Malper / Alıntı Yazılar / Şeyh Said İsyanı’nda Çermik – II: Çermik’te ne oldu?

Şeyh Said İsyanı’nda Çermik – II: Çermik’te ne oldu?

Araştırma yazı: Kenan Esmer
Piran’da patlak veren olaydan sonra Şeyh Said, bütün bölgelere haberciler ile mektup yollar. Mektubunda kendisine destek olmalarını ister. Bu haberci yani mektup Çermik’e de gelir.
“Şeyh Said, Çermik’te sözü geçen ailelere, İzoli Aşireti ağalarından Hıdır Efendi’ye ve güçlü Seyfullah Bey’e ‘Çermik kaymakamlığını teslim alın biz geliyoruz’ diye haberci göndermiş. Ama ağaların önde gelenlerinden Hıdır Efendi ile Seyfullah Bey, gelen elçiye: ‘Git ve Şeyh Said’e; ‘Ergani’den bu tarafa doğru ayak basarsan sonun olur’ diye ilet, ve selamlarımızı da söyle” Kaynak: Çermikli ağalardan Hıdır Efendi’nin kızı Methiye, aktaran: Hasan Aydın Önal
“Bayiza’lardan (Çermik’e bağlı Alakoç Köyünden büyük bir aile) dini hassasiyeti kuvvetli olan birinin Şeyh Said’in müridi ile bağlantısı varmış. Hareket başlayınca, Şeyh Said’in müridi buna Şeyh Said’in gönderdiği ve destek istediği bir mektup verir.
Mektubu ne yapacağını bilmeyen adam, bir yakınına ne yapacağını sorar. Mektubu okuma yazması olan birine okutmaya karar verirler. Bir ahırda gizliden okuttukları mektupta şunlar yazmaktadır:
‘Mustafa Kemal’in hükümeti Şerri kanunlarını kaldırdı, Muhammedi Şeriatı getirmek için kıyam başlattım. Allah için bize destek olun.’
Bu mektup karşısında ne yapacaklarını bilmezler. Hükümet çok güçlü, ona karşı çıkamayız. Ailemiz ve çocuklarımız var. Mektubu yırtıp kimseye birşey söylememe kararı alırlar.” Kaynak: Alakoç (Qerto) köyünden Mahmê Muxtarê Siloyê Heciya, aktaran: Yazar Paşa Amedî
“Çermik’e de bir atlı tarafından mektup getirilir. Çermik merkezdeki Beyler, Ağalar ve sözü geçen kanaat önderleri tarafından hararetli tartışmalar yapılır. Sonunda isyana toplu olarak destek vermeme kararı çıkar. Bireysel olarak gitmek isteyene de karşı çıkılmaz. Fakat herhangi bir sorun yaşanması durumunda arka çıkılmayacağı da eklenir.”
Kaynak: Kako Polat (1908 duğumlu), aktaran: Mehmet Bakır
Köylerde de bu toplantılar yapılır.
“Gürüz Köyünde oturan Baw Haci’nin evinde müritleri toplanır ve isyana katılmak için destur isterler. Baw Haci, “fermanê ma dımliyo veto” devletin tehlikeli olduğunu, ferman çıkardığını ve devlet ile baş edemeyeceklerini söyler. “Topumuz, tüfeğimiz ve arka çıkacak yani yardım edecek kimsemiz yoktur” der. Bir kaç gün süren bu toplantıda da yine, toplu olarak katılmama fakat isteyenin bireysel olarak katılabileceği kararı alınır. Bu karar ile birlikte bazıları Şeyh Said’e yardım etmek için yola çıkarlar. Bunları anlatan köylü, babası ile Gürüz’deki toplantıya bizzat katılmıştır. Katıldığında 14 yaşındadır. Daha sonra Baw Haci’nin bu tutumundan haberdar olan devlet kendisini domuz avlamakla cezalandırır.” Kaynak: 1911 doğumlu Dewa Diyarili bir köylü, aktaran: Yazar Roşan Hayıg Pamukçu
“Çermik’in Melay mezrasından Hasibê Eywazan’ın torununun anlatıklarına göre Çermik’te bir köyde (muhtemelen Brut köyü’dür) kanaat önderleri tarafından toplantı yapılır. Hasibê Eywazan bizzat toplantıda yer alır. Toplanmalarının nedeni Odabaşızâde Mehmet Emin’nin yolladığı haberdir. Odabaşızâde, Çermik halkının Şeyh Said’e destek vermemesini istemektedir. Toplantıda destek vermeme kararı alınır. Bu karara Derviş Ağa (Dervişê Mıla Mehmudi) ve Mahmudê Heseni itiraz edip toplantıyı terk ederler.” Kaynak: Melay mezrasından Hasibê Eywazan’ın torunu, aktaran: Yazar Roşan Hayıg Pamukçu
Şeyh Said’in Çermik’ten katılım beklediğini, kardeşi Şeyh Abdurrahim ve İsmail Efendi’ye yazmış olduğu mektuptan öğreniyoruz. Bu mektup aynı zamanda Siverek Gürpınarlı Şeyh Eyüp’ü idama götürmüştür. 15 Mart 1925 tarihinde yazılmış olan mektubun Çermik adının geçtiği bölümde şunlar yazılıdır:
…İşidürüz Cem’an Kelek Ağa Çermik‘ten gelmiştir acaba doğru mudur veyahut esassızdır. Beyan edesiniz. Allah Teala hazretleri, Odabaşı Mahmut Efendi’nin mahdumu Mehmet Emin’in keydini kendinin nahrina astıra ve kalbini iman ve şecaatı diniye ile memluk ede ve iradei ezeliyesinde hidayeti kabul etmek mukadder değilse an karip kahru mahzul eyliye ve İslamı şerrinden emin eyliye eğer mümkün ise ba şure ve bilittifak Ali Bardak’da Türk askerlerine geceleyin savt ve sedasız baskın vereydiniz ve eğer mümkün değil ise tehiri savaptır. Ve askerlerimiz Siverek yolunu muhasara etsinler.” Kaynak: Adım Şeyh Said, İlhami Aras, Sayfa 64
