EHMEDÊ XANÎ’NİN ÇIĞLIĞI VE ONA LAYIK OLAMAYAN KÜRTLER

Ararat dağının eteklerindeki Bayazıt ovasından şimdilerde harap olmuş eski Bayazıt şehrine baktığınızda gözünüze ilk olarak tepedeki İshakpaşa sarayı çarpar… Aşağıdan bakanlarca Kartal yuvası gibi görülen bu görkemli ve olağanüstü saray Kürdistanın mimari alandaki en nadide hazinesidir.. Kürdistan coğrafyasında bundan daha görkemli bir yapı bulamazsınız. Sarayın arkasındaki eski mezarlık ise Kürdistanın bir başka ve belkide en büyük hazinesi olan Mem û Zin eserinin yazarı olan Ehmedi Xani’nin (1650-1707) mezarına ev sahipliği yapıyor.
Kürdistanın en yüksek dağı, en görkemli binası ve en eşşiz Kürt şahsiyeti…Bayazıtta her üçüde bir arada…
Ağrılı olmam münasebetiyle buraya özellikle de Ahmedê Xani’nin mezarına uzun yıllardır sık sık gelirim..
Ne yazık ki “Kürt milliyetçiliğinin babası”nın mezarı; görünüm ve ziyaretçi sayısı bakımından sıradan bir türbeden farkı yok ve yeterli ilgiyi görmüyor. Bu durum Kürtlerin ona verdikleri değerin dolaylı bir göstergesi…
Oysaki; İranlilar için Hafız veya Firdevsi, Almanlar İçin Goethe, İngilizler için Shakespeare veya İtalyanlar için Dante ne ise Kürtler için de Ahmedi Xani odur.
Sadece edebi alanda mı ? Hayır … hayır…
Ehmedê Xanî; siyasi, kültürel veya düşünsel alanda yaşamış en önemli Kürt şahsiyetidir denilebilir…
Çünkü o sadece bir şair değildi.
O, yüzyıllardır Arap, Rom ve Fars boyunduruğunda ve derin bir uykuda olan Kürt halkını uyandırmaya, onlara milli bilinci vermeye çalışan tarihteki ilk Kürt Şairi, Düşünürü, Filozofu, Sosyoloğ’uydu…
Ve bu bilinç için; yazdığı Mem û Zîn adlı eseriyle; Kürde ait bir aşk destanını Kürt diliyle yazıp Kürt halkına hediye etmişti.
Adı Kürt, Dili Kürt, Ruhu Kürt olan Mem û Zîn’e; Kürtlüğün dilini, kimliğini ve Millet olmaktan kaynaklanan haklarını tıpkı İshakpaşa Sarayının duvarlarındaki eşşiz nakışlar gibi nakşetmişti…
O bu kitabıyla sadece Kürtlere milli bilinci vermeye çalışmamış. aynı zamanda başka milletlere ve dillere Kürtçe ile adeta meydan okumuştu:
Onlara, Kürtlerin ilme, sanata, ve edebi estetiğe sahip medeni bir millet olduğunu; yetkin bir dil olan Kürtçe ile de muhteşem eserler verilebileceğini göstermişti…
Ölümsüz Xanî; Hecî Qadîrê Kayî’nin deyişiyle “Ulusumuzun Kitabı”nı yazarak zor bir işi başarmıştı…
Tüm ortadoğu yazarlarlarının Arapça ve Farsça gibi popüler olan bir dille yazmak ve kitaplarını bir devlet adamına ithaf etmek için yarıştığı bir dönemde; O “Bazarı Kesat olan Kürtçe” ile yazmayı ve kitabını sadece milletine ithaf etmeyi tercih etti.
Kendi deyişi ile “Kürt Milleti için cefa çekmek” gerekiyordu. O bunu göze aldı ve “tortuyu içerek bu cefa ya katlandı”…
Evlenmedi.. Tüm hayatını; milletinin uyanması, bilinçlenmesi, birlik ve dayanışma ile Fars, Rom, Arap ve Tacikler in tasalutundan ve “Xulamlığından” kurtulmasına vesile olacak eserler yazmaya adadı. .
O, tarihçileri bile hayrete düşürecek kadar çağının ötesinde yaşayan bir düşünürdü. 1789 Fransız ihtilalinden bir asır öncesinde yani “ulus” bilincinin olmadığı bir dünyada bir Kürt olarak; Kürtlere ulus bilincini üstelik en kusursuz hali ile vermeye çalışıyordu!…
Şiirlerinde; “Rüstemê Zal gibi Kahraman” ve “Hatemi Tayi gibi Cömert” Kürt halkının kendilerine güvenmelerini ve aralarında birlik ve dayanışmayı tesis ettikleri takdirde de aşamayacakları hiçbir zorluğun olmadığını ifade etti..
