Ana dil mi ana dili mi?

Ana dil, kaynağı çok eskilere dayanan ve kendinden doğma kuralları olan sesli işaretler sistemidir. İnsanlar duygularını paylaşma, düşüncelerini söyleme, birbirlerini anlama, bilgi ve deneyimlerini yazıya dökerek gelecek kuşaklara sağlıklı bir şekilde aktarmak için yaşamı kolaylaştıracak şekilde her düşüncenin ya da eylemin tartışılıp ortak aklın bulunması süreci yaşamıştır. Çeşitli tarihsel süreçlerde toplumun gelişim düzeyi hızlandıkça ve üretim ilişkileri değiştikçe ekonomi ve sosyal faaliyetler merkezileşme eğilimi göstermiş ve bu düzen, günlük yaşamsal çıkarları yüzünden birçok kültürün “gönüllü asimilasyona” uğramasına neden olmuştur. Uluslaşma süreci de birçok etnik-kültürel ögelerin eriyip gitmesine neden oldu. Bu konuda hayli araştırma, tez, makale var. Bu yüzden “ana dil” demek tarihsel süreçlerde ortaklaşılmış dil demek. ana dil, “resmi dil” demek, esas dil demek.

Ülkemize dönersek, birçok toplum gibi özellikle Kürt toplumu kendi dilini konuşmanın yasak olduğu uzun bir dönem yaşamıştır. Bugün devletin resmi tezlerinin değişmesi ve Kürtlerin sosyal, ekonomik sorunlarına yoğunlaşan siyasal parti ve sivil toplum örgütlerinin kamuya yarattığı basınç bazı değişikliğe neden olmuştur. Bu süreçte Kürtlerin kendi dilinde tüm sosyal yaşama talebi daha geniş kesimler tarafından artık meşru kabul edilmektedir ki zaten bu böyle olmalıdır. Fakat hâlâ Kürtler kendi ana dillerinde yaşamamakta, kendi ana dilleriyle devletle ilişkiye girememekte ve kendi ana dillerinde eğitim almamaktadır. Ama onlar da ‘ana dil’ diyorlar ya, bu yüzden işler karışıyor.

Araştırmalara ve bilimsel verilere rağmen, “Ana dilde eğitim haktır” dersek tüm tarihsel süreçlerden katışarak, eriyerek oluşmuş resmi dili, esas dili savunuyor oluruz ki; bu hedeflenen politik, sosyal ve bilimsel ilkelere farkında olmadan karşı çıkmak olur. Ana dilde eğitim zaten anayasal hakkımız, doğrusu “Ana dilinde eğitim haktır” demek.

Türkiye’de Türkçe, Kürtçe, Ermenice, Arapça, Gürcüce, Lazca, Adigece, Boşnakça, Hemşince gibi bir sürü dil konuşulmakta. Hepsi ayrı birer dil ya da lehçe. Bu dil ailelerinde doğan çocuklar resmi, esas, ana dille sınırlandırılmamalı. ‘Ana dili’nin gelişmesi o dili konuşan insanların; yaşama, geleceğe sundukları katkı ile sınırlı olur. Ama ana dilinde doğan ve düşünen insanın hayalleri, rüyaları, düşünsel dünyası ana dilinde olur ve daha katıksız, hızlı düşünür, yazar, okur. Ana dilinde düşünen insanın kültürel kodlarının uzamda mı, zamanda mı daha kalıcı olacağı üzerine belki ileride ayrı bir tartışama açabiliriz.

Meseleyi eğer doğan çocuğun ailesinden, kültüründen aldığı dili kullanma ve bu dille yaşama üzerinden değerlendiriyorsanız ‘Ana dil’ kavramı, doğru bir kullanım değil. ‘Ana dili’ ile ‘ana dil’ iki farklı kavramdır. Politik taleplerimizi dile getirirken ve hak savunusu yaparken daha dikkatli olmalıyız.

Ana dilinde konuşamamak, yazamamak, düşünememek…

Ana dili çok ama çok mühim bir mesele. Kimse ana dilinden mahrum kalmamalı. Bu konuda ağzımızdan çıkan her şey şu andan itibaren tüm geleceğimizi etkiliyor.

(…)

Mehmet Şafak Sarı-Journo.com.tr

Hûn dikarin van nivîsan jî bixwînin.

Bediüzzaman’dan Ölçülü Bir Milliyet Perspektifi?

Bu yazıda; Bediüzzaman’ın Münazarat adlı eserinde dile getirdiği “Milliyetimizin ruhu İslâmiyet’tir. Hakiki ve nisbî[1]ve izafîden[2] mürekkebdir. Başka millete benzemiyoruz.”[3] İfadesi …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir