Onlar Dağlı Hristiyan KÜRTLER’mi?;
KÜRDİSTANÎ BİR HALK mı?
Suriye ve Mezapotamyanın yerleşik kadim bir milleti olan Süryaniler (Asuriler); Sami/Arami kökenli bir halktır. Süryaniler günümüzde mezhepsel nedenlerle bölünerek 4 farklı topluluk olarak varlıklarını devam ettirmektedirler.
1) Antakya Ortadoks Süryani Kadim kilisesinine bağlı olan ve Süryanice’nin batı kolunu konuşanlara; BATI SÜRYANİLERİ/ASURİLERİ veya YAKUBİ,
2) Katolik kilisesine tam bağlı olanlara KELDANİ;
3) Papalığa yarı bağlı Lübnan Marunî kilisesine bağlı olan ve günümüzde ağırlıklı olarak Arapça konuşanlara; MARUNİ;
4) Eski İstanbul Patriği Nestorius’un diofizit görüşlü mezhebine bağlı olan ve Süryanice’nin doğu kolunu konuşanlara da NASTURİ veya DOĞU SÜRYANİLERİ/ ASURİLERİ,
denilmektedir.
Farklı isimlerle anılsa da tüm Süryaniler; Asur İmpatorluğunun bakiyesi olan antik bir halkdır.
Konuştukları dil olan Süryanice (Asurca) Semitik bir dil olan Aramice’nin bir alt koludur.
Irk olarak da Sami/Arami’ dirler ve Araplar ve Yahudilerle aynı kökenden gelirler…
Dolayısıyla Nasturilerin; Dağlı Hıristiyan Kürtler olduğu savı tamamen yanlıştır.
Nasturilerin Kürtlerle; aynı coğrafyayı paylaşmak dışında dini ve ırki hiçbir ortak noktaları yoktur.
Yani, Nasturiler; Kürt değil ama Kürdistan coğrafyasında Kürtlerle beraber yaşayan bir halktır.
2000 YILIK BİTMEYEN ZÜLÜM…
Süryaniler; miladi ilk asrın ortalarında hıristiyanlığı en erken kabul eden topluluklardan biridir.
Hristiyanlığı kabul etmeleri sonrası Putperest Bizanslılar tarafından ağır baskı ve zulme maruz kaldılar…
Bizanslıların; MS. 313 yılında Hristiyanlığa önce yasal statü vermeleri, ardından da devletin resmi dini olarak kabul etmeleri ile rahat bir nefes almayı umdular.
Ama bu yeni bir zulmün başlangıcı oldu.
Çünkü devletin resmi mezhebi ile aynı paralelde düşünmeyen Süryaniler dahil tüm Doğu Ortadoksları Bizans yönetimi tarafından kanlı takibatlara ve katliamlara uğratıldılar…
Süryanilerin bir kısmı MS. 430 larda Nestorius’un ( MS 386- 451) Hz İsanın hem insan hemde tanrısal iki doğaya sahip olduğunu iddia ettiği Diofizit görüşlerini kabul edince Süryaniler Doğu ve Batı Süryanileri olarak ikiye bölündü.
Nastorius’ un diofizit görüşlerini kabul eden Doğu Süryanilerine “Nesturi” denildi.
Yeni inanç, yeni bir zülüm dönemi demekti…
Bu nedenle Nesturiler; diğer Monofizit Hristiyanlar tarafından, özelliklede Bizans devlet otoritesi tarafından sapkınlıkla/kafirlikle suçlanıp yeni bir zulüm dalgasıyla karşı karşıya kaldılar…
Bizansın yıkılışına kadar da bu baskı ve zülüm devam etti.
1553 yılında Nesturilerden bir kısmının Katoliklik mezhebine geçmesi nedeniyle aralarında bölünme oldu. Katolikliğe geçenler ” Keldani” adını aldılar.
Ve yaşanan bölünme sonrası 1600 yılında Nesturiler dini ve dünyevi yönetim merkezi olan Patriklik makamlarını, Diyarbakırdan Hakkari’nin Koçanis köyüne taşıdılar.
Hakkari’de Kürt aşiretleriyle aynı coğrafyada ve sıkı komşuluk ilişkisi içinde uzun yıllar boyu kardeşçe yaşadılar.
Fakat 1843 yılında yaşanan talihsiz bir olay; Kürtlerle olan huzur içindeki yaşamlarına büyük bir darbe vurdu.
1843 de ve sonrasında 1846 yılında Botan Miri Bedirxan Bey ve müttefiki Hakkari Miri Nurullah Bey tarafından nedenleri bugün bile tartışılan iki büyük katliama uğradılar.
Bu katliamda; Kürt mirlikleri tarafından 20.000 Nasturinin öldürüldüğü onlarca köyünde ateşe verildiği anlatılır.
Bedirxan Bey’in katiamımın yaraları daha tam silinmemişken l. Dünya savaşı onlar için son ölümcül katliamın kapısını araladı.

1914 ve 1924 yılları arasında Osmanlı ordusu ve onların kışkırttığı yerel Kürt güçleri tarafından kendilerinin “SEYFO” dediği katliama/soykırıma maruz kaldılar.
Bu katliam döneminde 1918 de Patrikleri Mar Şemun XIX Benyamin ve beraberindekiler evine misafir oldukları Simko Ağa Şikaki tarafından Kürt misafirperverliğine ve mertliğine yakışmayan bir biçimde öldürüldü. Patriğin, kendini sırtından vuran Simko’ya ölmeden önce söylediği son söz “Wey Bêbexto” idi….
Bu olay; Nesturi tarihindeki en büyük travmaları biridir. Şii geleneğinde Kerbela’da Hz. Hüseyinin öldürülmesi olayı ne ise; Mar Şimun XIX Benyamin’in öldürülmesi de Nesturiler için aynı oranda büyük bir yas nedenidir.
Son olarak; 1924 de Türk ordusunun
Hakkarideki Nasturî bölgesine saldırısı üzerine katliamdan kurulabilenlerin bir kısmı Irak sınırını geçerek Güney Kürdistanın Türkiye sınırındaki Duhok ve Zaho daki köylerine; bir kısmı da İran sınırını geçerek Urmiye Şehri ve çevresine yerleştiler…
“1924 Nasturi Ayaklanması” denilen bu olay sonrası binlerce yıl yaşadıkları ve 315 yıldır Patriklik merkezi olan Hakkariye bir daha dönemediler.
Geride; devletin ve içimizdeki aç gözlü vefasızların talanına ve yağmasına uğrayan köyleri evleri, kiliseleri ve binlerce yıldır sürmüş bir halkın anıları kaldı…
Irakta bulundukları 1918 -1932 yıllarında İngilizlerin onlara bir Asuri devleti kuracağını umut ederek onlara paralı askerlik yaptılar.
Ne yazık ki 1932 de İngilizler Nesturileri kendi kaderlerine terk ederek Irak’dan çekildiler…
Mezapotamyada güvenle yaşayabilecekleri son umutları da kaybolunca bir çoğu Avrupa ve Amerikaya göç etti Gidemeyenler ise bulundukları yerlerde umutsuzca yaşamaya tutunmaya devam ettiler…
1950 lerdan itibaren ise Kürt halkının İrak’daki özgürlük mücadelesine destek verdiler… Yeryüzünde yaşamış en güzel kadın savaşçısı olan Peşmerge Margrett bir Nesturi/Asuri kızıdır.
Patriklik Merkezine gelince;
1915 yılından itibaren kısa sürelerle İrana, Irak’a Kıbrıs’a ve ABD ye taşınmasına rağmen hiçbir yerde huzur bulamadı. Kürdistan Bölgesel Yönetiminin kucak açması ile 2015 yılında Hewlere taşınan Patriklik merkezi 100 yıl sonra da olsa yeniden Kürdistana ve Kürt halkının bağrına dönmüş oldu…

SONUÇ;
Bugün; nüfuslarının çoğu Avrupa ve Amerikaya göç etmiş olan dünyada muhtemelen 150.000 civarında Nasturi var. Türkiyede ise hiç kalmadı, Güney Kürdistan’da ve İranın Urmiye şehrinde yaşayanların sayısı ise toplamda 5 ila 10 bin kişiyi aşmıyor.
Her geçen gün daha da azalıyor, soluyor ve tükeniyorlar…
Ezidiler, Keldaniler, Süryaniler gibi Nasturiler de mezapotamyanın kayıp çocuklarıdır…
Bu coğrafyanın yetimleri, solan gülleri ve kaybolan renkleridir…
Onlar; Başrollerinde Türkler, İranlılar ve kandırılmış “Bêbext” Kürtlerin olduğu son 200 yıllık trajedinin kurbanlarıdır…
Ermeni, Süryani, ve Ezidi gibi Mezapotamya’ya renk katan güllerin solmasında biz Kürtlerin de büyük günahı ve dahli var…
Bu halkların kan ve gözyaşı ile dolu kaderleri biz Kürtlerin kanayan belleğidir.
Utancımız çok büyük…
Bedirxan Bey ve Simko Ağa gibi öngörüsüz liderlerimiz ve en önemlisi de “CEHALETİMİZ” nedeniyle bölgedeki devletlerin habis isteklerine ve oyunlarına kanıp kendi komşularımızı boğazladık…
İçimizdeki “Bêbext”lerin hataları bu halklara yaptığımız tüm iyilikleri gölgeledi…
Ve geride; binlerce yıldır birlikte yaşadığımız komşu halklardan yoksun olan tatsız ve renksiz bir Kürdistan coğrafyası kaldı…
1918 de öldürülen Mar Şemun’un kızkardeşi olan Surma Hanım, Ninova’nın Yakarışı adlı kitabında biz Kürtlere içinde takdirin de bulunduğu yürek burkan bir sitemde bulunur:
“Evet kardeşimiz olan Kürtler kandırıldı ve bize karşı savaştırıldı; yine de o korkunç katliam zamanında bize en çok sahip çıkanlar Kürtler oldu”
…..
“Kiliselerimizi ve evlerimizi belki yeniden yapabiliriz, fakat sormak gerekir: Kürtler yok ettikleri değerleri sebep oldukları harabelerin arasından yeniden nasıl canlandırabilecekler?”
Engin Ylmaz
ÇandName TR Ataların izinde, geleceğe namzet…