Siyasi veya kültürel tarihimizin tereddütsüz en önemli şahsiyeti ve Kürtlük semasının en eşsiz ve parlak yıldızını olan Ehmedê Xanî’yi layıkıyla anlatabilmek öyle zor ki???
Ben ne zaman elime kalemi alıp onu anlatmak istediysem her seferinde onu hakkıyla anlatacak yetkinlikte olmadığımı, dağarcığımdaki kelimelerin buna yetmediğini farkettim…
Ehmedê Xanî’yî anlamakta ve anlatmakta acziyet içinde olan yanlız ben miyim?
Hayır!…
Bu konuda çok değeri çalışmalar olmakla beraber; Kimse gücenmesin ama Ehmedê Xanî’nin Kürtler için önemini hakkıyla anlatan bir yazı veya kitap ile halâ karşılaşmadım.
Buna rağmen son ziyaretimde, Ararat dağının dorukları gibi ulaşılmaz olan bu büyük şahsiyete karşı yüreğimden geçen acizane düşünceleri aşağıdaki satırlara dökmeye çalıştım:
Ey Xani,;
Bizi affet,
Seni hakkıyla okuyup anlayamadık… sahip çıkamadık. Senin bizi diğer milletlere karşı yücelttiğin gibi bizler seni yüceltemedik…
Senin 350 yıl önceki Kürdistani çığlığını duymak ve o çığlığını gereğini yerine getirmek yerine özellikle 60 lı yıllardan sonra kafamıza geçirdiğimiz ideolojik çuvallar nedeniyle sesini duyamadık…
Aksine, zihnimizin kapılarını bizlere ve sosyolojimize yabancı seslere ve çağrılara açtık. Haliyle anlayışımız da onlara göre şekillendi…
Oysaki 1890-1920 arasındaki Osmanlı daki Kürt aydınları seni anlamış ve baştacı ettmişlerdi. O dönem yayınlanan tüm Kürt dergi ve gazetelerde senin şiirlerin ve görüşlerin yayınlandı.
Ardından Suriye ye giden sürgündeki Kürt aydınları aynı çizgiyi sürdürdüler.. Celadet Bedirxan 1932 den 1943 a kadar Hawar’ın her sayısında sana ait bir bölümler yayınladı.
Sonrasında Kürtlerin sana yeteri kadar değer vermediği talihsiz bir dönem başladı…
60’ların sol rüzgarına kapılmış Kürtler ve 80’lerden sonraki İslamcı Kürtler bazı istisnalar hariç senin muhitine uğramadı.
70 li yıllarda Kürt özgürlük mücadelesi veren siyasi örgütlerimiz tarafından çıkarılan Kürt dergi ve gazetelerinde senden bahseden makale sayısı yok denecek kadar azdı…
Bu bile nerelere savrulduğumuzun bir işaretiydi…
Sosyalist Kürtler; Türkmen bir babanın sol Kemalist oğlu Ahmet Arifi veya Kurtuluş Savaşı destanı şiirinde milliyetçiliğe tavan yaptıran Nazım Hikmet’i veya Atilla İlhan, Can Yücel gibi ulusalcı kemalist solcuları okudukları ve sahip çıktıkları kadar seni okumadılar …
İslamcı Kürtler bundan farklı mıydı?
Türkçülüğün temel taşı olmuş Necip Fazıl’ın, şimdilerin aleni Kürt düşmanı İsmet Özeli’in, Sezai Karakoçu’un şiirlerini ezberden okurken senin kaç şiirini ezberden okuyabildiler ki?
Evlerinin ve Kurumlarının duvarlarına bunların posterlerini asanlar senin sarıklı ve sakallı temsili fotoğraflarını asmaktan utandılar….
Çoğumuz Türk şairlerden en az birinin bir şiirini ezbere biliriz…
Ama Xanî gibi Kürt ve Kürdistan davası için ömürlerinin feda etmiş bu uğurda her türlü bedeli vermiş, her bir şiirinde Kürtlere seslenen onlara millet olma bilincini aşılayan Hemîn, Hêjar, Heçî Qadîrê Koyî, Pîremêrd, Abdurrahman Zapsu, Ferikê Ûsiv, gibi kendi şairlerimizi sadece ismen bilir ama hiçbir şiirini okumamışızdır…
Bu nedenle zamanla “bizden olanlara” değil; şiirlerini okuduklarımıza benzedik ve bir kısmımız onlar gibi düşünür oldu…
Ey Xanî; Bizleri Affet!
90 lardan sonra seni yeniden keşfettik ama zihinlerimiz geçmiş yılların tesiriyle hala tam olarak berraklaşmış değil…
Geçmişte ve günümüzde Türk Solu ve Türk İslamı ile bir arada olmaktan zihnimiz o kadar kirlenmiş ve “Tabii Kürtlük” ten o kadar uzaklaşmışız ki özümüze dönmemiz daha çok uzun yıllar alacak…
İşte bu zihin bulanıklığımız nedeniyle kendimize ait değerleri küçümsüyor ve yeteri değeri vermiyoruz…
Etrafımızda; seni sıradan bir medrese hocası sanan, Kürtlerin tarih sahnesine çıkardığı bir çok Kürd şahsiyetine de feodal ve gerici payesi veren vizyonsuzlar var…
Bu durum; kendine, kültürüne ve köklerine yabancılaşmış, geçmişin değerlerini reddi miras yapan ama yerine de bir yeni değerler koyamayan Kürt aydınının ve hareketlerinin çıkmazıdır…
Maalesef hepimiz bu çıkmazdayız…
Ey Xanî!…
Sen, üç buçuk asır önce Kürtlerin kurtuluşunun “bir Kürdün taç giydiği bağımsız devlette” olduğunu savunurken, son yıllarda Kürt siyasetinde “ulus devlet en büyük kötülüktür” diyerek Kürde devletsizliği dayatan adı ilerici ama aslında senden asırlarca geride olanlar var…
İslamcı Kürtler de bundan azade değiller.
Onların da içinde, “ümmete zarar verir” diyerek Kürdün devlet olmasını ” Ümmetin bölmek” olarak gören ve bunu “haram” sayan kesimler var..
Günün sonunda; “Ümmetin yetimleri” olan biz Kürtler aslında “ümmetin eşekleri” olmuşuz.. Ve dünyada gerileyen solun hamallığı ve Don Kişot’luğu da yine biz Kürtler kalmış…
Böyle olunca da; kendimizi değil daha çok başkalarını kurtarmakla ilgileniyoruz…
Temel sorunlarımızı ve ana gayemizi bırakıp tali konularla halkımızın enerjisini tüketiyoruz..
İdeolojik kavgalarla o kadar meşgulüz ve bir birimizi o kadar kırıyoruz ki; bu kavgalar nedeniyle neleri kaybettiğimizi bilemiyecek kadar da körleşmişiz..
Birlik mi?
Ey Xani; en büyük hayalin Kürtlerin birliğiydi. Ama iyi ki de bu günlerimizi görmedin. Yoksa mezarında kalkıp yüzümüze tükürürdün.
Bir birimizi yemenin, bir birimizle düşmanlık yapmanın en belirgin özelliğimizin olduğu bir dönemi yaşıyoruz…
Dünden bugüne değişen birşey yok…
Senin döneminde aşiretlerin ve mirlikler arası kavga ve düşmanlık vardı. Şimdilerde onların yerini partilerimiz almış.
Dört parça Kürdistanın ve diasporanın her yerinde Kürt partileri arasında kavga var…
Hem de öyle bir kavga ki bir birlerine üstünlük kurabilmek için her biri bir başka Kürt düşmanı ile işbirliği yapmaktan çekinmiyor…Ve bunu yaparken utanmıyor ve sıkılmıyorlar. Çünkü partisel çıkarlarını Kürt ve Kürdistanın çıkarlarının üstünde tutuyorlar…
Ey Xani;
Biz Kürtler seni hakkıyla anlayamadık, anlatamadık, sesine ve çığlığına yeterince cevap veremedik…
Ve ben bugün seni hakkıyla anlatan ve yücelten bir yazı da yazamadım.
Liyakatsizliğimizi hoşgör..
Bugün bana, kendim ve halkım adına senden özür dilemek düştü
Yolundan gidemeyip sana layık olamamış bir millet olarak ruhanayetinden utanıyor ve senden bağışlanmak diliyoruz…
Engin Yılmaz

Hûn dikarin van nivîsan jî bixwînin.

KÜRTLERİ BÖLMENİN EN SİNSİ YOLU

KAVRAMLARI ÇARPITMAK.. Kürt milletini bölmek isteyenlerin kullandığı en tehlikeli yöntem silah değildir. Kavramları değiştirmektir. Bugün …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir