Tarihte dilsiz yaşamış millet yoktur. O hâlde bir millet olarak yaşayabilmenin yolu dilden geçtiği gibi orijinal bir toplum olmanın yolu da bağımsız bir dile sahip olmaktan geçer.
Dil, bir milletin diğer bir milletten farklı konuşmasıdır. Milletler duygularını, düşüncelerini, evrendeki bütün varlıkları kendilerine göre seslendirirler. Dil bir milletin ses dünyasıdır. Millet bu anlamda dile kendi damgasını vurur.
Dil bir milletin düşünce sistemini gösterir. İnsan düşündüklerini dile yansıttığına göre bir dil onu kullanan milletin nasıl düşündüğünü, zihninin nasıl çalıştığını ortaya koyar; millî düşünce biçimini ortaya çıkarır. Milletlerin hayat görüşleri, düşünce tarzları, zekâ keskinliği, ruh derinliği ve duygu inceliği o milletin dilinde saklıdır. Atasözleri, özdeyişler bunun en güzel belirtileridir. “Dil düşüncenin aynasıdır.” sözü bunu anlatır.
Dil, millet için millî benliğin, millî anıların, duyguların ve düşüncelerin, bütün maddi ve manevi değerlerin, buluş ve yaratışların ortak hazinesidir.
Bir insan için orijinalliğin ilk şartı nasıl benlikse toplumda da bu benliğin ilk ölçüsü dildir. Bizler millet olarak geçmişte yaşadığımız acı-tatlı, mutlu-mutsuz bütün olayları kendi dilimizle anlatırız. Tarihimizin, edebiyatımızın ifade aracı kendi dilimizdir….
O hâlde dille bu değerler arasında güçlü bir ilgi vardır. Eğer bir toplum çalışır, yeni değerler ortaya koyarsa ister istemez bu değerlerin anlatımı kendi dilince olacaktır. Bu çalışmalar dili geliştirecek, böylece toplumun orijinal anlatım hazinesi mükemmelleşecektir.
Dil, milleti oluşturan fertleri birbirine bağlayan bir bağdır. Çünkü ifade aracı olarak dil, en yaklaştırıcı ve kaynaştırıcı bir temel unsurdur.
Dil, millet denilen toplumun en önemli sosyal varlığıdır. Milli kültürün ilk ve en önemli unsurudur. Kültür değerlerinin çoğu dille ifade edilir; dilde ifadesini bulur. Kendi dilimiz olmadan, kendimize özgü edebiyatımızın, müziğimizin olması düşünülemez.
(…)
-Alıntı yazı-
Ali OĞUZKAN-turkedebiyati.org
ÇandName TR Ataların izinde, geleceğe namzet…