Malper / Alıntı Yazılar / TÜRKÇE DIŞINDAKİ DİLLERE KARŞI,143 YILDIR, PLANLI BİR SAVAŞ DEVAM EDİYOR!

TÜRKÇE DIŞINDAKİ DİLLERE KARŞI,143 YILDIR, PLANLI BİR SAVAŞ DEVAM EDİYOR!

Başta Kürd Aydını Hacı Qadirî Koyî ve sonra da onun öğrencisi olan Mîr Celaddet Ali Bedirxan, sıklıkla “Kürd diline karşı bir savaş sürdürülüyor!” olduğundan bahis ederek; “Bu dil savaşında başarılı olabilmenin tek yolunun, Kürdçe konuşmak ve yazmak olduğunu!” dillendirirler.
Hatta Hacı Qadirî Koyî bir şiirinde; “Kürdçe konuşmayan Kürd’ün, anne ve babası zina etmemiş olsa da, kendisinin pîç ve çürük…” olduğunu dillendirir. Çünkü onlar birer Kürd aydını, Kürd şaiiri, Kürd Milliyetçisi ve Kürdçenin dil bilimcileri olarak, verilen savaşın neyi hedeflediğini önceden görmüş ve yaşamışlardı. Bu nedenle uyarı ihtiyacı, kendilerinde hasıl olmuştu.
Biliyoruz ki, ‘Dilini bilmek, kendini bilmektir!’ “İnsanlığı tanımak diller ile mümkündür!”, “Her dil bir insandır!” vecizeleri pratikte de karşılık bulmuşken, Namık Kemal ile başlayan Türk dili ve edebiyatını geliştirme tutumu, diller arası savaşı, asimilasyonu ile sahneye çıkıyordu.
Dilleri yok etmeyi hedeflemek, asla ve asla insani değildir! Ancak Türk edebiyatı bu minval üzerinde ilerliyor, ilişkide bulunduğu dışındaki dilleri “düşman” bilerek, şoven ve kibirli bir refleksle varlık göstermeye çalışan bir hat izliyordu.

Namık Kemal, 1878 yılında; “Elimizden gelse, memleketimizde mevcut olan lisanların, Türkçeden maada keffesini mahfetmeye çalışmak iktiza ederken, Arnavutlara, Lazlara, Kürdlere birer elifba tayini ile ellerine şikak için bir silah-i manevi mi teslim edelim?
Lisan bir kavmin diğerine inkilabini men için belki diyanetten bile daha metin bir seddir?” (Namık Kemal, 30 Ağustos 1878, Hususi Mektuplar, Cilt II, Ankara, 1969, s. 231) der.
“Dil bir topluluğun diğerine karşı koyması için dinden de daha etkin ve etkili bir mevzidir.” diyen Namık Kemal’in Türkçe dışındaki dillere düşmanlığı, bu mektupta da anlaşıldığı üzere nefret düzeyindedir..

Ancak, Lazlar ve Kürdler bu kini göremedi. Bugün bile!.. Bu, Türk dili dışındaki dillere düşmanlık dillendiren sadece Namık Kemal’de değildir. Yanı sıra Ömer Seyfettin de aynı düşüncelerle hikâyelerini örüyor ve savunuyordu.
Tabi ilk Türkçülerden ilk Türkçe Ansiklopediyi hazırlayan ve ilk Türkologlardan ve kendisi Arnavut olan Şemsettin Samî’nin, 1889-1898 yıllarında hazırladığı “Kamus’ul Âlâm” kitabını incelediğimizde(Şemsettin Samî’nin, Kamus’ul Alâm kitabının, Türk Dil Kurumu ve diğer devlet yayınevlerinda çıkan baskılarında, “Kürdistan” sözcüğü çıkarılmıştır.) görürüz ki, 1910’lardan sonra inkâr ettikleri Kürd, Ermeni, Pontus, Suryani, Laz halklarının yerleşim yerlerinin isimlerini, nüfus durumunu, bu halkların tarihte ikamet ettikleri yurtlarını esas olarak doğru verdiğini görürüz!
Misal olarak; “Kürdistan, Urumiye ve Van göllerinin kıyılarından Kerxe (Kerhe) ve Diyale ırmaklarının kaynaklarına ve Dicle’nin akış yatağına dek uzayıp, kuzeybatıya doğru sınırları Dijle’nin akış yatağını izleyerek, Fırat’ı oluşturan Karasu yatağına ve oradan kuzeye doğru, Aras havzasını Fırat ve Dicle havzasından ayıran su ayrımı çizgisine kadar ulaşır.
Bu itibarla, Osmanlı imparatorluğunda, Musul ilinin büyük bölümü, yani Dicle’nin solunda bulunan yerleri ve Wan ve Bitlis illeriyle Diyarbekir ve Mamuretülaziz ilinin birer parçası ve Dêrsîm sancağı Kürdistan’dan sayılır. İran’da da Kürdistan adıyla bilinen eyaletle Azerbaycan eyaletinin yarısı, yani güneybatı bölümü Kürdistan’dır.
Böylece Kürdistan, kuzeydoğu yönünden Azerbaycan, doğudan Acem ve Irak’ı, güneyden Loristan ve Arap Irak’ı, güneybatı yönünden Cezire, kuzeybatı yönünden de Anatolia ile sınırlıdır. Bu sınırlar içinde, 34 ile 39. Kuzey enlemleri ve 37 ile 46. doğu boylamları arasında uzayıp, büyük bir üçgen ve daha doğrusu, sivri tarafı kuzeybatıya doğru dönmüş olan bir armut biçimini gösterir.

Fırat’ı oluşturan Karasu ile Murad çayının birleştiği yerde olan en kuzey-batı noktasından Loristan sınırlarına dek olan en büyük uzunluğu yaklaşık olarak 900 kilometre ve genişliği 100 ile 200 kilometre arasındadır. Kürdistan’ın  ayırıcı ve belirleyici niteliği, halkının soyu olduğuhalde, Kürdler yalnız bu ülkeyle sınırlı değildir. Cezire’nin
kuzey bölümünde, Şam ve Halep yörelerinde, Anatolia’nin her tarafında, Rusya’ya bağlı olan Kafkas ötesi eyaletlerinde ve İran’ın her tarafında, hatta Horasan’da, Afganistan’da ve Belucistan’da bile birçok Kürd aşiretleri bulunuyor. Bir yandan da, sınırları anlatılan Kürdistan’ın içinde Arap, İranlı, Türk ve başka soylardan gelen topluluklar da vardır. Yalnız çoğunluk göz önüne alınarak, sözü edilen sınırlar belirlenebilir.”(Şemseddin Sami, Tarihteki İlk Türkçe Ansiklopedide Kürdistan ve Kürdler. Çev: M. Emin Bozarslan, Deng Yayınları, İstanbul, Mart 2001, s. 45-46.) diyerek doğru bir tanımlama yapan Türkologlar da var olmuştur.

“Kürd: Osmanlı İmparatorluğunun doğu tarafında ve İran’ın batı sınırlarında ve diğer bazı yerlerinde sakin büyük bir halk olup, Aryaniler topluluğunun Îrani dalına mensupturlar. Dillerinin Farsça’yla ilişki ve benzerlikleri pek fazladır.”(20- Şemseddin Sami, Tarihteki İlk Türkçe Ansiklopedide Kürdistan ve Kürdler. Çev: M. Emin Bozarslan, Deng Yayınları, İstanbul, Mart 2001, s. 156 ) diye tanımlar.

Ancak bu tanımlamalar, İttihat ve Terakki Cemiyeti(İT-C) iktidarından bugüne, Türk resmi ideolojisinin Kürd ve Kürdistan’ı inkâr etmelerinin, bir halkı “yok” saymalarının önüne geçmemiştir.
Bu dillerle savaş, ülkeleri tarihi ve coğrafyalarıyla isimlendirme ile inkâr, Türk resmi ideolojisinin Yakın Doğu halklarının dillerini ve ülkelerini “yok” sayma, “yok” etme ve dil kırımını soykırım düzeyinde gerçekleştirme sürecidir. 140 yıldır Kürdler ve diğer halklar bu uzun sürece yatırılmış dil kırımı mağdurlarıdırlar..

(Ahmet Önal, Devşirmeler ve Devletsizler, Pêrî Yayınları, 2018, İstanbul, S.58-59-60,)

Hûn dikarin van nivîsan jî bixwînin.

Osmanlı’yı kim, nerede sattı?-5

Mustafa Kemal Paşa’nın, 1918 temmuzunda, yani Birinci Dünya Savaşı’nın en kanlı döneminde cephede savaşmak yerine, …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir