Kur’an’da zikredilen kıssaların tamamında geniş bir ilim, hikmet ve mesaj vardır, nostalji olsun diye aktarılmamışlardır. Her peygamber aynı zamanda bir ilimdir ve kendisi ile açığa çıkan anlatı zaman ve mekan üstüdür. Keza onların kıssalarında geçen Firavun, Karun, Haman, Bel’am gibi karakterler de ye.
Hz. Musa’nın, kendisine karşı mücadele ettiği Firavun ve onun kurduğu sistemin başat niteliği, insanları aldatıcı bir söylem ve sistem ile köleleştirmesi, onlara ilahlık taslaması ve zulmetmesidir. İnsanları dünyevi bir güç, buna dayanan süslü bir söylem, etkili bir sunuş yöntemi ile kandırarak amansız bir köleci sistem kurmuş ve hak ile insanlar arasına girmişti.
İnsanların hakkı bilip tanıyıp tabi olmalarına engel olan her sistem bir puttur ve Tağut’tandır. Hz. Musa dahil tüm peygamberler, gönderildikleri toplumsal sistemin insanlar ile hak arasına giren niteliği ile mücadele etmişlerdir.
Hak’tan uzaklaşan her sistem gibi Firavun’un sistemi de kendi gücünü koruma ve büyütme amacıyla bir taraftan amansız bir tahakküm kurmuş iken diğer yandan da sihirbazlar ile ve Bel’am, Haman gibi karakterler ile buna söylemsel ve mistik bir zemin inşa etmiştir.
“Şüphesiz Firavun o ülkede iyice azgınlaşmış ve halkını sınıflara, kastlara ayırmıştı. İçlerinden bir grubu özellikle zayıf düşürmek istiyor; bunun için de oğullarını boğazlıyor, kadınlarını ve kızlarını ise yüz kızartıcı işlerde kullanmak üzere sağ bırakıyordu. Gerçekten o tam bir bozguncu idi.
Biz ise o ülkede hor ve hakir görülenlere lutüfta bulunmak, onları önderler yapmak ve onları Firavun’un devlet ve saltanatına mirasçı kılmak istiyorduk.
Böylece onlara yeryüzünde kuvvet ve hâkimiyet vermeyi; Firavun, Hâmân ve ordularına da, İsrâiloğulları eliyle geleceğinden korktukları şeyleri başlarına geçirip göstermeyi diliyorduk.” (Kasas: 4-6)
Esasen Firavun’un kurduğu sistemde dünyanın gelmiş geçmiş bütün azılı ve azgın devletlerin, imparatorlukların karakterini görmek mümkündür. Ve ama bunula birlikte, yukarıdaki ayet grubundan da anladığımız üzere, bu sistem özelde bir kavme (İsrailoğulları) karşı özel bir düşmanlık ve dışlama geliştirilmiştir.
Bir kavmin milli hasletlerini, kimliğini hedef alan; devleti bilhassa o kavmin etkilerinden uzak tutmaya çalışan, dil ve kültür düşmanlığı yapan her sistem Firavun devletinden bir parçasını almış demektir.
Bugün Kürtleri ve ülkesini tanımayan, bu iki hakikati başka maniplatif saikler ile açıklayan, onların dil ve kültürlerini kamudan uzaklaştırmaya çalışan her sistem Firavun’un mirasçısıdır. Bir siyasi sistemin “bekâ”sını sağlamak uğruna hak ile mücadele eden, hakkı gizleyen ve batılı dayatan her sistem Firavun’un mirasına sahiptir.
“Derken Firavun kavmine şöyle seslendi: “Ey kavmim! Mısır’ın mülkü ve hâkimiyeti, sonra ayaklarımın altından akan şu ırmaklar bana ait değil mi? Fakat birileri sizi bana karşı kışkırtıp hâkimiyeti ele geçirmek istiyor. Bunu hâlâ göremiyor musunuz” (Zuhrûf: 31)?
Kürtleri ve ülkelerini (Kürdistan) tanımayan, dillerini (sokakta veya kamuda) yasaklayan geniş halk yığınları da tıpkı Firavun’un öğütücü siyasi siteminden geçmiş halk yığınları gibidir:
“Böylece Firavun hilesiyle kavminin aklını çeldi; onlar da kendisine körü körüne boyun eğdiler. Doğrusu onlar, iyice yoldan çıkmış bir topluluktu.” (Zuhrûf: 54)
Bu geniş halk yığınları içinde Kürtlerin milli haklarının ve ülkelerinin farkında oldukları halde bunu yapanlar, sistemin sadece kurbanı değil aynı zamanda ortağıdırlar.
Firavun’un sihirbazlarının, Haman, Karun ve Bel’amlarının ürettiği siyasi söyleme kanıp kurban edilip kandırılanlar (“dış güçlerin oyunu” yalanları, “Kürtçe diye bir dil yok” ve “Kürdistan diye bir ülke yok” yalanları) ise; onlara da hakkı zikretmek Musa’nın varislerinin görevidir ve en azından bir kısmının, gerçeği görüp duymak sureti ile bu zulme ortaklıktan vazgeçebileceği umulur.
Çok değil, 110 yıl bile mesela İstanbul’da geriye gidip “efkarı umumiye”ye bakarsanız, Kürtçe’nin de Kürdistan’ın da gayet olağan, meşru ve inkarı kabil olmayan mefhumlar olarak kabul edildiğini rahatlıkla görebilirsiniz. Lakin ne zamanki devletin bekâsı ile sair kültür ve kavmi haklar ile mücadele etme arasında haksız bir ilişki sağlandı, o zamandan beri sistem ürettiği geniş halk yığınları ile beraber iyiden iyiye Firavunlaştı.
Bu Firavunluğu sadece Kürt ve Kürdistan inkarcılığı üzerinden okumuyoruz, sadece buna indirgeme amacıyla ifade etmiyoruz bunları. Ama diğer taraftan sistemin bu niteliğinin biz Kürtlerde açtığı derin yaralar, maruz kaldığımız amansız zulüm, katliam ve hukuksuzluklar ile birlikte ele alınmadan iyi karakterize edilemeyeceği ortada.
Ortada olan bir diğer husus da, Firavun sistemi hem eski hem yeni nitelikleri ile işlerlik halinde iken Kürtlerden Musaların; aynı kararlılıkla çıkıp çıkmadığın dair durum.
Kürtlerden Firavun’a karşı Musa olabilecek kararlılıkta insanlar az ve bunun da temel sebebi esasen yine bu sistemin ürettiği akıl, ufuk ve davranma biçimleri ile alakalı.
Biz mü’minler putperest sistemi bir bütün olarak ret ediyoruz; hem ürettiği faşizm ile hem de sair unsurları ile.
Sair unsurlarda Firavun’un yanında durup salt faşizmde ona itiraz etmek sureti ile Musa’nın varisi olunmaz.
Çünkü amacımız Firavun’u devirip onun yerine Firavun olmak değildir ve olmamalıdır.
Firavun’a karşı mücadelemizi haklı, hakkaniyetli, hikmetli bir zeminde, imandan gelen bir kararlılık ve varoluşumuz ile bütünlüğü sağlanmış bir bilinç ile yürütmek durumundayız.
Bunula birlikte, mezkur zemine dayanmazsa bile Kürtlerin dil ve kültürleri, ülkeleri için mücadele edenlere de bu hak talebi zemininde destek vereceğiz.
Bu hak talebinin sağına veya soluna başkaca ideolojik söylemler, aygıtlar ve başka başka duyarlılık dünyalarına çağıran unsurlara karşı da yine Musa’nın durduğu yerde olmaya gayret göstereceğiz.
Müştereklerde birliği, farklılıklarda (birbirimize karşı zulüm üretmediğimiz sürece) anlayışı geliştirmeye çalışacağız.
Kürtlerin dil ve ülke mücadelesini, imanımızın bir gereği ve halkımıza karşı bir sorumluluk olarak görecek ve kitapta emredilen bu ilkeler üzere davranmaya gayret göstereceğiz:
“Rabbinin yoluna hikmet ve güzel sözle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et” (Nahl: 125).
Hikmetli davranmak; en etkili yol ve yöntem ile, haksızlık yapmadan ve zulme bulaşmadan ve ama talep edilen hakkı en iyi şekilde gösterecek tutum demektir. Olması gereken yer ve zamana göre olması gerekeni ortaya koymaktır (bu bazen sertlik, bazen yumuşaklık olabilir).
Güzel söz; zamanın ruhuna ve gereklerine uygun olarak inşa edilmiş söylem, muhatapların talep edilen şeye karşı duyarlılığını harekete geçiren, etkili ve yerinde-zamanında söylenmiş sözler ve söylemlerdir.
Kur’an bize hikaye olsun diye Firavun’dan ve Hz. Musa’dan bahsetmedi. Onları güncelleme, günümüzde Firavunluğu bulup tanıma ve ona karşı birer Musa olabilelim diye bahsetti.
Evet, Firavun burada.
Peki Musa’nın varisleri de burada mı?
Adnan Fırat Bayar-adnancomani.blogspot.com
ÇandName TR Ataların izinde, geleceğe namzet…