Türkçesi:
“Cem’an Kelek Ağa Çermik’ten gelmiş, acaba doğru mudur veya asılsızdır? Bizi bilgilendirin. Allahteâla, Mahmut Odabaşı Efendi’nin oğlu Mehmed Emin’in ettiği kötülüğü/hileyi, onun boynuna astırsın. Kalbini iman ve cesarete köle eylesin. Şayet iradesine hidayet kabul etmek nasip değilse, en yakın zamanda kahretsin, perişan etsin. İslamı onun kötülüklerinden korusun. Mümkünse birlikte ve danışarak sessiz ve gürültsüz bir şekilde Alibardak’taki Türk askerlerine geceleyin hucüm edin. Eğer mümkün değilse, ertelenmesi daha yararlı olur. Askerimiz Siverek yolu çevresini tutsunlar” (Kenan Esmer)
Maalesef bu mektubun Çermik ile ilgili olan bölümü farklı kitaplarda farklı şekilde tercüme edilmiş ve yorumlanmıştır:
İşidürüz Cem’an Kelek Ağa Çermik’ten gelmiştir acaba doğru mudur veyahut esassızdır. Beyan edesiniz.” Kaynak: Adım Şeyh Said, İlhami Aras, Sayfa 64
“İşidürüz Cem’an Kelek Ağa Çermik’ten gelmiştir acaba doğru mudur veyahut esassızdır beyan edesiniz.” Kaynak: Ahmet Süreyya Örgeevren, Şeyh Sait İsyanı ve Şark İstiklâl Mahkemesi, Sayfa 105
“Çermikten ağaların birlikte geldiklerinin duyuduk. Acaba doğru mu? Bize bildirin” Ömer Kılıç, Uygarlık tarihinde Çermik, Sayfa 317
“Çermikten ağaların birlikte geldiklerinin duyuduk. Acaba doğru mu? Bize bildirin” Kaynak: Naci Kutlay, 21. Yüzyıla girerken Kürtler, Sayfa 271
Ömer Kılıç, mektubu aktarırken, Naci Kutlay’ı kaynak gösterir. Kutlay da, Çıra Dergisi’ni daha doğrusu M. Malmîsanıj’ı kaynak olarak gösterir. Malmîsanıj, türkçe olan ve arap alfabesi ile yazılan mektubun Çermik ile ilgili olan satırını kürtçeye şöyle çevirmiştir:
“Li gor ku em dibihizin axayên ku bi hev re hatine, ji Çêrmûgê hatine. Gelo rast e yan nerast e?” Kaynak: M. Malmîsanıj, Çıra Dergisi, Sayı 1, Mart 1995, Sayfa 6
Fakat mahkeme savcısı Örgeevren’in kitabındaki mektubun bu cümlesi farklıdır.
Mektubun bu satırını, bir uzmana tercüme ettirdim. Onun tercümesi şu şekilde:
“…Cem’an Külük Ağa Çermik’ten gelmiştir acaba doğru mudur veyahut esassızdır…”
Bana Külük ve Kelek arasındaki farkı da şöyle izah etti:
“Hereke olmadığı için muhtemelen “Külük” kelimesi “Kelek” olarak tercüme edilmiş.”
İşin uzmanı değilim. Mektubun Arapçası elimde var. Benim vardığım sonuç bir kelime hariç, mahkeme savcısının aktardığı ile örtüşmektedir. Yani burada bir kişiden bahsedilmektedir. Zira Cem’an kelimesi olduğu gibi bırakılmış ve günümüz Türkçesine çevirilmemiştir.
Cem’an; toplanmış olarak, toplu olarak, bir yere toplanmak sureti ile manasına gelmektedir fakat bütün tercüme edenler (Malmîsanij hariç) bu kelimeyi olduğu gibi bırakıp, sonradan gelen Kelek/Külük lakabına bağlamışlardır. Dolayısıyla burada kimin beklendiği yani Çermik’ten kimin gitmek istediği net değildir.
Acaba beklenen Cem’an Külük Ağa kimdir?
Mahkeme hakimi Şeyh Said’e, bu mektupla ilgili şunları sorar:
“Hakim: Bakınız Siverek’ten bir heyet geldiğini de söylüyorsunuz o heyet kimlerdi?
Şeyh Said: Bu mektubu ben, elimle yazmadım. Filhakika imza benimdir. Fakat; hangi heyettir bilmem .Ben, Şeyh Eyüp’ü görmedim. Eyyüp Ağa namında bir adam vardı onu heyet sayarsanız bilmem.” Kaynak: Ahmet Süreyya Örgeevren, Şeyh Sait İsyanı ve Şark İstiklâl Mahkemesi, Sayfa 192
Şeyh Said’in verdiği cevaptan da anlaşılacağı gibi, bir çok mektupta olduğu gibi bu mektubu da kendisi yazmamıştır. Katipleri yazmış, o imzalamıştır. Mektupta, Mehmet Emin Odabaşı’nın tenkit edilmesi, Çermik’te yaşanan olay ve anlatılanlar ile birebir örtüşmektedir.
Davanın savcısı Örgeevren de, Çermik’liler tesir altında bırakmak isteyen Mehmet Emin Efendi’nin Şeyh Said güçlerinin Siverek’e girmelerine engel olduğunu tasdik etmektedir:
“Ancak, gerek kendisinin duruşması esnasında ve gerekse ondan sonra görülen davalar ve yapılan soruşturmalardan anlaşıldığına göre, Siverekli Odabaşı Mahmut Ağa (Siverek Mebusu Mahmut Bey) in oğlu Mehmet Emin Efendi ‘nin, Şeyh Eyüp’e karşı gösterdiği muhalefet bu adamın melanet ve ifsat fikirlerinin süratle yayılmasına şeyhin büyük kuvvetler tedarik ederek siverek şehriyle vilayet çevresini büyük ateş ve fecaat içine sokmasına uzun müddet mani olmuştur.” Kaynak: Ahmet Süreyya Örgeevren, Şeyh Sait İsyanı ve Şark İstiklâl Mahkemesi, Sayfa 104
Burada konunun daha iyi anlaşılaması için bir parantez açmak istiyorum.
Odabaşızade Mehmet Emin Efendi (1882- 1937), Siverek’teki kanaat önderlerinden olup, 1920 -1926 yılları arasında belediye başkanlığı yapmıştır. Yani Şeyh Said İsyanı olduğunda Siverek’te belediye başkanıdır ve Şeyh Said’e karşı tutum sergilemiştir. Babası Odabaşızade Mahmut Efendi, 23 Nisan 1920’de açılan “ilk Meclis’te” ve 11 Ağustos 1923’te toplanan “ikinci Meclis’te” Siverek milletvekiliği yapmıştır. Parantezi kapatalım.
Mektupta Şeyh Said, Çermik’ten Külük Ağa’nın gelip gelmediğini sormaktadır. Bu da bize, sınırlı da olsa Çemik’ten katılmak isteyenlerin olduğunu ve Şeyh Said’in yada katiplerinin bundan haberdar olduğunu gösteriyor. Bu mektubun ele geçmesi ile suçu sabit bulunan Şeyh Eyüp’ün idamına kara verilir.
Şeyh Eyüp (Gürpınar), Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası eski Siverek İl Başkanı’dır ve etkin biridir. Şark İstiklâl Mahkemesi tarafından ilk idam edilen de o dur. Mahkemenin verdiği ikinci idam kararı Çermikli Doktor Fuad’ın dır ve ikisi de 17 Nisan 1925 tarihinde Diyarbakır Saray Kapı’da infaz edilir.
Toplu katılma kararı verilmediği halde Çermik’ten gidenlerin olduğunu görenlerden biri de Kalecikli Casım Yerlikaya’dır. Meşhur Kalecikli Mahmut’un ağabeyi olan Casım amcaya ve babası Çavuş amcaya bizzat ben kendim yetiştim. 1894 doğumlu olan ak sakallı Çavuş amca, her gittiğimizde bize birinci dünya savaşı anılarını anlatırdı. İsyan olduğunda Çavuş amca 31 yaşındadır.
“Casım, babası Çavuş ile tarlada çalışmaktadır. Paçalarını katlayıp Ergani istikametine doğru giden insanları görür. Bu gidenlerin onu ve babasını “ne çift sürmektir ne sizsiniz, Şeyh Said Efendi isyan ediyor siz burada çalışıyorsunuz” diye azarladıklarını, hatta Bistinli birinin babasına “bırakıp toplantıya gelip katılın dediğini hayal meyal hatırlamaktadır.” Kaynak: Kalecikli Casım, aktaran: Yazar Roşan Hayıg Pamukçu
Bu anlatımdan yola çıkarsak, diğer köylerde olduğu gibi Aynalı yani Bistin’de de toplantı yapılmış olabilir. Bistin’in hem siyasi hem de dini açıdan alimler yetiştiren bir köy olmasını göz önünde bulundurursak, katılıp katılmama ile ilgili bir toplantının yapılmış olma ihtimali var. Çünkü Bistinli Mıla Mehmed’in devlet tarafından sakat bırkılması, onun Şeyh Said’e destek amaçlı fetvalar verdiği düşüncesini akla getiriyor. Zira Mıla Mehmed, tornunun aşağıdaki anlatımına göre, en ağır fetvaları veren kişidir. Aynalı köyü muhtarlığı’nın yüzyıla yakın bir süre boyunca bu ailede olması, Mıla Mehmed’in insanları mobileze edebilme gücünün olmuş olabilceğini akla getiriyor.
“Şeyh Said haraketinde Müfettişi Umumiye tarafından, Aynalı köyüne gönderilen komutan Ali Barut’a şöyle direktif verilir: ‘Köye gittiğinde Mıla Mehmed’i konuşturmadan döveceksin. Öyle ki onu felç edeceksin.’ Komutan Ali Barut da aynı talimatı uygular. Çok kötü derecede dövülen dedem Mıla Mehmed felç olur. Tam 14 yıl yataktan kalkamaz. Bütün ağır fetvaları o zaman o verirdi. Siverek’te savcı olan kayınbiraderi Mehmet Ali Efendi bu olayı duyar duymaz hemen Çermik’e gelir. Fakat komutan bulamaz. Çünkü komutan bölgeden ayrılmıştır.” Kaynak: Süleyman Yavuz, aktaran: Yazar Ömer Kılıç, Uygarlık tarihinde Çermik, Sayfa 314, dipnot
Yukarda bahsi geçen Hani’de konuşlanan alayın komutanı Albay Ali Barut’un kendisidir. İsyan bastırıldıktan sonra sorumlu bulunduğu bölgede insan avına çıkmıştır. Yukarda anlatılan Bistinli Mıla Mehmed olayı bunun açık örneğidir. Diğer bölgelerdeki anlatımlarda da ismi sık sık geçmektedir.
Yine konumuza dönecek olursak;
Bir başka anlatım da yine Çermik’teki katılımları onaylamaktadır.
1995 yılında Çermik’teki cami sohbeti esnasında Kereze Şevket adında yaşlı bir Çermik’li:
“Gürüz’den altı kişinin, Şeyhan’dan iki kişinin, Çermik ve Çüngüş’ten ve köylerden toplam 40 kişinin gittiğini anlatmıştır.” Kaynak: Kereze Şevket, 1900 doğumlu, aktaran: Ümit Kılıçaslan
Gürüz toplantısındaki karar doğrultusunda gidenlerden biri de; Kemal Pamukçu’nun babasıdır.
“Baw Haci (Hacı Bezan)’nin müridi olan Zülfükar Pamukçu, Erganiye kadar gittiklerini ve birisinin onları karşıladığını, isyanın bastırıldığını, askerlerin onları görme durumunda askerler için yardıma geldiklerini söylemelerini aksi taktirde öldürülebileceklerini tambih eder. ” Kaynak: Kemal Pamukçu, aktaran: Yazar Roşan Hayıg Pamukçu
Çermik’teki bu hemfikir olmama durumu, devletin risk almayıp, Çermik’te de bir askeri müdahale etme düşüncesini doğurmuş olabilir. Çünkü resmi kurumların boşaltıldığına dair anlatımlar da var. Fakat Çermik’te askeri bir müdahale yapılmıyor. Bunu da yine başka bir anlatımdan öğreniyoruz.
“Çermik’teki resmi dailereler boşaltılmıştı, ben çocuktum. Sabah kalktığımda askerler topları taşıyan atlar ile çarşıdan geçiyorlardı. Sonradan duyduk ki, az kalsın Çermik’e de müdahale edip bombalayacaklarmış. Bunu önleyen Çermik’te oturan bir emekli binbaşıymış. Bunu duyan binbaşı, devletin yetkili kurumlarına haber verip, Çermik’te isyana desteğin olmadığını ve müdahaleye gerek olmadığını bildirerek bir müdahale edilmesini önlemiş.” Kaynak: Çulcu Ğeni, aktaran: Yazar Roşan Hayıg Pamukçu)
Asıl Çermik’lileri kuşkulandıran ve Şeyh Said güçlerinin Çermik’e gelmesini engelleyen, Elazığ’da yani Harput’da yaşanan yağmalama olayları olur. Piran’da patlak veren olay çok hızlı gelişir. Harput da çok ciddi bir direniş olmadan Şeyh Said’in adamlarının eline geçer. Her kesimden insan şeyhin birliklerinin arasına katılır. Bu da talan ve yağmalama olaylarının meydana gelmesine neden olur. Çünkü soyguncusunda, kaçağına, aranan herkes fırsat bu fırsat deyip Şeyh Said kuvettlerine katılır. Her nekadar Harput’a giren kuvvetlerin başında bulunan Şeyh Şerif “Her kim bu kâbil harekâta cüret ederse, idam edileceği…” emri verse de, olayların gidişatını değiştiremez ve bu tür olayların önünü almaya engel olamaz. Kaynak: Tahsin Sever, 1925 Hareketi, Sayfa 212
Yağma ve talan olayı, Şeyh Said İsyanı’nın kırılma noktasıdır. Bu yağmalama olaylarının Çermik halkı için de kırılma noktası olduğunun söyleyebiliriz.
“Ayaklanma başlayınca ilk aşamada Çermik tarafsız kaldı ve desteklemedi. Devletin müdahalesini bekledi. Başka bölgelerdeki yağmalama olayları duyulunca, Çermik Beyleri ve Ağaları Çermik’i korumak için tedbirler aldılar ve silahlı bir güç oluşturarak, Gisgis’den öteye gelmelerine engel oldular.” Kaynak: Berber Muharrem (Aktan, 1905 doğumlu), aktaran: Neşet Aktan
Çermik beyleri ve ağaları, Şeyh Said’e Çermik’e gelmemesini ve gelme durumunda izin vermeceklerini, Hatta Gisgis’den geçmesi durumunda karşı koyacaklarını iletirler. Kaynak: Kako Polat (1908 duğumlu), aktaran: Mehmet Bakır
En çok merak edilen konulardan biri de; Şeyh Said’in Çermik’i teslim alıp almadığıdır. Bunu yazılı kaynaklardan takip etmek durumundayız.
“Hini boğazından Şeyh Sait’ten ayrılan kardeşi Abdurrahim, 29.02.1925 günü Maden ilçesini işgal ederek Siverek üzerine yürümüş, bu sırada Siverek bölgesinde Şeyh Eyyüb adlı bir Şafiî Şeyhi başına topladığı beş yüz kişilik bir kuvvetle Siverek’i işgal edip, Çermik’te Şeyh Abdurrahim ‘le beraber Ergani üzerine yürümüşlerdi.” Mehmet Şerif Fırat, Varto Tarihi, Sayfa 175
O gün yaşanan olayları Dr. Nuri Dersimi olayı şöyle anlatır:
“…Mıstan ve Botan Zaza aşiretleri Lice merkezini işgal etmiş ve Hani boğazında Türk taburlarını tepeleyerek Şeyh Abdülrahim komutasındaki kuvvetlerle 29.02.1925’te Ergani’yi, Maden’i ve Siverek kazalarını işgal etmişlerdi”
“Siverek üzerinde güçlü Türk orduları harekete geçmiş ve çok şidetli çarpışmalar neticesinde 27.03.1925’te Kürtler geri çekilmek zorunda kalmıştı.” Kaynak: Dr. Nuri Dersimi, Kürdistan Tarihinde Dêrsim, Sayfa 184 -185
Zınar Silopi yani Kadri Cemilpaşa olayı şöyle yazar:
“Şeyh Abdurrahim kumandasında hareket eden bir kuvvet Ergani Madenini işgal ile Siverek kazası istikametinde hareketine devam ediyordu…”Zinar Silopi, Doza Kurdistan, Sayfa 87
Üç kaynak da Çermik’in alınmasından bahsetmez. İki gücün Çermik’te birleştiği anlatılmaktadır. Bu birleşme kesinlikle merkezde olmamıştır. Zira bunu anlatımlarda görmüyoruz. Bu birleşme muhtemelen Ergani ile Siverek arasında ama Çermik toprağı sayılan bir bölgede veya köyde olmuş olabilir. Çünkü buna benzer bir buluşma mesela Xezin de olmuştur.
“Zülfo Odabaşı, yanında bir kaç kişiyle Şeyh Said’in bir grup taraftarıyla görüşmek üzere Xezin’de buluşurlar. Şeyhin güçlerini başıboş bir grup olarak gören Zülfo Odabaşı, bunlara itibar etmez ve Alos’a geri döner. Sonra Ali Barut, Çermik yöresinden şeyh ve ağalardan oluşan bir 15 kişilik bir grupla Alos’a gelir. Askerler Alos köyünün camisinde kalırlar. Ali Barut ve 15 kişi, Zülfo Odabaşı’nın evinde kalırlar.” Kaynak: Zülfü Odabaşı, Aktaran: Sabri Odabaşı, Uygarlık tarihinde Çermik, Sayfa 315
Bazı kaynaklar daha ileri gider ve Çermik’in ele geçirildiği yazarlar:
“29 Şubat’ta Şeyh Said’in kardeşi Abdurrahim, Maden’i ve Çermik’i ele geçirdi. Çermik’te Abdurrahim’in kuvvetleri Siverekli Şeyh Eyüb ile beş yüz silahlı adamından takviye aldı. Şeyh Eyüb Siverek’i ele geçirdikten sonra onlara katılmıştı. Birlikte önemli bir kent olan Ergani’ye doğru ilerlediler ve kenti denetimlerini aldılar. Daha sonra en önemli hedefleri olan Diyarbakır’ın kuşatmasını desteklemek üzere güneye yöneldiler.” Kaynak: Martin Van Bruinessen, Ağa, Şeyh, Devlet, Sayfa 424
Bruinessen kitabında bu bilgiyi Mehmet Şerif Fırat’ı kaynak gösterek verir. Oysa yukarda Mehmet Şerif Fırat’ın orjinal kitabındaki alıntıda Çermik’in ele geçirildiği yoktur. Bilindiği gibi Hormek Aşireti’nden olan Mehmet Şerif Fırat, Şeyh Said İsyanı sırasında Çapakçur’da öğretmenlik yapıyordu ve aynı zamanda devlete istihbaratcı sıfatı ile bilgi topluyordu. Konumu itibari ile bir çok kimsenin bilmediği bilgiye sahip birisiydi. Yani nerenin kimin elinde olduğunu gayet iyi biliyordu. Keza Dr. Nuri Dersimi de o günü anlatırken Çermik’ten bahsetmez. Fırat’ın kitabı 1949’da, Dersimi’nin kitabı 1952’de, Zınar Silopi’nin kitabı da 1969’da basılmıştır.
Bruinessen’in bu bilgiyi nereden aldığı maalesef belli değil. Tercüme hatası da değildir çünkü İngilizce olan orjinal metinde de yine bu tabir mevcuttur:
“Shaikh Said’s brother Abdurrahim took Maden (February 29) and Chermik. ” Kaynak: Martin Van Bruinessen, Agha, Shaikh and State, Sayfa 288
Bazı kaynaklar Çermik’in Şeyh Said kuvvetlerinden geri alındığını aktarır. Fakat bu kaynaklarda Çermik’in ne zaman Şeyh Said’in kontrolü altına alındığına dair bilgi yoktur. Burada da yine bir çelişki vardır:
“Harekât kumandanı arka arkaya yetişen takviye kuvvetlerinden istifade ederek Şeyh Said’in bir cephe kurmasına mani olmak maksadiyle 14 Marta Çermik istikametinde bir kısım kuvvet sevk etmiş ve burasını, mahalli halkın da yardımiyle geri alıp işgal etmiştir.” Kaynak: Şevket Beysanoğlu, Diyarbakır tarihi ve abideler kısaltılmış, Sayfa 108
“Diyarbakır’daki birlikler kuvvetlendikçe tesir sahaları tabii genişliyordu. 14 Mart’ta Çermik istikametine asker sevk edildi. Bunlar, mahalli halkın da yardımıyla burayı geri aldılar.” Kaynak: Metin Toker, Şeyh Sait ve İsyanı, Sayfa 103
“Ayaklanma bölgesindeki Harekât Komutanlığı, arka arkaya yetişen takviye kuvvetlerinden faydalanarak Şeyh Sait’in muntazam bir cephe kurmasını önlemek istediği için, 14 Martta Çermik doğrultusunda bir kısım kuvvet gönderdi ve burasını yerli halkın da yardımı ile geri aldı…” Kaynak: Genel Kurmay Belgelerinde Kürt İsyanları , Sayfa 171
“Ayaklanma bölgesindeki Harekât Komutanlığı, arka arkaya yetişen takviye kuvvetlerinden faydalanarak Şeyh Said’in muntazam bir cephe kurmasını önlemek istediği için, 14 Mart’ta Çermik doğrultusuna bir kısım kuvvet gönderdi ve burasını yerli halkın da yardımıyla geri aldı. Böylece Diyarbakır’ın kuzeyinde ordu birlikleri tarafından bir cephe kurulmuş oldu.” Mehmet Aydoğan, iç isyanlar Şeyh Said İsyanı, Sayfa 398
Bu dört anlatım birebir aynıdır ve muhtemelen aynı kaynaktan alınmıştır. Şevket Beysanoğlu’nun kitabı 1963’de Metin Toker’in kitabı 1968’de, Genel Kurmay’ın kitabı 1992’de, Mehmet Aydoğan’ın kitabı ise 2012 yılında basılmıştır. Metin Toker, İsmet İnönü’nün damadıdır ve çok az kişinin hatta İsmet İnönü ile olan yakınlığından dolayı belki de hiç kimsenin ulaşamadığı kaynaklara ulaşma imkanı olan biridir. Zaten kitabında devlet tarafında yani Ankara’da yaşananları en ince ayrıntısına kadar yazmıştır. Hatta bildiğim kadarıyla kitap zamanında Genel Kurmay tarafından toplatılmıştır. Zira Toker, resmi tarihin aksine, “Şeyh Said, Hilafet ve İslam için ayaklanmıştır” görüşündedir.
Beysanoğlu’da yine avukatlık ve hakimlik yapmış bir araştırmacıdır. Keza o da, devletin arşivlerinden yararlanabilen birisidir. Yayınlandığı tarih itibari ile bu bilgiyi veren en eski kaynak Beysanoğlu’nun kitabıdır. Bundan dolayı diğerleri ondan alıntı yapmış olabilirler.
Yinede de bu bilginin doğruluğu bana göre tartışmalıdır. Çünkü literatüre 1963’de Beysanoğlu’nun kitabı ile girmiştir. En eski kaynak olan ve iki uç noktanın yazarları olan Dersimi ve Fırat Çermik’in alındığını yazmamışlardır.
Yeri gelmişken burada bir parantez de Siverek için açmamız gerekiyor.
Yukarda yaptığımız tesbit Siverek için de geçerlidir. Sahada kimse Siverek’in alındığına dair bir bilgiye sahip değil. Hatta Şeyh Eyüp’ün beş yüz kişi toplamasını bile imkansız görenler var. Anlatımlara göre Şeyh Said’in adamları Karabahçeye kadar gelebilmişlerdir Kaynak: DİTAM Başkanı Mehmet Vural (1890 doğumlu dedesinin anlatımı) ve Bekir Karahanlı (kayınpederinin anlatımı İzzet Gürüz 1910 doğumlu) aktaran: Mehmet Bakır
Yukarda Dr. Nuri Dersimi Siverek’in 29.02.1925’te Şeyh Said güçleri tarafından alındığını ve 27.03.1925 tarihinde tekrar devletin eline geçtiğini aktarmıştı. Mahkeme savcısı Siverek ile ilgili şunları yazar:
“…Siverek ancak bu süratle kurtuldu. Siverek hududuna gelen asiler bizim Sivereğe yetişen kıtaatımızla karşılaştıkları için fesatlarını tevsi edemediler.” Kaynak: Ahmet Süreyya Örgeevren, Şeyh Sait İsyanı ve Şark İstiklâl Mahkemesi, Sayfa 192
Burada Siverek kurtuldu ifadesi geçiyor fakat Siverek Şeyh Said güçleri tarafından alınmaktan kurtarılmıştır. Yani Şeyh Said’in elinden alınmamıştır.
Konumuz Siverek olmadığı için burada bu konunun ayrıntısına girmiyoruz. Sadece Çermik gibi tartışmalı olduğununun bilinmesi kâfi olacaktır. Dolayısıyla bu da yine detaylıca araştırılması gereken bir konu.
Çermik konusuna dönecek olursak. Çermik’te de diğer bölgelerde olduğu gibi, devlete sorun yaratacak ya da başka bir isyana katılabilecek ağaların ve kanaat önderlerin toplatıldığını hatta sürgüne gönderildiklerini görüyoruz. Bırakın tarafsız kalıp olaya katılmayanları, devlete yardım edenler bile sürgüne gönderilmiş ve cezalandırılmışlardır.
“Doğu’daki bütün aşiretler, boylar, şeyhler. Şeyh Sait ile beraber değildi. Daha çok Atatürk ile beraber olup, bağlılık telgrafları çektiler. Türkiye Cumhuriyeti, Şeyh Sait ile beraber devlete karşı kıyam edenleri yargılayıp cezalandırsaydı, tepki bu kadar büyük olmazdı, derlerdi ki:
— Cumhuriyete karşı geldiler, Kürt devleti kurmak istediler. Biz de beraber yaşamak istedik, Atatürk ile beraberdik, biz de beraber yaşıyoruz.
Bu fikri bugün bizzat devleti kuranlar yıktılar. Tabii. Şeyh Sait ile beraber yargılanıp cezalandınlanlar tepki gösterecekler. Bu onların en tabii haklarıdır.
Ama Şeyh Sait ile değil Atatürk ile beraber olanlar da beraberce horlanınca tepki büyüdü.” Kaynak: Uğur Mumcu, Kürt İslam Ayaklanması, Sayfa 182
Yani dönem itibari ile Çermik’in de devlet için risk taşıdığını söyleyebiliriz. Bu yüzden isyan bastırıldıktan sonra çıkarılan yasalarda herhangi bir sıcak olay yaşanmamasına rağmen, Çermik de yasaklara dahil edilmiştir. Dolayısıyla Çermik’i de İslahat Planı’nda belirtilen bölgelere dahil etmek için yani yapılanı meşru kılmak için, Çermik’in Şeyh Said’in adamları tarafından alındığı yani isyana katıldığı bilinçli olarak yazılmış olabilir. Bu bir ihtimal.
Oysa olaylar patlak verdiğinde ilan edilen sıkı yönetime Çermik dahil edilmemiştir. En azından meclise gönderilen tezkerede Çermik ismi geçmemektedir:
Ankara, 21 Şubat 1925
Büyük millet Meclisi Başkanlığına,
Ergani ilinin bir kısmında devletin silahlı kuvvetlerine karş olan ayaklanma Diyarbakır, Elazığ, Genç illerine degeçmiş ve genişlemeye müsait görünmüş olduğundan Muş,Ergan,i Dersim, Diyarbakır, Mardin, Urfa, Siverek, Siirt, Bitlis, Van, Hakkâri illeri ile Erzurum ilinin Kiği ve Hınıs ilçelerinde bir ay süre ile sıkıyönetim ilân edilmiştir. Anayasanın 86’ncı maddesi gereğince keyfiyet yüksek meclisin onayına arz ederim.
Başbakan
Fethi Okyar”
Kaynak: Cevher Kara, Hangi Şeyh Said?, Sayfa 46
Metin Toker, Şeyh Sait ve İsyanı, Sayfa 25
Çermik’in Şeyh Said kuvvetleri tarafından ele geçip geçmediği çok net değildir. Benim edindiğim genel kanı; Çermik’in Şeyh Said kuvvetlerinin eline geçmediği yönündedir. Çünkü okuduğum bütün kitaplarda Çermik’te sıcak bir çatışma meydana gelmediği gibi Çermik’ten kapsamlı bir katılım da olmamıştır. Buna rağmen 24 Eylül 1925 tarihinde yani İsyan bastırıldıktan sonra çıkarılan Şark Islahat Planı’nın 41. maddesine göre Çermik’te de dil ile ilgili yasak getirilmiştir.
“Malatya, Elazığ, Diyarbakır, Bidis, Van, Muş, Urfa, Ergani, Hozat, Erciş, Ahlat, Palu, Çarsancak, Çemişgezek, Ovacık, Adıyaman, Besni, Arga, Hekimhan, Birecik, Çermik vilayet ve kaza merkezlerinde, hükümet ve belediye dairelerinde ve diğer kuruluşlarda, okullarda, çarşı ve pazarlarda, Türkçeden başka dil kullananlar, hükümet ve belediyenin emrine aykırı davranmakla suçlanacak ve cezalandırılacaktır.” Kaynak: Ahmet Kahraman, Kürt İsyanları, Sayfa 116
Yukarda Uğur Mumcu’nun da tespit ettiği gibi; İsyan bastırıldıktan sonra Şeyh Said taraftarlığı yapanlar da yapmayanlarda, devlet tarafından tutuklanıp yargılanırlar. Çermik’te de Şeyh Said’e destek vermeyenlerin bile tutuklandıklarını yine anlatımlardan öğreniyoruz.
“Hıdır Efendi ve Seyfullah Bey, Elazığ’da kurulan mahkemede yargılanırlar. Dönemin Çermik kaymakamının girşimi ile berat ederler” Kaynak: Çermikli ağalardan Hıdır Efendi’nin kızı Methiye, aktaran: Hasan Aydın Önal
“Olaylar patlak verdikten sonra Çermik ve civar ilçelerden toplam 30 mülki amir, 40 gün boyunca dedemin yanında yani Gürüz’de korunup saklanırlar. İsyan bastırıldıktan sonra Çermik’te incelmeden bulunan bir müfettiş:
‘Bu ağa eğer bu kadar insanı saklayıp koruyabilmişse, ilerde devlete karşı sorun teşkil edebilir’ diye bir rapor tutar. Babamın dedesi (Kolağası) Mustafa Ağa da bu sebepten dolayı tutuklanıp Yassıadaya sürgüne gönderilir. İki buçuk yıl sürgünde kalan dedem, daha sonra Çermik’teki mülki amirlerin teşebbüsü sayesinde ve Mustafa Kemal’in izniyle serbest bırakılır. Hatta orada kalmasını isterler. Burad kal sana mal verelim aileni de getir derler ama o kabul etmez” Kaynak: Ethem İpek
Burada bahsedilen “Mustafa Kemal’in izniyle” tabiri daha çok isyandan üç yıl sonra yani 1928 yılında çıkarılan genel af ile dönmüş olma ihtimalini akla getiriyor. Zira; “burada kalın size mal verelim ve buraya yerleşin”önerisi o dönem sürgün edilip af edilenlerin bir çoğuna yapılmıştır.
“Bizimkilere diyorlarki: ‘Size burada, Kütahya’da mal ve tarla verelim, köylere yerleştirelim.’ Babam ve amcam kabul etmiyorlar. ‘Hayır, ne devlet bize bir yardımda bulunsun. Ne de malımıza karışsın’…” Kaynak: Silvanlı Mehdiye Çetin, aktaran: Şehmus Diken, İsyan Sürgünleri
Çermik’te tutuklamaların olduğunu ispatlayan başka bir anlatım, Derezereli Yusuf Andiç’e aittir:
“Hatta Çermik’te benim ailem Hacı Mehmedan ailesinden (Derezereli) dedem Hacı Mustafa Ağa ile bacanağı Fevzi Bey ( Fevzi Akkılıç), Şeyh Said’in ateşli taraftarları ve savunucularındandılar. Yine Derezereli Ahmet Ağa ( Hacı Mustafa’nın kardeşi) Bu ikisine karşı tavır alarak, onlara ‘akıllı olun’ diyormuş.
Şeyh Said direnmesinin bastırılmasından sonra Diyarbakır’da bütün önderleri ve ilgili ilgisiz pek çok insanı asan İstiklal Mahkemesi, daha sonra Elazığ’a taşındı ve infazlarına orada devam etti. Bu arada T.C Devleti, Kürdistan’da bütün ağa, şeyh ve ileri gelen kim varsa temizliyordu.Bu bağlamda Elazığ İstiklal Mahkemesi’ne ‘zincir gezdirmek’ ‘aranan mahkumları saklamak’ gibi nedenlerle şikayet edilen Derezereli Ahmet Ağa ve kardeşi Hacı Mustafa Ağa (H. Mustafa Ağa benim dedem, Ahmet Ağa da onun ağabeyi) kaymakama araları iyi olduğu içın dosyayı elden alıp Elazığ’a giderler ve aracıları bulup başta mahkeme başkanına 300 lira olmak üzere diğer mahkeme üyelerine de değişik miktarda ödeme yaparlar ve görmedikleri bir üye yüzünden az kalsın idam edilecek olan Ahmet ve Mustafa kardeşler, kıl payı idamdan kurtulurlar ve Çermik’e dönerler. ” Kaynak: Yusuf Andiç, aktaran: Yazar Ömer Kılıç, Uygarlık Tarihinde Çermik kitabı, Sayfa 316, dipnot
Diğer bölgelerde olduğu gibi, Çermik’te de bir “cadı avı” başlatıldığını görüyoruz. Yukardaki anlatımda da gördüğümüz gibi, imkanı olanlar tutuklamalardan, yargılanmalardan hatta idam edilmekten kurtulmak için elinden geleni yaparlar. Çünkü isyan bastırılmış ve Şeyh Said tutuklanmıştır. Bu saatten sonra herkes canını kurtarmak derdindedir.
Öyle ki;
“Çermik’lilerin bazıları, dönemin Siverek’te sözü geçen bir ağasının askerleri arasında olduklarını ve isyancılara karşı savaştıklarını ispatlamak için, kaydını Siverek’e bile aldırmışlardır.” Kaynak: Zülfükar Başıbüyük (1901 doğumlu) aktaran: Ahmet Karakoç
Konuyu toparlayacak olursak;
Şeyh Said hareketi, hem ulusal, hem de dini unsurları barındıran bir hareketti. Dolayısıyla hem isyan hem de kıyamı tabiri kullanılabilir…
Çermik merkezdeki ağaların ve beylerin ilk başta tarafsız kaldıklarını kırsaldaki dini önderlerin de keza beklemede olduklarını, olayların gelişimine göre saflarını belirmek istediklerini görüyoruz. Buna rağmen Çermik’ten katılmak isteyenler hatta katılanlar olmuş. Şeyh Said’in bu konu hakkında malumat istediği bir mektup bile var. Fakat çapulcuların Şeyh Said kuvvetlerine karışması ile işin rengi değişmiş ve katılmak isteyenler katılmadığı gibi, Çermik eşrafı da Şeyh Said’e karşı tavır almış.
İncelediğim yazılı kaynakların bazılarında; “29 Şubat’ta Şeyh Said’in kardeşi Abdurrahim, Maden’i ve Çermik’i ele geçirdi.” cümlesi geçiyor. Fakat bu cümlenin karşılığını Çermik’lilerin anlatımında bulamıyoruz. Oysa 1925 o kadar da uzak bir tarih değil ve 60-80 yaşlarında olanların babası veya dedesinden öğrenebildiği bir dönem.
Maalesef birincil kaynaklar yani mahkeme tutanaklarına erişim halen mümkün değil. Yukarda incelenen kitaplar ikincil kaynaklardırlar. Bu ikincil kaynakların bazıları (Şerif Fırat, Toker, Mumcu ve Beysanoğlu) resmî ideoloji mensupları tarafından yazılmıştır. Dolayısıyla abartılı ve taraflı olabilmektedirler. Mahkeme zabıtları ile ilgili tek kaynak mahkeme Savcısı Ahmet Süreyya Öregevren’in 1957 yılında Dünya Gazetesi’nde yazmış olduğu ve daha sonra kitap olarak çıkardığı hatıratıdır. Yani bu da yine resmî ideolojiye aittir. Neyazık ki, zabıtlar yani ifadeler konusunda Örgeevren’den başka kaynak yoktur. Diğer kaynaklar ise o dönemin şahitleri tarafından yazılan hatıratlardırlar. Bu hatıratlar da yine resmi ideoloji yazarları gibi bazen taraflı olabilmektedir. Bu her iki yazar zümresinin, abartılı hatta bazen gerçek olmayan olayları eklemeleri gibi bir durumu beraberinde getirebiliyor.
Sözlü anlatımlarda da yine ilk ağızdan anlatım bulunmamaktadır. Anlatılanlar, o dönem yaşayanların aktardıkları olup, ikinci ve üçüncü ağızlara aittirler.
Bütün bu etkenler, Şeyh Said İsyanı’nı, kıyamını ya da hadisesini araştırırken ne kadar titiz çalışılması gerektiğini açıklamak için yeterli olsa gerek.
Yukarda yazılanları ve anlatılanları göz önünde bulundurarak şu tespiti yapabiliriz;
Şeyh Said İsyanı bütün yönü ile Çermik’i teğet geçmiştir.
TEŞEKKÜR:

Bu yazıda adeta bütün dostlarını benim için seferber eden, her türlü yardımı benden esirgemeyen ve araştırma boyunca sürekli iletişim içinde bulunduğum;

sayın Mehmet Bakır başta olamak üzere,

Yazar Rosan Hayig’a,

Ahmet Karakoç’a, Hasan Aydin Önal’a

Yazar Paşa Amedî’ye,
Yazar Kamil Sümbül’e,
Yazar Hamdullah Işık’a, DİTAM Başkanı Mehmet Vural’a,
Neşat Aktan’a, Ethem İpek’e,
Ozan Sefo’ya, Ümit Kılıçaslan’a,
Eyüp Göktas’a,
Sabri Avci’ya, ve
Mahmut Kılıcaslan’a,
Mustafa Karabulut’a ve
Ibrahim Tali Usal’a sonsuz teşekkürlerimi sunarım.
(Bu yazı araştırmacı yazar Kenan esmer’ın facebook sayfasından alınmıştır)
KAYNAKCA:
1) AHMET SÜREYYA ÖZGEEVREN, Şeyh Sait İsyanı, Temel Yayınları, 2001 İstanbul
2) MARTİN VAN BRUINNESEN, Ağa Şey ve Devlet,İletişim Yayınları, İstanbul 2013
3) MARTİN VAN BRUINNESEN, Agha, Shaikh and State, Zed Books Ltd, 1992
4) CEVHER KARA, Hangi Şeyh Said?, Bilgi Yayıncılık, 2011
5) METİN TOKER, Şeyh Sait ve İsyanı, Nisan 1998
6) ÖMER KILIÇ, Uygarlık Tarihinde Çermik, Kent Yayınları, 2018
7) Genel Kurmay Belgelerinde Kürt İsyanları – I , Mart 1992
8) Genel Kurmay Belgelerinde Kürt İsyanları – I I, Şubat 1992
9) AHMED TIGRIS & BAKI KAYMAK, Katibê Şex Seid Fehmiyê Bîlal, apec Förlag 2019
10) UĞUR MUMCU: Kürt İslam Ayaklanması 1919 -1925, Tekin Yayınevi, İstanbul 1993
11) ALTAN TAN, Kürt Sorunu-Ya Tam Kardeşlik Ya Hep Birlikte Kölelik
12) Şevket Beysanoğlu, Kültürümüzde Diyarbakır, San Matbaası, Ankara-1992
13) AHMET KAHRAMAN, Kürt İsyanları, Evrensel Basım Yayın, İstanbul 2004
14) MEHMET ŞERİF FIRAT, Varto tarihi, Türk kültürünü araştırma Enstitüsü, Ankara 1983
15) İSMET İNÖNÜ, Hatıralar 2. Kitap; Bilgi Yayınevi 1987
16) ZINAR SILOPİ, Doza Kurdistan, Stewr Basımevi, Nisan 1969
17) Dr. NURİ DERSİMİ, Kürdistan tarihinde Dersim, Ani Matbaası, Halep 1952
18) NACI KUTLAY, 21. Yüzyıla girerken Kürtler, Peri Yayınları, 2011
19) TAHSİN SEVER, 1925 Hareketi Azadi Cemiyeti, Nübihar Yayınları,2018
20) M. MALMÎSANIJ, Çıra Dergisi, Sayı 1, Mart 1995
21) ŞEHMUS DİKEN, İsyan Sürgünleri, İletişim Yayınları, 2019
22) CEGERXWÎN, Hayat Hikayem, Evrensel Basım Yayın, 2003

Hûn dikarin van nivîsan jî bixwînin.

Osmanlı’yı kim, nerede sattı?-5

Mustafa Kemal Paşa’nın, 1918 temmuzunda, yani Birinci Dünya Savaşı’nın en kanlı döneminde cephede savaşmak yerine, …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir