunulduğu ve ayrıca Şeyh Said’in de bu “Kürtçülük Cereyanları”nın bir önderi olduğu belirtilmektedir
Din Kürtler arasında toplumsal bütünleşmeyi sağlayan ve ortak bir anlam dünyası oluşturan önemli bir faktördür. Aynı zamanda din aşiretler veya şeyhler için güçlü bir sembolik güç kaynağıdır. Dolayısıyla din sembolik olarak iktidar kurmanın “kutsal” zeminini sunmakla beraber genel olarak toplumsal yaşam da bu alan üzerinden şekillenebilmektedir. Ancak yeni merkezi otorite tarafından din alanının işgal edilmesi belirtilen aşiret veya şeyhlerin sembolik güç alanlarının tasfiyesine neden olmuştur. Bu anlamda isyanın dini kaygıyla da gelişmesi ve bu anlamda direnç gösterilmesi isyanın ulusal, sınıfsal ve iktidar kaygısı gibi diğer boyutları gözardı edilmemelidir. Ayrıca isyan öncesinde alınan anti-Kürt önlemler yani Kürt okullarının kapatılması, Kürtçenin yasaklanması, Kürt liderlerinin cezalandırılması, ekonomik olarak bölgenin vahim durumu, Kürtlere vaat edilen özerklikten vazgeçilmesi ve “Türkleştirme siyaseti”yle icra edilen şiddet bu isyanın tayin edici fakat genelde konuşulmayan ve görülmeyen diğer nedenleridir.
Yıllardır, hükümet Kürt halkını asimile etmeye çalışıyor ve bu amaçla halkı eziyor, Kürtçe yayınları ve gazeteleri yasaklıyor, anadilini konuşanlara işkence ediyor ve sistematik olarak insanları Kürdistan’ın bereketli topraklarından söküp Anadolu’nun çorak bölgelerine göçe zorluyor ve birçoğu oralarda telef oluyor. Bu olay karşısında Kürtler, uzak sürgün yollarında yok olmaktansa, 1930’da Ağrı Dağında, Zilan vadisinde ve Beyazıt’ta yaptıkları gibi, kendilerini savunmak üzere silaha sarıldılar. Ve binlerce Kürt öldü.
Kürtlerin kendi ırkını, dilini, geleceğini ve kültürünü özgür bir şekilde yaşamak istediğini belirten mektupta ayrıca Türk hükümetinin uyguladığı orantısız şiddetle tüm Kürdistan’a işkence ederek intikam almaya çalıştığını belirtiyordu. Ancak etnik, sınıfsal ve uygulanan şiddet boyutu gözardı edilerek gelişen tüm isyanlar devlet elitleri tarafından “gerici”, “feodal” ya da “aşiret” isyanları olarak görülüyordu. Oysa 1925, 1927, 1930 ve en son 1937-38 Dersim isyanı birbiriyle bağlantılı ve hatta birbirinin bir şekilde devamı olan isyanlardır.
Ekonomik olarak yükselen yoksulluk, devletin şiddet politikası ve Kürtler arasında başlayan etnik uyanış biraraya geldiğinde sorun daha fazla içinden çıkılmaz hale geliyordu. “Bütünleştirme” pratiği, izlenen politikalarla ayrıştırma politikasına dönüşmüştü. Devlet, şiddetin etnik kimliğe daha fazla sarılma ve milliyetçi algı oluşumunda oynadığı rolü gözardı ediyordu. tenkil ve asimilasyona dayalı Cumhuriyet siyaseti Kürtleri ulusal bir topluluk olmaktan alıkoymak yerine, Cumhuriyetin selametini tehdit edebilecek hacim ve kıvamdaki bir ulusal topluluk kapasitesiyle donattığı” belirlemesinde bulunuyordu. Devlet, etnik kimliğin siyasallaşmasında, milliyetçiliğin ve karşı milliyetçiliğin gelişip radikalleşmesinde, sınıfsal eşitsizliklerin inşa edilmesinde en önemli siyasal girişimci olarak rolünü oynuyordu.
Kürt siyaseti”nin yanı sıra Kürt milliyetçiliğinin ve ulus inşasının kuramsal bir zemine taşınmasında ve geniş alanlara yayılmasında aydınların ve yayıncılığın önemli bir etkisi oldu. Ulus inşa süreçlerinde çok farklı ve birbirine eklemlenmiş faktörler etkili olmaktadır. Devletin farklı etnik kimliklere yönelik ayrımcı ve ötekileştirici politikaları, sınıfsal eşitsizlik, şiddet gibi uygulamalar bu faktörlerden bazılarıdır. Kürt ulusunun yaratılmasına katkıda bulunan çeşitli unsurlar arasında muhtemelen en önemlisi, ortak bir toplumsal ve ekonomik örgüt yapısına sahip olmalarıdır. Ancak bunların yanında Kürt milliyetçiliği ve ulus inşasında Kürt aydın ve yayıncılığının rolü çok daha önemli bir faktör olmuştur. Kürt aydınlarının milliyetçi faaliyetlere fiilen katılması sonucunda Kürtler arasında yaygınlaşan modern kuramsal milliyetçilik,
Kürt milliyetçi basınının ortaya çıkması, Kürt kulüp ve toplulukların kurulması Kürtlerin giriştiği kültürel ve siyasi faaliyetler için büyük itici güç oldu. Bu girişimler Kürt milliyetçiliğinin gelecekte bir kitle hareketine dönüşmesi için gerekli temelleri attı.
Dolayısıyla Kürt aydınları açısından tarih önemli bir referans olmuştu. Kürt milletinin kökenlerine yönelik çalışmalar ve ulus tahayyülü 1960’larda önemli bir ivme kazandı. Aydınlar, entelektüeller, çeşitli dergi ve yayın çevreleri bu inşada ve Kürt milliyetçiliğinin gelişmesinde önemli katkıları oldu. DDKO (Devrimci Doğu Kültür Ocakları) bünyesinde faaliyet gösteren öğrenciler aydınlar ve daha sonrasında özellikle Kürtlerin sosyalist solu olarak ortaya çıkan dergi ve çevrelerinde oluşan örgütsel ağlar Kürt kimliğinin sosyo-politik alanlarda savunulmasına, bilince çıkarılmasında ve bunların Kürtler arasında yaygınlaşmasında pratik katkıları oldu.Bu gelişmelerle beraber Kürt milliyetçileri Kürt kimliğini doğrulayan ve ortak bir kimlik sunan tarihsel kahramanlara, efsanelere ve sembollere daha çok eğilim göstermeye başladılar. Bu anlamda Kürt milliyetçilerinin yüzyıllar boyunca ‘ulusal kahramanlar’a dayanan ulusal bir devamlılığın izini bulmaya çalışmaları şaşırtıcı değildir. Ortak duygular, tarihsel miras, mitolojik beraberlikler, Newroz ve Demirci Kawa gibi efsanelerle gurur duyma ve ortak folklorik hazlar bu yönüyle bir bütünlük taşıdı
Kürt ulus inşasının ve aynı zamanda ulusal birlikteliğin bir zemini olarak çeşitli semboller, kutsal gün ve kahramanlıklar veya tarihsel mitolojik efsane ve anlatılara dayanan, ulusu sembolize eden bir “gelenek icadı”na başvuruldu. “Kürdistan” bir siyasal devlet değildi. Olması istenen böyle bir devlet için insanlar enerjilerini var güçleriyle kültürel meselelere, geçmişi toparlamaya ve tarihin yetersiz kaldığı yerlerde icadına harcadılar. Kürt talebe cemiyeti olarak 1912’de kurulan Hêvî (umut) bir milli tarih inşasından söz etmekteydi. Buna göre şimdiye kadar “ihmal edilen milli tarih teflik edilmeli (toparlanıp birleştirilmeli), Kürd milletinin ilim ve irfanda bir an evvel ilerlemesi” temin edilmelidir. Aynı şekilde Roji Kurd’da da “gözlerimizi açıp o derin uykudan uyanmazsak, Kürtlük diye bir şey kalmayacak” uyarısında bulunuyordu
Kürt aydınlar, öğrenciler ve onların fikirlerini dolaşıma sokan gazete, cemiyet, dergi gibi kurum ve araçlar tarihi millileştirmeye ve toparlamaya koyuldular. Kürt aydın çevresi veya bu yeni politik özneler tarafından siyasal, sınıfsal ve dinsel olarak dağınık olan Kürt hareketlerini veya genel olarak Kürt toplumsal yapısını ifade edilen bu kolektif siyasal ve kültürel mücadele üzerinden ortak bir idrak kategorisi ve anlam inşa edilmeye çalışılmıştır. Tarihi referanslar bu inşa sürecinin güç kaynağını oluşturmaktaydı. Kürtlerin ve tarihlerinin kadimliği tartışmasıyla beraber 15.yüzyıl din alimi ve şairi Melayê Batê, 16 ve 17.yüzyıl destan anlatıcısı Feqiyê Teyran ve 17.yüzyıl ünlü Kürt edibi Ehmedê Xani , 19.yüzyılda yurtseverlik şiirleriyle ünlü olan ve Kürt milliyetçiliğinin önemli isimlerinden olan Haci Kadir Koyi gibi ünlü şahsiyetler Kürt tarih ve milli bilincinin inşasının temel referansları oldular
Kürtlerin ulusal haklarını savunan ve Kürt sorununu dünyaya duyurmaya yönelik faaliyetler yürüten aydınların Kürt kültürünün temellendirilmesinde ve ulusal bilincin geniş kitleler arasında yaygınlık kazanmasında büyük katkıları oldu. Böylece genel bir tarihsel uyanış ve gelenek icadı etkili olmaya başladı. Bu icadlar ulusun geçmişe yönelik hafızasını oluşturur. Bu tarihsel hafızanın somutlaşmış biçimleri (kutsal gün, anı, bayrak, ulusal tarih, dil, ulusal kıyafet vb.) kitleleri mobilize etme ve ortak hareket etme gibi bir misyona sahiptirler. Kuşkusuz bu mobilizasyonu sağlayan ve ulus inşa süreçlerinin önemli unsurları olan yayın ve aydınlardır. Bölgenin sosyo-politik ve ekonomik sorunları bu toplumsal aktörler tarafından gündemleştiriliyordu. Aydınların görevi bu durumda ifade edilen toplumsal sorunları bilince çıkarma ve toplumsal bir farkındalık oluşturma olarak okunabilir. Farklı bir etnik unsur olarak Kürtlerin temel sosyal ve siyasal haklarını veya varlıklarını “cesaret kırıcı” olarak görüp yüzleşmeyen veya tarihdışılaştıran devletin geliştirdiği resmi tarih tezlerine karşılık, Kürt aydınları Kürt tarihini yazmaya ve onları toplumsal bilince çıkarmaya koyulmuşlardı.
Ancak tüm bu girişimler siyasal, ekonomik ve toplumsal olarak Kürt toplumunda veya Doğu’da istenilen düzeyde geniş bir etki yaratamıyordu. Aydınların, yayının veya siyasal öznelerin çabaları kuşkusuz bu alanlarda önemli bir aydınlanma sağladı. Aynı zamanda devletin resmi tarih anlayışı ve siyasal yaklaşımı sorgulamaya tabi tutuldu. Ancak Kürt toplumunda okuma yazma oranının çok düşük olması, ekonomik olarak bölgenin yoksul olması, varolan feodal anlayış ve yapıların etkin olması geliştirilen yeni fikirlerin toplumsal alanda gelişmesini genel olarak Kürtler arasında anlaşılmasını veya tutulmasını engelliyordu. 1970’lere kadar bölgede neredeyse yok denecek kadar az okul vardı. Kürtlerin asgari kültürel ve ekonomik sermayeden yoksun olmalarının yanında, devletin Kürtlüğü ve bununla ilintili tüm girişimleri yasaklamış olması ifade edilen ulusal girişimleri sekteye uğratıyordu.
Kürtlerde ulusal bilinç ve etnik kimlik tarihsel bir inşadır. Ancak bu inşa süreci diğer ulus ve kimlik inşalarına karşılık olarak gelişmiş ve kendi farklılığını diğer kimlikler üzerinden veya karşısında konumlandırmıştır. “Hayali bir cemaat”i aşan, tarihsel, sınıfsal, siyasal ve kültürel olarak bir devamlılık gösteren, bu minvalde yeniden üretilen canlı bir ulusal inşa sürecidir. Dolayısıyla bu inşanın önemli bir etkeni de yayın ve aydınların yüklendikleri misyon olmuştur. Devletin şiddete, asimilasyona dayalı politikası, yani devletin Kürt siyaseti, Kürtlerde milliyetçiliği geliştiren, buna önemli bir zemin sunan ve ulus inşasında etkili olan diğer en önemli etkenlerdendir. Diğer bir ifadeyle devletin şiddet politikası, devlet güdümlü Türk milliyetçiliği, yayıncılık ve aydınların girişimleri ifade edilen Kürt milliyetçiliğinin ve ulusal inşasının temel momentlerini oluşturmaktadır. Bundan dolayı da devletin şiddet politikası dikkate alınmadığında Kürt milliyetçiliği ve buna dayalı direnç ve girişimler tam olarak anlaşılamaz. Yayıncılık ve aydınların girişimleri de milliyetçi tahayyülü ete kemiğe büründüren ve aynı zamanda Kürt toplumunun kendi üzerine düşünmesini ve ulusal birlikteliği geliştirmede tarihsel bir rol oynadılar. Geçmişe nazaran Kürtçe yayınlar ve Kürt sorununa, ulusal gelişimine eğilen, Kürtlerin tarihsel, kültürel ve siyasal yapı ve gelişimlerine dair çalışmalar daha da artmış ve yaygınlık kazanmış durumdadır. Hem yayın çevreleri hem de Kürt kurum ve kuruluşlarına karşı önemli bir ilginin oluştuğunu ve özellikle de dijital platformlarda Kürt çalışmaların, Kürtçe yayınların daha da arttığı ve önemli bir ilgiyle karşılandıkları belirtebilir.
1934’de Soyadı Kanunu çıkınca devlet,soyadlarının Türkçe olması için gizli bir karar almış.Araştırdım, tek bir Kürtçe,Ermenice,Çerkesce, Lazca…soyadı yok, hepsi Türkçe.Yüz yıldır işte bu ırkçı kafa bizi yönetiyor.
12.10.2024
İlham Baraç
ÇandName TR Ataların izinde, geleceğe namzet…