2. İslâmî Dönem. Bilinen ilk müslüman Kürt, Ebû Meymûn Câbân el-Kürdî adlı sahâbî olup (İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-ġābe, I, 301; V, 310, 351) oğlu Meymûn el-Kürdî de İslâm kaynaklarında hadis râvisi olarak adı geçen bir şahsiyettir. Kürtler’in toplu halde İslâmiyet’i benimsemesi yaşadıkları bölgelerin fethedildiği Hz. Ömer dönemine rastlamaktadır. Kürtler’in yaşadığı coğrafya ilk Hâricî ve Şiî oluşumlarla bu iki fırkanın öncülük ettiği isyanlara sahne olmuş ve Emevîler’in ilk yıllarında Kürtler arasında Hâricîliği benimseyerek isyanlara katılanlar bulunmuşsa da Hâricî ve Şiî fikirlerin inanç bakımından Kürtler üzerinde ne kadar etkili olduğu konusunda yeterli bilgi yoktur.
Mervânîler hânedanı dönemine (983-1085) gelindiğinde Kürtler’in mezhebî kimliği konusunda daha kesin tanımlamalar yapmak mümkün hale gelmektedir. Sünnî bir müslüman olan Ebû Şücâ‘ Abdullah Hüseyin Bâd (Bâz) b. Dûstek, Şiî Büveyhîler’e karşı isyan ederek Meyyâfârikīn (Silvan) merkez olmak üzere Diyarbekir ve çevresinde Mervânîler Devleti’ni kurdu. Mervânîler başlangıçta Hanbelî mezhebine mensuptular, ancak Nasrüddevle Ahmed devrinde (1011-1061) onlar arasında Şâfiî mezhebi yaygınlaştı (İbnü’l-Esîr, el-Kâmil, VII, 438). Dönemin en meşhur ilim merkezlerinden olan Meyyâfârikīn’de kadılık yapan Ebû Abdullah Muhammed b. Beyân el-Kâzerûnî (ö. 455/1063) ve ardından talebeleri Şâfiîliğin bölgede yayılmasını sağladılar. Bu mezhebin bölgede kökleşmesinde Bağdat’ta bulunan Nizâmiye Medresesi’nin ilk müderrisi olan Şâfiî fakihi Ebû İshak eş-Şîrâzî’nin (ö. 476/1083) yetiştirdiği öğrencilerin önemli etkisi olduğu söylenebilir. Nitekim bu dönemde Nizâmiye medreselerinden biri de Mervânîler’in hâkimiyetindeki Cizre’de kurulmuştu (Ebû Şâme, I, 98). Mervânîler döneminde bölgede az sayıda da olsa Mâlikîler’in varlığı bilinmekte, son dönemlerinde bazı Hanefî fukahasına da rastlanmaktadır. Aynı dönemde İran’ın batısındaki Şehrizor, Dînever, Hemedan, Nihâvend ve Ahvaz yörelerini kapsayan bölgede yaşayan Kürtler’in kurduğu Hasanveyhîler Emirliği’nin (959-1015) başşehri Dînever’de Şâfiî âlimi İbn Kec ed-Dîneverî (ö. 405/1015) kadılık yaptı (İbnü’l-Esîr, el-Kâmil, VII, 338; Ebü’l-Fidâ İbn Kesîr, XI, 335, 409). Günümüz İran sınırları içinde kalan bu coğrafya hâlâ Şâfiî kimliğini korumaktadır. Sünnî dünyasını tehdit eden Şiî-İsmâilî yayılmacılığı ile mücadele çerçevesinde Selçuklular tarafından kurulan Nizâmiye medreselerinin bu fonksiyonunu Eyyûbîler de sürdürdü. Şiî-Fâtımî Devleti’ne son verdikten sonra hâkim oldukları bölgelerde Sünnî, özellikle de Eş‘arî-Şâfiî düşüncesini yerleştirmeye çalışan Eyyûbîler bu amaçla birçok medrese açtı. Yine bu dönemde Erbil, Düneysir (Kızıltepe), Mardin ve Harran gibi yeni ilim merkezlerinin ortaya çıkışı (Şâkir Mustafa, II, 801) da Kürtler’in yaşadığı bölgelerde ilmî faaliyetlerin artmasına ve Sünnî düşüncenin pekişmesine vesile oldu.
Osmanlılar devrinde Kürtler’in yoğun olarak yaşadığı coğrafyada önemli mezhep hareketlerinin cereyan ettiği görülmektedir. Başlangıçta Sünnî olan Şeyh Safiyyüddin tarafından kurulan Erdebil Tekkesi Şeyh Cüneyd döneminde Şiîleşme temayülü gösterdi. Şah İsmâil zamanında Safevîler Devleti kuruldu (1501). Güttüğü yayılmacı mezhep politikasının bir sonucu olarak bütün Kürt diyarını işgal eden Şah İsmâil, aralarında kız kardeşinin kocası Melik Halîl Eyyûbî’nin de bulunduğu Kürt beylerinin hemen hemen tamamını hapsetti, Sünnî ulemâ ve halktan birçoğunu öldürdü (M. Emîn Zekî, s. 174). İdrîs-i Bitlisî’nin çabasıyla Kürt beylerinin de destek verdiği Osmanlı ordusunun Şah İsmâil’i yenilgiye uğrattığı Çaldıran Savaşı Kürtler için de bir dönüm noktası teşkil etti. Osmanlılar’la aralarındaki mezhep birliği sayesinde yayılmacı Şiîlik’ten korunan Kürtler arasında Sünnîlik günümüze kadar en yaygın inanç sistemi olarak kaldı. Şeref Han (ö. 1012/1603-1604) o dönemde Kürtler’in büyük çoğunluğunun Sünnî ve Şâfiî olduğunu kaydeder (Şerefnâme, I, 59). Osmanlı Devleti’nin merkez bölgelerinde yaygın olan Hanefîlik de sonraki dönemlerde özellikle Türkler’e komşu olan Kürtler arasında yayılmaya başladı. Bugün Türkiye’de Kürtler’in yaşadığı coğrafyanın batı kesimlerinde Hanefîlik önemli ölçüde benimsenmiştir.
Kürtler arasında İslâm inancının ve Sünnîliğin korunmasında en büyük katkıyı şüphesiz Kürt medreselerinde yetişen, mele/molla ve seyda diye anılan âlimler ve hocalar sağlamıştır. Bu medreselerin Nizâmiye medreseleri geleneğine dayandığı söylenebilir. Kürtler’in yoğun olarak yaşadığı diğer bölgelerin yanı sıra Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğu’sunda da yer alan bu medreselerin en meşhurları arasında Nurşin, Tillo, Arvas, Ohin, Aktepe, Cizre, Hınıs ve Zokayd medreseleri sayılabilir. Bunlardan bazılarının kuruluşu da oldukça erken tarihlidir. Nitekim Van’ın Bahçesaray kazasında bulunan Arvas Medresesi’nin 740 (1399) yılında kurulduğundan söz eden bir belge bulunmaktadır (Arvas, I, 214, 232). Kürt medreselerinin verdiği icâzetnâmeler, Osmanlı icâzet sisteminden farklı bir yapıda olmadığından İstanbul’da dahi resmen kabul görüyordu. Bu icâzetnâmelerin İstanbul Müftülüğü bünyesinde bulunan Meşihat Arşivi ve Şer‘iyye Sicilleri Arşivi’nde birçok örneğine rastlamak mümkündür. Bu medreselerden icâzet alan bir kimse resmî kurumlarda görev almak istediğinde bir komisyon tarafından imtihana tâbi tutulur ve başarılı olduğunda ataması yapılırdı. Cumhuriyet’in ilânından sonra Tevhîd-i Tedrîsat Kanunu çerçevesinde medreseler kapatılırken resmî hüviyetleri olmayan Kürt medreseleri bu karardan doğrudan etkilenmediyse de faaliyetleri illegal kapsamda görüldü, bununla birlikte zor şartlar altında da olsa bölge halkının desteğiyle faaliyetlerini günümüze kadar devam ettirdiler. Günümüzde ise Diyarbakır Suffa, Tillo Mücâhidiye ve Nurşin medreseleri gibi çok sayıda öğrenci barındıran bu eğitim kurumlarından bazıları faaliyetlerini Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı resmî Kur’an Kursu olarak sürdürmektedir. Kürt halkının büyük ekseriyetinin saygı duyduğu ve genellikle tasavvufî çevrelerle de irtibatı olan medreselerin etkisi modernleşme süreciyle birlikte azalsa da medreselerin başında bulunan hocalar dinî, kültürel ve siyasî alanlar dışında sosyal hayatta da evlilik, boşanma, miras ve arazi taksimi ile kan davaları gibi anlaşmazlıkların giderilmesinde önemli roller üstlenmişlerdir.
Kürt coğrafyasında yaşayan müslüman halkı bir arada tutan en önemli unsurların başında tasavvuf ve onların kurumsallaşmış hali olan tarikatlar gelmektedir. Nitekim Sünnî Kürtler arasında tasavvufî hareketlerin yaygın bir şekilde etkin olduğu görülmektedir. Mâcid el-Kürdî, Câkîr el-Kürdî, Mümşâd b. Ali ed-Dîneverî ve Bâyezîd-i Bistâmî’nin şeyhi Ali el-Kürdî oluşum aşamasından itibaren tarikat silsilelerinde yer alan erken dönem Kürt mutasavvıflardan bazılarıdır (Hâce Abdullah-ı Herevî, Ṭabaḳātü’ṣ-ṣûfiyye, s. 87-88, 209-210). İlk ve en yaygın tarikat olarak kabul edilen Kādirîliğin pîri Abdülkādir-i Geylânî’nin tarikat silsilesinde yer alan Şeyh Ebü’l-Hasan Ali b. Ahmed b. Yûsuf el-Kureşî el-Hekkârî (ö. 486/1093), Vefâiyye tarikatının kurucusu Şeyh Ebü’l-Vefâ el-Bağdâdî el-Kürdî, Kübreviyye ve Nurbahşiyye tarikat silsilelerinin önemli pîrlerinden Ziyâeddin Ammâr b. Muhammed el-Bitlisî, İdrîs-i Bitlisî’nin babası Hüsâmeddîn-i Bitlisî, İbrâhim Zâhid-i Geylânî ve Osmanlı medreselerinin kurucularından Tâceddin el-Kürdî de önde gelen Kürt mutasavvıflar arasında yer alırlar. İslâm tarihinde kendisinden söz ettiren birçok tarikatın Kürtler arasında da müntesipleri bulunmakla birlikte (Tevekkülî, s. 18) Nakşibendiyye ve Kādiriyye en yaygın olanlarıdır. Süreç içerisinde Mevlânâ Hâlid el-Bağdâdî’nin (ö. 1242/1827) etkisiyle Nakşibendîlik Kürtler arasında hâkim tarikat haline geldi. Kürt medreselerinin neredeyse tamamının Nakşibendîlik aidiyeti bulunmasının, bu tarikatın Kürtler’in dinî kimlikleri üzerindeki etkisini arttıran bir unsur olduğu söylenebilir. Nakşibendiyye’nin Hâlidiyye kolunun kurucusu Hâlid el-Bağdâdî’nin ardından halifesi Osman Sirâceddîn-i Tavîlî (Tevîleî), Seyyid Tâhâ-yı Hekkârî, Hâlid-i Cezerî gibi Kürt-Hâlidî şeyhleri ve aileleri tarafından yaygınlaştırılan Hâlidîlik, Nurşin merkez olmak üzere Kürt coğrafyasının tamamına hâkim olduğu gibi hilâfet merkezi İstanbul dahil bütün Osmanlı coğrafyasında da etkili oldu (bk. HÂLİDİYYE).
İlhan Baran-islamansiklopedisi.org.tr/kurtler
BİBLİYOGRAFYA
Taberî, Târîḫ, Beyrut 2008, III, 169, 555-561; V, 165.
Ali b. Hüseyin el-Mes‘ûdî, Mürûcü’ẕ-ẕeheb (nşr. Saîd Muhammed el-Lahhâm), Beyrut 1997, III, 115.
Hâce Abdullah-ı Herevî, Ṭabaḳātü’ṣ-ṣûfiyye (nşr. Abdülhay Habîbî), Kâbil 1341 hş./1962, s. 87-88, 209-210, ayrıca bk. İndeks.
İbn Ebû Ya‘lâ, Ṭabaḳātü’l-Ḥanâbile (nşr. Abdurrahman b. Süleyman el-Useymîn), Riyad 1419/1999, III, 354, 361, 384, 433-434.
Sem‘ânî, el-Ensâb (Bârûdî), V, 645.
İbnü’l-Ezrak el-Fârikī, Târîḫu’l-Fâriḳī (nşr. Bedevî Abdüllatîf Avâd), Kahire 1959, s. 116, 127, 146.
İbn Cübeyr, er-Riḥle, Beyrut, ts. (Dâru Sâdır), s. 255.
İbnü’l-Esîr, el-Kâmil (nşr. Ebü’l-Fidâ Abdullah el-Kādî), Beyrut 1987, III, 322-323; VII, 338, 415, 438.
a.mlf., Üsdü’l-ġābe, Beyrut, ts. (Dârü’l-kütübi’l-ilmiyye), I, 301; V, 310, 351.
Ebû Şâme el-Makdisî, Kitâbü’r-Ravżateyn (nşr. İbrâhim ez-Zeybek), Beyrut 1418/1997, I, 98.
İbn Hallikân, Vefeyât, III, 293; IV, 220.
İzzeddin İbn Şeddâd, el-Aʿlâḳu’l-ḫaṭîre fî ẕikri ümerâʾi’ş-Şâm ve’l-Cezîre (nşr. D. Sourdel), Dımaşk 1953, I, 102-122.
Zehebî, Aʿlâmü’n-nübelâʾ, XIX, 67-69.
a.mlf., Târîḫu’l-İslâm: sene 471-480, s. 157-158.
Sübkî, Ṭabaḳātü’ş-Şâfiʿiyyeti’l-kübrâ (nşr. Abdülfettâh M. el-Hulv – Mahmûd M. et-Tanâhî), Kahire 1992, IV, 122; VI, 70-74; VII, 57, 195.
Ebü’l-Fidâ İbn Kesîr, el-Bidâye ve’n-nihâye (nşr. Ali Şîrî), Beyrut 1998, XI, 335, 409.
İbn Receb, eẕ-Ẕeyl ʿalâ Ṭabaḳāti’l-Ḥanâbile (nşr. Abdurrahman b. Süleyman el-Useymîn), Riyad 2005, I, 11-14, 69.
İbnü’l-Mülakkın, Ṭabaḳātü’l-evliyâʾ (nşr. Nûreddin Şerîbe), Kahire 1415/1994, s. 451-452.
Makrîzî, el-Ḫıṭaṭ (nşr. Muhammed Zeynühüm – Mediha eş-Şerkāvî), Kahire 1998, IV, 200-205.
Şeref Han, Şerefnâme (trc. M. Ali Avnî), Dımaşk 2006, I, 59.
Lutfî, Târih, I, 286.
M. Emîn Zekî, Ḫulâṣatü târîḫi’l-Kürd ve Kürdistân (trc. M. Ali Avnî), Kahire 1939, s. 174.
M. Raûf Tevekkülî, Târîḫ-i Taṣavvuf der Kürdistân, Tahran 1360 hş., s. 18.
Abdülkerîm b. Muhammed el-Müderris, ʿUlemâʾünâ fî ḫidmeti’l-ʿilm ve’d-dîn (nşr. M. Ali Karadâğî), Bağdad 1403/1983, s. 185-188.
Abdurrahman Qasımlo, İran Kürdistanı, İstanbul 1991, s. 11.
Şâkir Mustafa, Mevsûʿatü düveli’l-ʿâlemi’l-İslâmî ve ricâlihâ, Beyrut 1993, II, 801.
Müfid Yüksel, Kürdistan’da Değişim Süreci, İstanbul 1993, s. 50-68.
a.mlf., “Medresetü’z-Zehrâ Projesini Bugünden Okumak”, Medrese Geleneği ve Modernleşme Sürecinde Medreseler (ed. Fikret Gedikli), Muş 2013, II, 189-213.
Ahmed Akgündüz – Said Öztürk, 700. Yılında Bilinmeyen Osmanlı, İstanbul 1999, s. 139 vd.
B. Abu Manneh, “The Naqhsbandiyya-Mujaddidiyya and the Khalidiyya in Istanbul in the Early Nineteenth Century”, Studies on Islam and the Ottoman Empire in the 19th Century (1826-1876), İstanbul 2001, s. 105.
M. Zekî Bervârî, el-Kürd ve’d-devletü’l-ʿOs̱mâniyye, Dımaşk 2009, s. 94-97.
M. Halil Çiçek, Şark Medreselerinin Serencâmı, İstanbul 2009, tür.yer.
Terîfe Ahmed Osman Berzencî, İshâmâtü’l-ʿulemâʾi’l-Ekrâd fî binâʾi’l-ḥaḍâreti’l-İslâmiyye ḫilâle’l-ḳarneyni’s-sâbiʿ ve’s̱-s̱âmin el-hicriyeyn, Beyrut 2010, s. 95.
Ahmed Abdülazîz Mahmûd, Enmâṭu sülûkiyyeti’ş-şaḫṣiyyeti’l-Kürdiyye, Erbil 2010, s. 122.
Adalet Çakır, Mehmed Rif‘at Efendi’nin Nefhatü’r-riyâzi’l-âliye’sinde Abdülkādir-i Geylânî ve Kādirîlik, İstanbul 2012, I, 88.
Nimetullah Arvas, “Arvas Medresesi ve Türkiye’deki Entelektüel Çevre Üzerindeki Etkisi”, Medrese ve İlahiyat Kavşağında İslâmî İlimler: Uluslararası Sempozyum (ed. İsmail Narin), Bingöl 2013, I, 213-244.
İmran Çelik, “Geleneği Olan Medreseler ve Tarihî Kökenleri (Tillo ve Nurşin Örnekleri)”, Medrese Geleneği ve Modernleşme Sürecinde Medreseler (ed. Fikret Gedikli), Muş 2013, II, 105-125.
Musa K. Yılmaz, “Kürtlerde Din Eğitimi ve Medreseler”, Kürtler: Toplum, Din (ed. Celil Abuzar), İstanbul 2015, II, 111-125.
ÇandName TR Ataların izinde, geleceğe namzet…