Cento Caddesi ve Diyarbakır Söyleşisi

2021 Yılı’nda Yerel Gazetecilikte Ses Getirecek Görüşme

Cento Caddesi ve Diyarbakır Söyleşisi

Bilinmeyenlerle dolu, gizem taşıyan CENTO Paktı’nın ismi neden Diyarbakır’da bir caddeye verildi? Bunu kim önerdi? Alınan karara kimler imza attı? Bu isim, neden şehir merkezindeki caddeden halen kaldırılmamış?

Diyarbakır konulu çalışmaları ile tanınan Araştırmacı-Yazar Mehmet  Ali Abakay ile gündeme getirdiği CENTO Caddesi’ni ve izdüşümünü konuştuk. “CENTO, masum bir anlaşma değil” diyen Araştırmacı-Yazar Abakay, “Diyarbakır’da bu caddenin ismi değiştirilmeli, tarihin çöplüğünde olan anlaşma gibi silinmelidir.”  dedi.

Yaptığımız ilginç ve bir caddenin adından yola çıkarak gerçekleştirdiğimiz söyleşi, ” ORTADOĞU” adı verilen coğrafyadaki kirli siyasayı gözler önüne seriyor.

1955’te kurulan, fiilen 1979’da resmiyeti son bulan CENTO, maalesef Diyarbakır’da en güzel caddelerden birine sessiz ve sedasız isim olarak duruyor. Buna hiçbir yetkilinin el atmayışı, sonuçta itiraz eden bir yazarın, gazetemizde yazan Araştırmacı-Yazar Mehmet Ali Abakay’la gündeme taşındı.

Bu söyleşi, hem bilgi hem belgelere dayanması yönüyle önemli. “Central Treaty Organization” isminin kısaltılmış haliyle CENTO, Diyarbakır’da “Sento” olarak bilinir.

Sento Caddesi’nde mutlaka yürümüşsünüz ya da aracınız varsa gitmişsiniz.

Bu caddeye adını veren paktın/ anlaşmanın adını yaşatmak, biz Diyarbakır’ın görevi midir?

Bu ismi yaşatmak, işlenen günahlara ortak olma anlamı taşır mı?

Halkın manasını bilmediği, isim kaynağını akla getirmediği CENTO gibi kim bilir, ülkemizde kaç emsali vardır?

Araştırmacı-Yazar Mehmet Ali Abakay ile gerçekleştirdiğimiz çarpıcı söyleşi ile bu karanlık CENTO ismini aydınlığa çıkararak, bir caddeye verilen ismin arka plânını okurlarımızla paylaşmanın mutluluğunu, sorumlu gazetecilik anlayışımızla Genel Yayın Yönetmenimiz Mehmet Zeki Özer’in kaleminden sunuyoruz.

Mehmet Zeki Özer: Bu konu hakkında bir makaleniz yer aldı, köşenizde. Gazetemizde bu makale, şehrin gündeminde yer aldı. Sizi “Şehir Araştırmaları Merkezi” adını verdiğiniz oluşumla yıllardır tanıyoruz. Söze nasıl başlayalım?

Mehmet Ali Abakay: Şehirler hakkında araştırmalarımız yoğunlaştıkça, ilgi alanımız genişledi. Bu gün merkez kurulduğunda adına “ Ortadoğu” denilen, batılılarca adlandırılan coğrafyamızın nasıl bölünüp parçalandığına tanıklık ediyoruz. Bu CENTO adını taşıyan cadde üzerinde odaklanan düşüncelerimiz de merkez anlayışımızın yansımasıdır, bir yönüyle.

Hayatın içinde birçok sıkıntı vardır,  dışa vurulmayan.  Bazı sevinçler vardır, bazı üzüntüler.

Devletlerarası yapılan anlaşmalar, kimi zaman anıtlarla sembolleştirilir, bazen şehirlerde bir caddeye isim kaynağı olur, bazen bir sokağa ad kalır.

CENTO, şehirde “Sento” olarak ifade edilir. Tabelada bile “Sento” yazıldığına göre, günümüzde birisine sorsanız, açılımını yapmak için ıkınır, sıkılır, kem küm etmeye başlar, insanı sorduğuna bin pişman eder.

ÖZER: Bu CENTO, İnsanlık hayrına mı kuruldu?

-CENTO Uğursuz anlaşması nedir? Öncelikle bu anlaşmanın hangi ihtiyaçlara binaen kurulduğunu masaya yatırmak lazım.

Central Treaty Organization/ Merkezi Antlaşma Teşkilatı, 1950’li yılların Bağdat Paktı.

Dönemin oyun kurucusu devletler, SSCB Etkisini kırmak ve Arab Devletçiklerini kominizm tehlikesinden korumak amacıyla kolları sıvar. Osmanlı mirası üzerine konan ve devletçikleri masa üstü cetvellerle sınırlarına kavuşturup, bayrakları bir kişinin çizdiği, halen günümüze öyle gelen ülkeler, birer bağımsız devlet gibi düşünülür.

Unutmamız gereken bir husus, o dönemde bizde Kominizm karşıtı oluşumlar, dernekler birer birer kurulmuştur. Kurulma sebebi, bu CENTO ile ilişkilidir. Dün Kominist Tehlike’ye dikkât çekenler, sonradan “Yeşil Kuşak “ adıyla farklı bir düşman icat etti. Bu gün Coğrafyamızı bölüp adına Ortadoğu dedikleri alanda BOP ile seyr û sefer içindedir. İşin arz-ı

Mezopotamya’da kanın önüne geçilmemesi, gözyaşının dinmemesi, insanın dramının bitmemesi, ah û enîn yerine tebessümün yer almaması, insanımızın açlıkla imtihan edilmesi, yer altı ve yer üstü zenginlik kaynaklarının işgal edilmesi, doğduğu-büyüdüğü-çoluk ve çocuk sahibi olduğu topraklardan insanın ölüme ya da göçe zorlanması, tümüyle bu kirli anlaşmaların, projelerin ürünüdür.

ÖZER: Tarihte kalmış bu anlaşma ne zaman kuruldu? Nasıl ortadan kalktı?

-Bağdat ve Ankara 26 Şubat 1955 tarihinde karşılıklı anlaşmayı imzalar. Bu karşılıklı ş brlğidir. Amaç, Ankara için, Arablarla tekrar bağları kurmaktır.

Irak sonrası İngiltere ve İngiltere’yi İran, Pakistan izler. Beş devletten oluşan Bağdat Paktı, Sovyetler Birliği etksinde olan ve Arab Sosyalizmi olarak blinen Baas artlerini harekete geçirdi.

Mısır’da Cemal Abdu’n-Nasr, Aralara hakaret bildiği Pakt’a karşı, Arab Ülkeleri’ni uyarınca, katılım sınırlı kaldı.

Önceleri “Bağdad Paktı “ olarak bilinen CENTO, Mısır’ın karşı duruşu ve Sovyetler Birliği’ne Mısır’ın yakınlığı sebebiyle Arap Birliği’ne Irak dışında katılım sınırlı kalır.

Günümüzde Ortadoğu Planı aslında CENTO ile temellenmiş olur. CENTO Katılımı ile Irak’ta Krallık yıkılır, 1958’de Irak’ta bu pakta imza atan ve destek veren idarecilerin tümü ortadan kaldırılır.

Irak, çekildiğinde CENTO için merkez aranır. İsim, “Merkezi Anlaşma Teşkilatı” şeklinde değiştirilmiş olur.  ABD, teşkilata katılma davetini geri çevirse de anlaşmaya imza koyan ülkelerle ikili anlaşmalar yaparak, merkezin içinde olduğunu gösterir.

Aslında bu pakt veya anlaşma, farklı dönemlerde isim değişikliği ile yaşamaktadır. Irak’ta, Suriye’de, Filistin’de, Tunus’ta, Arabistan’da, Yemen’de, Libya’da, Fas’ta, Cezayir’de bilmemiz gereken bu tür organizasyonlarla olan-biten gerçekleşiyor. Denilebilir ki “Niçin Kürd demiyorsunuz?” Emin olunuz, bu olandan ve bitenden olumsuz etkilenmeler de bu organizasyonların birer meyvesidir.

Rusya ve ABD arasındaki güç ve gövde gösterisi, icrâ edilen topraklarda devam ediyor. SSCB Glasnost ve Perestroyka ile Mihail Gorbaçov dönemiyle “Rusya” adına dönüş yaptı. SSCB ile birçok devlet ortaya çıktı. Putin, bu gün ABD ile ilişkilerini bu hesaplaşma üzerinde yapmakta. İlginç bir durum var, bu hususta. ABD, göstermelik başkanlar seçer, ilkeler aynıdır. Rusya, kalıcı başkanlar seçer, tavız vermez. Tepinenler her zaman filler olmuştur, ezilenler çimler olmuştur.

Rusya 20 yıl Afganistan’da kaldı, ABD 20 Yıl. Sonuç Afganistan, kendi yapısı içinde iken kan gölüne döndü. Tarihiyle geleneğiyle farklı eyalet yapısıyla birçok dilin konuşulduğu topraklarda özgürlük getirme yalanıyla birbiriyle uyuşmazlar, demokrasi havanında ideoloji tokmağıyla ezdirildi, dövüldü.

Aynısı Irak’ta vücud buldu. Afrika’nın birçok devletinde meydana geldi. Suriye ortada.

Daha önce Osmanlı da yıktırılınca onlarca devlet ortaya çıkarıldı. Tek millet olan Araplar, onu aşkın devletle mutlu mu oldu? Sınırları masada cetvelle çizilen ve bayrakları tek elden çıkan bu devletler, şimdi ne durumdadır?

Bunu, bu söyleşi ile okurlarınıza CENTO üzerinden açıklamak, söyleşinin sınırlarını zorlasa da doğrusu budur, Sayın Özer.

ÖZER: Niçin Sovyetlerin önü kesiliyor? Bunun sebebi nedir?

-Amacın Sovyet Yayılmacılığı önüne set bırakmakla ifade edilebileceği CENTO, Türkiye, Irak, İran, Pakistan dörtlüsüne İngiltere akıl danışmanlığını yapar. Doğrusu, bu teşkilatı İngiltere kurar, perde gerisinde kukla oynatıcısı konumundadır.

 

Sovyetler, sıcak denize inmek ister, İngiltere bunu istemez. Osmanlı’yı ortadan kaldıran İngiltere, Uzak Asya’ya da uzanır, sömürgelerinde yeniden söz sahibi olmak ister.1955’te Anlaşmaya imza atan İngiltere, Central Treaty Organization’a / CENTO’ya askerî kuvvet istememiştir. Sovyetler’e karşı dört ülkenin ortak karar ile olası durumlarda kendileri arasındaki anlaşmayla karşı koymayı ilke olarak benimsetmiş, karar verme aşamasında dört ülkeye destek vereceğini ortaya koyduğu çalışmalarla deklare etmiştir.

 

Mısır, Nasır ile Suriye işbirliği kurar, iki Baas partisi, CENTO karşıtlığıyla Sovyetler’e taraftır.

 

1979’da İran Şahlık Rejimi çökünce Pakistan’ın 12 Mart 1979’da anlaşmadan çekildiğini görüyoruz. 13 Mart 1979’da İran, CENTO’dan ayrılır. Üye olarak sadece Türkiye, İngiltere tasvibiyle Amerika kalmıştır.

 

ÖZER: Bu Pakta kimler başkanlık yapmıştır? Kimin kimi yönettiği belli değil.

 

-1955 Tarihli CENTO, Sovyetler’in 1958 Irak darbesiyle Mısır ve Suriye yakınlaşmasıyla umduğunu bulmaz. Revize edilen anlaşmanın merkezi aslında İngiltere’dir.

 

Siz üyesiniz ve kurduğunuz paktın sekreteryasında bulunmuyorsunuz. Sekreteryada ne İngiliz ne ABD Başkanları mevcut.  İkisi İran ikisi Türk, birer de Irak ve Pakistan Sekreteri vardır. Yalnız Pakistan, etkisiz ve başsız kalan pakta Geçici Genel Sekreter olarak 1971-1977 arası atama yapar.

 

NATO’nun yedeği olan CENTO, Sovyetler’e karşı ve Ortadoğu’da istihbarat ağıdır. Finansmanın İngiliz ve Amerika desteği ile ayakta durduğu CENTO, tarihte yerini alıncaya kadar şu isimlerle sekretaryasını sürdürmüştür:

 

Genel Sekreterler

1-Avni Halidî-Irak/ 1955-1958

2-Mirza Osman Ali-Pakistan / 1959-1961

3-Abbas Ali Halatbarî- İran / 1962-1968

4-Rıfat Turgut Menemencioğlu-Türkiye / 1968-1972

5- Nasr Asar-İran /1972-1977

6-Ümit Haluk Bayülken-Türkiye / 1975-1977

 

Sidar Hasan Mahmud, Pakİstan adına Geçici Sekreter olarak 1971-1977 Dönem Sekreteri olsa da yerini en son sekreter Türkiye’den Kamuran Gürün’e bırakır. Gürün, 1978-1979’de CENTO Genel Sekreterliği’ni yapar.

 

24 Şubat 1955 Tarihi’nde Türkiye ve Irak arasında ikili anlaşmayla doğan CENTO, NATO Kurucusu Amerika Teşkilatı olarak görevini tamamlamıştır. ABD, Ortadoğu’da Sovyet Yayılmacılığı yanında İslam Dünyası’nı kontrol altına almak isterken, İsrail de bu pakta katılmayan Mısır ve Suriye karşısında 1967-1973 Savaşlarını gerçekleştirir. Sovyetler’e karşı kışkırtılan ülkelerin dikkati, Filistin’den uzak tutulmak istenir.

 

24 Mart 1959 Irak çekilimi ile 14 Temmuz 1959 Krallık Çöküşü, “Bağdad Paktı” adını 18 Ağustos 1959’da Central Treaty Organization’a dönüştürür.

 

ÖZER: İngiltere mi ABD mi bu paktın kurucu faktörüdür? Bu önemli bir konu, aslında.

 

-Osmanlı’nın son yüzyılında coğrafyasına göz koyan İngiltere, devletçiklere böldüğü Arab Dünyası’na şekil vermek isterken Mısır, Suriye, Arabistan, Ürdün ve Lübnan, CENTO Tuzağı’na girmek istemez. İngiltere, zaten bu ülkelerin başındaki yetkilleri ya atamış ya da kendilerine damat kılmıştır, kendi üniversitelerinde okutmuştur.

 

Bağdad Paktı, her ne kadar İngiltere merkezli düşünülse de kaynağının Dönemin ABD Dışişleri Bakanı olan John Foster Dulles’in tasarısında saklı olduğunu, 1953’de Ortadoğu Turu’nda görmek mümkündür. 1 Temmuz 1953 Tarihli Ulusal Güvenlik Konseyi’nde Northern Tier-Kuzey Kuşağı Projesi açıklamasında yeşerir, hayata geçirilir.

 

Dulles, bu projesinde üye olacak ülkeleri de belirlemiştir. Tümü üye ülkeleri Sovyetler’e karşı korumak olarak görünse de bu çalışmalar ABD Millî Menfaatlere dayanan Bağdad Anlaşması, Ankara’ya çağrılan Irak Başbakanı Nuri Said Paşa’nın ziyareti sonrasında 1 Ekim 1954 Tarihli bildiride Türkiye ve Irak yakınlaşması ile Sovyetler’e karşı savunma işbirliği adımları atılmıştır.  24 Şubat 1955, bu anlaşmanın imza tarihi olmuştur.

 

Arab Ligi’nin kurulmasına ABD Cevabı olan Bağdad Paktı, Arab ülkelerine meyvesi şimdi görülen bahar rüzgârlarını o dönemde alttan alta estiriyordu. Amaç, Arabların birliğini bölmek ve Sovyetlerin sıcak denize inmesini engelleyip, petrolün kontrolünü sağlamaktır.

ÖZER: Her şey yerli yerine oturuyor da Pakistan, niçin bu pakta alınıyor? Bunun sebebi nedir?

-Pakistan’ın Müslüman oluşu, anlaşmaya dâhil edilmesi ilginçtir. Hindistan ile meselesi bulunan İngiltere, 1947’de sömürgesi olan Hindistan ile Pakistan arasında günümüze kadar gelen Keşmir’i tekrar Pakistan’a vermeyi düşünmüştür. Bu plânlar, batılılarca daima hazırlanır, zamanı geldiğinde uygulamaya konulur. Misalen Bangladeş’de milyonlarca insan açlıktan ölmüştür, müsebbibi İngilizler’dir. Hindistan’da Gandhi, yalın ayakla yürürken bir mesaj vermiştir. Gandhi de sonuçta öldürülmüştür. Kral Faysal da oldu-bitti ile ortadan kaldırılmıştır. Mısır’da Mursî hadisesi daha canlı ve hafızalarda nettir. Kendi içinden güvendiğin kimselerden yana ihanetler eksik olmamıştır, tarih içinde. Sezar’ın Brutus tarafından hançerlenmesi gibi, iktidar hırsı ile öldürülmeler eksik değil, yeryüzünde.

ÖZER: Afganistan, neden bu Pakta alınmıyor?

-Amerika’nın o dönemde Afganistan’a göz diktiği Pakistan’ı yanına alarak, emellerini gerçekleştirme arzusu gözden kaçırılmamalıdır.

Pakistan, günümüzde bile Hindistan ile arasındaki meselesini çözmemiştir. Bu husus, diğer ülkelerde de görülür. Azerbaycan içinde Karabağ, Ermenistan aşağısında Nahcivan, her zaman olabilecek yara kaşımaları için düşünülmüştür. Bu ikilik, Sovyet buluşudur.

Kıbrıs’ta iki taraflı yönetim, İngiltere merkezlidir. İngiltere, bu adada söz hakkını kendisinde görerek, siyasî hesaplaşmada iki tarafa da hükmetmeyi amaçlamıştır. Ayşe’nin tatile uzun zaman gitmesi engellenmiştir. Bu engellenme olmasaydı, günümüzde Kıbrıs’ta dengeler, oldukça farklı olurdu.

Amerika ve İngiltere, daha önce Sadabad Paktı’nı 1937’de kurdurmuştur. İran, Afganistan, Türkiye ve Irak dörtlüsü, 2. Dünya Savaşı ile İngiltere’nin kendisinden kopan ülkeler arasında bağ kurma sevdası tekrar filizlenmiştir.

ÖZER: Bu Ortadoğu şekillenmesinde Kürd varlığı tekrar dizayn edilmiş midir?

-Siz, bu hususta Kürd varlığını sordunuz. Bu şekillenmede elbette dizaynlar yapılıyor.  Irak’taki yönetimden alınan özerklik, sonrasında Barzan Aşireti’nin karşılaştığı zorluklar, Irak’ı terk ediş, Sovyetlerde geçen sürgün dönemi söz konusu. ABD ve İngiltere, CENTO ile bunu dizayn ediyor.

ÖZER: Bu anlaşmayı uğursuz olarak belirtiyorsunuz. Bu pakta imza atanların sonları çok trajik. Ya idam ya sürgün vardır, hayatlarında. Niçin?

-Bu uğursuz ifadesi, bizim ifademiz değil. Fakat, yazılanlar ve CENTO sonrası ortaya çıkan genel kanaattir, düşüncedir, tespittir.

Türkiye’yi Osmanlı mirasçısı bilen anlayış, yıkıcı olduğunu daima saklamıştır, ört-bas etmiştir. Kendisini adlandırdıkları Ortadoğu’nun Jandarması bilenler, bu sefer 193’de Türkiye, Yunanistan ve Yugoslavya arasında Balkan Paktı’ndan (1953) sonra, Güneydoğu Asya Antlaşması Teşkilâtı (SEATO) adıyla merkezi güç birlikleri olan NATO’yla Ortadoğu’nun etkilerinden çıkmaması için masa başlarında haritalar çizmeye devam etmiştir.

Paktın dört üyesi olan Irak, İran, Pakistan ve Türkiye’de o dönemde iş başında olan yetkililer darbelerle uzaklaştırılmış, çoğu idam edilmiştir. Biz CENTO’nun hizmetkâr olarak İngiltere’ye ve Amerika’ya seçilmiş ülkelerin birer birer tuzağa düştüklerini, tarihî olaylara bakarak tahlil edebiliyoruz. Adnan Menderes, uçak kazasında ölmedi, darağacında sallandırıldı. Tek sebep, Sovyetlerle yakınlaşmasıdır, aslında. Ziyaü’l-Hak, Pakistan’da uçak kazasında öldürüldü. Diğer ülkelerde de sonuçlar farksız. Irak Krallığı, İran bunun diğer örneğidir.

ÖZER: Diyarbakır ile CENTO ilişkisine değinelim, söyleşi sonunda. Bu cadde isminin değiştirilmesini teklif ediyorsunuz.

-Doğrudur. Bu kirli paktın neden ismini yaşatıyoruz, şehrimizde? Bunun zorunluluğu söz konusu değildir. Caddelerin ve sokakların, bulvarların, kavşakların ismini değiştirme yetkisi yerel yönetimlere aittir. Beklentimiz, tarihin çöplüğüne atılan bu anlaşmanın ya da paktın ismiyle yaşatılmasının anlamsız, manasız olduğunu dile getiriyoruz.

Bunu siyasî olarak ifade etmiyoruz, elbette. Yaptığımız bir araştırmanın sonucunu dile getirip, bu kirli ismin caddeden kaldırılmasının gerekliliğini belirtiyoruz.

ÖZER: Bu isim ne zaman caddeye verilmiş? Kimler imza atmış? Araştırdınız mı?

-Biz de merak ettik. Şimdi yazışmalar- görüşmeler olacak… Bilirsiniz bürokraside işler çok yavaş. Bundan bir müddet önce Lala Kasım Beg’in adı bir sokak tabelasında “Lale Sokak”, Cami cümle kapısında “Lale Bey Cami” olarak yer aldığını ilk kez gündeme biz taşıdık. Müftülük, Vakıflar Bölge Müdürlüğü ve Sur Belediyesi, meseleyi halen çözmüş değil. Çözmüşlerse haberdar değiliz.

Aynî Minare, Hoca Ahmed Cami minaresidir. Satılmış, şahıs mülkiyetindeki bu cami ismi, resmiyette “Aynalı Minare Cami “ diye geçer. Bu yanlışlığın düzeltilmesini de yerel basına yansıttık, sosyal mecrada dile getirdik.

Şimdi bu mesele de belirttiğimiz konu üzerinde ortaya çıktı. Şehir araştırmacılığında kılı kırk yarmak gerekir. CENTO üzerinden yola çıkarak, ilk makaleyi yazdık, sizinle uzun soluklu söyleşimizi gerçekleştirdik.

Hakikatten merak ediyoruz. Bu lanetli ismi bu caddeye kim, ne zaman vermiş? Yetkililer açıklarsa kitap çalışmamızda yerini alır.

ÖZER: Yakın zamanda Kayapınar’da bir bulvara Necmettin Erbakan Hoca’nın adı verilmişti. CENTO Caddesi için bir isim öneriniz var mıdır?

-Sayın Özer, bir şehir araştırmacısı olarak, çalışmalarımıza siyasî hiçbir gölge düşürmedik. O, tercih Yerel Yönetim ya da dolaylı biçimde Mülkî İdarenin tasarrufu. Keşke bu isim, iki yıl önce verilseydi, seçim tartışmalarının gittikçe kızıştığı dönem yerine.

Erbakan Hoca, hakkı yeni yeni teslim edilen ve kıymeti bilinmek istenen bir devlet adamı. Geç de olsa ismi verilmiş. Gönlümüzde yer edinmiş Hocamızın ismini bulvara verilmesi konusunda bir açıklamada bulunmak, eleştiri kapsamında yanlış anlaşılmalara sebebiyet verebilir. Bundan bir ay önce haberdar olduk. Hayra vesile olsun.

Bu caddeye bizim isim teklif etme yetkimiz yok, düşünülemez. Fakat yerelde birçok hizmeti geçen isimler sıralanır. Bu isimler üzerinde değerlendirme yapılır, böylelikle cadde, günahkâr bir paktın gölgesinden kurtarılmış olur.

Vatandaş, CENTO’nun ne anlama geldiğini öğrenmiş olunca, kırk yıl önce ortadan kalkan, 1955-1979 arası uygulama alanı bulan bu anlaşmanın nedenini ve niçinini sorgular. Artık CENTO denince, vatandaşın bu coğrafya üzerindeki kirli emelleri bilmesine kapı aralarsa teklifimiz, bundan mutluluk duyarız. Bu gizemli ismi, elbette okumuş olanlar bilir de gündeme alışımız bir ilktir, köşe yazımızla birlikte gerçekleşen söyleyişimizle.

Bize düşen bir görevdi, bunu dile getirmek ve bu uğursuz ismin tabeladan silinmesini teklif etmek.

Gazetenize ve size bu imkânı verdiğiniz için teşekkür ederim.

ÖZER: Umarız ki bu kirlilik dediğiniz CENTO adı caddeden kaldırılır ve yerine şehre, caddeye şehre hizmeti geçen bir değerimizin, ilim ve sanat adamının adı verilir. Bu hususta elbette katkınız unutulmamalı. Bu da ayrı bir temennimiz.          

kaynak: mobil.guneydoguguncel.com

Hûn dikarin van nivîsan jî bixwînin.

Bediüzzaman’dan Ölçülü Bir Milliyet Perspektifi?

Bu yazıda; Bediüzzaman’ın Münazarat adlı eserinde dile getirdiği “Milliyetimizin ruhu İslâmiyet’tir. Hakiki ve nisbî[1]ve izafîden[2] mürekkebdir. Başka millete benzemiyoruz.”[3] İfadesi …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir