Hanili Salih Bey
Hanili Salih Bey, Şeyh Said Kıyamı sonrası Şeyh Said Efendi ile birlikte idam edilen 47 kişi içinde hem alim hem de entelektüel denilebilecek tek kişidir.
Bölgede beylik yapmış, kökeni Abbasilere kadar dayanan, eski ve nüfuzlu bir ailenin çok iyi eğitim görmüş bir ferdidir.
(Şeyh Said kıyamında 14 yaşında olduğu için idam edilmeyerek sürgüne gönderilen oğlu Hasan Bora 1950-1960 yılları arasında Hani Belediye Başkanlığı, torunu Ferit Bora ise önce Hani Belediye Başkanlığı, 1987-1991 yılları arasında DYP, 1995- 1999 yılları arasında ise Erbakan’ın Fazilet Partisi’nden Diyarbakır milletvekilliği yapmıştır.)
Bizzat mahkeme zabıtlarında da ifade edildiği gibi Türkçe, Arapça, Farsça, Kürtçe (Kurmanci), Zazaca (Dımili), biraz Fransızca ve İngilizce bilmektedir.
Mahkemede ‘İngilizceyi bir Ermeni mualliminden biraz okudum, ancak konuşamam’ şeklinde beyanı vardır.
Hanili Salih Bey kadılık ve müftülük görevlerinde bulunmuş biridir, en son vazifesi Maden Müftülüğünden yeni uygulamaları kabul etmediğinden dolayı kendi isteği ile ayrılmıştır.
Şeyh Said Efendi’nin arkadaşlarının neredeyse tamamının dolaylı, bir kısmının ise doğrudan tek sorumlu olarak Şeyh Said Efendi’yi suçlamalarına karşın Hanili Salih Bey son ana kadar üzerine düşen sorumluluğu yüklenmekten kaçınmamış
Ve mahkeme reisinin;
“Sizi Şeyh Said Efendi mi iğfal etti? Yoksa bu cereyana kendiliğinizden mi kapıldınız?” sorusuna büyük bir cesaret ve vakarla;
“Hayır, ben iğfale kapılacak adam değilim.
Şeyh Said Efendi ne beni kandırabilir ne de icbar edebilir.
Hükümetin mugayir-i şer’i şerif harekatı bu vaziyeti izhar etmişti, Şeyh Said Efendi bir kibritti.
O olmasa idi başka birisi yapardı.
Kabiliyet hazırlanmıştı, bu işin başına Şeyh Said değil kim geçse olacaktı” cevabını vermiştir.
(Şark İstiklal Mahkemesi Şeyh Said Mahkeme Tutanakları s.323-331)
Şeyh Said Efendi de ifadelerinde çok sevip takdir ettiğini açıkça ifade ettiği ‘ilim itibarı ile 4 ağaya mukabil’ (Şark İstiklal Mahkemesi Şeyh Said Mahkeme Tutanakları s.331) dediği arkadaşı Hanili Salih Bey ile aynı vakur tavrı sergilemiştir.
Hakimin, “Bak Şeyh Said, herkes inkar ediyor” sorusu üzerine, arkadaşlarının hiç birine kızmadan ve hiç birini de azarlamadan ve onlarla herhangi bir polemiğe de girmeden ifadesinde “Ben ne diyeyim? İlallahi müşteka (şikayet Allah’a)” demektedir.
Mahkeme reisinin “Siz müçtehit misiniz?” sorusuna Şeyh Said Efendi;
“Hayır, müçtehit değilim.
İslami kuralların hepsi değil ama bir kısmı bırakılmıştı, ben öyle anladım” demiş.
Hâkimin “Kürdistan Krallığı yapacaktınız, öyle mi?” sorusuna ise;
“Krallık falan bizim niyetimizde yoktu.
Amacımız şeriat ahkâmını uygulamaktı. Ben ne başkanlık kabul ederim ne de elimden gelirdi” diye cevap vermiştir.
Hanili Salih Bey’in mahkeme süresince verdiği ifadeler de Şeyh Said Efendi ile aynı doğrultudadır:
Maksat bizim bu havalide dinden ibarettir.
Evvel emirde medreselerin seddi (kapatılması), ahalinin zihnini hırpaladı. Bizim bu havalide her köyde bir medrese bulunur, iaşe ederler, beş on talebe de bulunur.
Medarisin seddi emri verilince her tarafta sui tesir yaptı, dinlerini öğretmek men olunca teessür başladı.
Hukuk-u Aile Kanunu (Medeni Kanun) ve ila ahir değişti. Galeyan arttı… Başka bir saik (neden) katiyen yoktur…
Hanili Salih Bey, İngiltere tarafından desteklendikleri iddialarına ise; “Allah İngiltere’nin belasını versin” diyerek kesin bir dille, karşı çıkmaktadır. (Hanili Salih Bey ifadesi, Şark İstiklal Mahkemesi Şeyh Said Davası Mahkeme Tutanakları s.328)
Çağının tüm fikri, edebi ve siyasi tartışmalarını yakından takip eden, bir dönem hemşerisi Ziya Gökalp‘le Diyarbekir’de yakın arkadaş olan, sonraları Ziya Gökalp’in Türkçü ve Turancı fikirleri benimsemesiyle onunla yolunu ayırarak şiddetli tartışmalara giren biridir.
Ziya Gökalp’in hece vezniyle ve arı bir Türkçe ile yazdığı ve sonları hep, “gözlerimi kaparım, vazifemi yaparım” dizeleriyle biten şiirine karşılık olarak aynı vezin ve arı bir Türkçe ile yazdığı hicviyesi meşhurdur:
ÇandName TR Ataların izinde, geleceğe namzet…