Malper / Araştırma / Şeyh Said İsyanı’nda Çermik-I: Kıyam mı isyan mı?

Şeyh Said İsyanı’nda Çermik-I: Kıyam mı isyan mı?

 Geçen yıl, Çermikli Dr. Fuad ile ilgili hazırlamış olduğum kitap çalışması için Şeyh Said İsyanı’nı ya da Şeyh Said Kıyamı’nı enine boyuna araştırma imkânı bulmuş, ulaşabildiğim bütün kitapları okumuştum. Okuduğum kitaplarda Çermik ile ilgili çok az sayıda bilgi mevcuttu. Bu da Çermik’in isyanda aktif olarak rol almadığı anlamına geliyordu. Çermikli’lerde de keza bu olay ile ilgili çok az bilgi bulunuyor.

İki bölümden oluşan bu yazi serimizin ilk bölümünde; yıl dönümü vesilesi ile güncel olan Şeyh Said Olayı’na ikinci bölüme hazırlık olması için kısaca değineceğiz.
İkinci bölümdeyse Çermik’te yaşananları yazılı ve sözlü anlatımlarla ele almaya çalışacağız.
Yazıda, resmî tabir olan ve literatürde en çok kullanılan “isyan” kelimesini kullanacağım. Bu bir kıyam olmadığı manasına gelmiyor. Olay devlet tarafından çıkarına nasıl uygunsa o şekilde lanse edilmiştir. İrticai bir olay olarak lanse edildiği halde kıyam değilde isyan olarak değerlendirilmiştir. Bu iki adlandırma dışında farklı şekilde de adlandırılmıştır; Genç Hadisesi, Kürt ayaklanması, gerici ve irticai bir ayaklanma, Şeyh Said İsyanı, Şeyh Said Kıyamı vs. gibi. Buna biraz sonra değineceğiz.
Mahkeme tutanaklarında kıyam kelimesi de, isyan kelimesi de geçer. Şeyh Said bir kıyamdan bahseder. Bu konu ile ilgili mahkeme reisi ve Şeyh Said arasında geçen diyalog şöyledir:
-İsyan harekatını nasıl düşündünüz, nasıl buldunuz, sizi teşvik edenler mi vardı? Yoksa ilham mı vaki oldu?
– Haşa ilham. İlham vaki olmadı. Kitaplarda gördük. İmam ne vakit şeriatın ahkamını icra etmezse üzerine kıyam vaciptir. Hükumete şeriat meselesini anlatmak istedik. Hiç olmazsa bir kısmının icrasını talep edecektik. Allah’ın kaderi beni bu işe düşürdü. İçine bir düştüm, bir daha çıkamadım.
– Bu kıyamın hiç şartları yok mu?
– Bunun şartları nedir? Şartlarını bilmiyorum. Şer’an vaciptir biliyorum.
Bu halin imamdan vukuunda bir Müslüman kıyam mı eder?.
– Benim de niyetim böyle değildi. Bilmecburiye oldu.
Kıyamınızın esbabı nedir, onu söyleyiniz?.
– Şeriat meselesi. Bir de Sebilürreşad’ın yazdıkları hiddetimizi artırıyordu, bizi teşvik ediyordu. Biz bu fikri yazı ile halletmek için gidip münakaşai ilmiye yapayım dedim ve bazı rüfeka bulmak istiyordum. Fakat, kaderi ilâhi beni Piran’a sürükledi.
– Şeyh efendi bunları bırakın kıyamınızın sebeplerini muhtasaran söyleyiniz.
– Kıyamımızın esbabı Piran’da bir vak’a oldu, müsademe oldu.
Taraflardan mecruhlar oldu. Bu da bana atfolundu. Halbuki ben, mülazim efendiye üç kere rica ettim ve herifler telakı selase (üç boşanma) ile yemin etmişler, ısrar etmeyiniz, diye rica ettim. Sonra sekiz tanesini bırakmış iki tanesini tevkif etmiş.
– Piran ‘a gelmezden evvel de din meselesinden dolayı kıyamı tasavvur ediyordunuz değil mi?
– Kalbimde tasavvur ediyordum, lâkin muharebe suretiyle değil. Risale yazıp şeriat ahkamını tasrih edip kanunları da şer’a mutabık bir şekilde talep etmek istedik. Meclis-i Mebusana göndermek istedim.
– Ne için yapmadınız böyle .. Bir risale yazmadınız?
– Allahın kaderi bırakmadı Piran vak’ası çıktı önünü alamadık.
Kaynak: Ahmet Süreyya Örgeevren, Şeyh Sait İsyanı ve Şark İstiklâl Mahkemesi, Sayfa 188
Yukardaki diyalogdan anlaşılacağı gibi; Şeyh Said savaşarak değil risale yazarak kıyam tasavvur ettiğini fakat Piran olayından sonra bir işin içine düştüğünü ve içinden bir daha çıkamadığını anlatmaktadır. Bu resmi ifadesidir. Gerçek böyle midir, bilinmez. Ama olay patlak verdikten sonra işin rengi değişir. Artık savaşmak zorunda kalır çünkü başka seçeneği yoktur.
Resmî kayıtlarda isyan olarak anılmasının nedenini anlamak için bu olay patlak vermeden önce gelişen olaylara da göz atmak gerekir. Zira Şeyh Said’in de ilişki içinde bulunduğu Kürt aydınları bir isyan planlamaktadırlar. Dolayısıyla bu devlet tarafından bilindiği için, hadise isyan olarak ele alınıp değerlendirilir.
Cumhuriyet kurulduktan sonra hem “ulusalcı Kürt aydınları” hem de “islamcı Kürtler” yani şeyhler getirilen yasalardan rahatsız olurlar. Kürt örgütleri/cemiyetleri, salt milliyetçi bir söylem ile kitleleri mobilize etmenin zor olduğunun farkındadırlar. Bu yüzden bölgedeki din alimlerine ihtiyaçları vardır. Şeyhleri de yanlarına alarak daha kapsamlı bir isyan yapma niyetindedirler. Yeni çıkarılan din karşıtı kanunlar da bir nevi din faktörünü kullanmalarına ve şeyhleri yanlarına almalarına olanak sağlar.
Dini önderliklerinin yanısıra, şeyhlerin bilhassa Şeyh Said’in hayvan tüccarlığı yapmasından dolayı bütün bölge halkı ile iyi ilişkileri vardır. Halkı mobilize etmek için bölgedeki şeyhler, isyanı yönetmek ve strateji geliştirmek için de yüksek mevkideki tecrübeli subaylar düşünülmüştür.
Yusuf Ziya’nın kardeşi Rıza’ya çektiği bir telgraf yanlış anlaşılınca, İhsan Nuri ve arkadaşları dağlara çekilerek Beytülşşebap İsyanı’nı başlatırlar. Zamansız patlak veren bu isyana, örgüt üyeleri hazırlıksız oldukları için takviye gitmez. İhsan Nuri ve arkadaşları sınırın diğer tarafına kaçarlar. Bu telgraftan dolayı Azadi Örgütü’nün liderleri Yusuf Ziya Bey ve Cıbranlı Miralay Halit Bey tutuklanırlar.
Bitlis askeri mahkemesi bu konu ile ilgili Şeyh Said’in de ifadesini almak için davet eder. Artık devlet isyandan haberdardır. Kuşkulanan Şeyh Said, ne yapacağını bilmez ve Doktor Fuad’a nasıl hareket etmesi gerektiğini sorar. Dr. Fuad tavsiyelerde bulunur. Şeyh uygular fakat etrafına toplanan insanlar dikkat çeker ve olay Piran’da patlak verir.
Kürt aydınları yine hazırlıksız oldukları için bu kargaşada da aktif olarak rol almazlar. Bunu bizzat Azadi Örgütü’nün Diyarbakır üyesi olan Doktor Fuad ele geçen mektubunda anlatır.
Keza Azadi Örgütü’nün Diyarbakır üyesi Kadri Cemil Paşa (Zinar Silopi) de neden müdahil olmadıklarını kitabında şöyle yazar:
“8 şubat 1925 Tarihinde Türk karakol efradından bazılarının Piran’da öldürüldüğünün habereni Diyarbekirde işittiğimizde bu hususta bir şeyden haberi olmayan AZADI teşkiline merbut Diyarbekir şubesi efradı bizler vukuatin mahiyetini ve ne maksatla yapıldığını anlayamadık. Cemiyetin reisi Halit Bey Cibri ve nufuslu azalaı mahpus, cemiyet teşkilatının tamamlanmamış olmasından cemiyet kararı ile bu kıyam hareketinin yapıldığını çok uzak görüyorduk. Hayret ve tereddüt içinde idik. Hakikati hali öğrenmek için vukuat mahalline gönderdiğimiz adamın getireceği doğru haberi beklerken kürtçü olarak tanınmış arkadaşlarla beraber tevkif edildim. ” Kaynak: Zinar Silopi, Doza Kurdistan, Sayfa 92
Kadri Cemil Paşa ve diğer örgüt üyeleri, Azadi örgütü’nün yapılanması tamalanmadığı için ve önde gelen lider kadrolar tutuklu bulunduğu için, bu “kıyam” hareketinin örgüt kararı ile yapılmadığını düşünüp, harekete geçmezler. Daha sonra ise tutuklanırlar. Dolayısıyla Şeyh Said ve müritleri yalnız kalırlar. Bütün yük, askeri hiç bir tecrübesi bulunmayan Şeyh Said’in ve kürt beylerinin sırtına biner. Bu yüzden her iki rolü de Şeyh Said üstlenmek zorunda kalır.
Doktor Fuad’ın yakalanan mektubuna göre; Şeyh Said Suriye’deki Kürt İstiklâl Komitelerinin emri ile hareket etmiştir. Burada bir tutarsızlık olduğu kesin. Çünkü madem öyle, neden Azadi üyeleri bundan haberdar değiller? Yoksa bu, Doktor Fuad’ın bir tahmini mi?
“Havadisi mahalliye: Aylardan beri ciddiyetle faaliyete geçen Bağdat ve Musul’daki Kürt istiklal komitalarının emir ve işaretiyle Hınıs şey­hi Şeyh Efendi ref’i livayı isyanla Hani, Lice’ye kadar geldi. Şimdi vilayetinin sekiz dokuz saatlik şimalinde harp oluyor. Allah encamını hayretsin.”
Kaynak: Ahmet Süreyya Örgeevren, Şeyh Sait İsyanı ve Şark İstiklâl Mahkemesi, Sayfa 107
En çok dile getirilen savlardan biri de; İsyanın hazırlıksız patlak verdiğidir. Zira anlatılanlara göre Kürt aydınlarının 1925 yılının bahar aylarında bir isyan yapma niyetleri vardır. Yani Nisan-Mayıs aylarında yapılması planlanan isyan, Şubat ayında patlak verir. Bu iki-üç ay, söylenildiği gibi aylar hatta yıllardır hazırlığı yapılan bir isyanın hazırlığına ne kadar katkı sağlayabilirdi acaba diye sormadan edemiyor insan.
Bana göre isyanın başarısız olmasının nedeni hazırlıklar değil, liderlik edecek olan Yusuf Ziya Bey ve Cıbranlı Miralay Halit Bey gibi subayların tutuklu olmasıydı. Bunu, hadiseden sonra yurt dışına kaçmayı başaran ve olayda aktif olarak rol alanlar ile bizzat sohbet etme imkanı bulan Kürt Şair Cegerxwîn şöyle yazar:
“Öte yandan kanaatimce Şeyh Said de, bu işin erbabı değildi ve bu ağır yükü kaldıracak özellikleri yoktu. Şeyh Said ve arkadaşları, savaşçılarına askeri taktikleri kavratmaktan yoksundular. Bu nedenle stratejik yerleri ele geçirememiş, ele geçirdiklerini de koruyamamışlardı.”
“Hareketin içinde askeri taktik ve stratejileri bilen kişi yoktu. İsyana önderlik edenlerin tümü ağa, bey veya şeyhti. Siyaset ve taktik bilgilerinden yoksundular, Emere Faro, Cibranlı Kasım Bey, Hanili Salih Bey, Liceli Hakkı Bey, Yado, Sadun, Cemile Şeyda, Şeyh Abdurrahim, Harputlu Şeyh Şerif ve Çan şeyhleri gibi Kürdistan hanedanlarının isyana katıldıkları ve kendi bölgelerinde isyana önderlik ettikleri doğrudur. Ama bunlar, siyasi ve askeri stratejiler ile taktiklerden habersizdiler.” Kaynak: Cegerxwîn, Hayat Hikayem, Sayfa 155 -160
Patlak veren olay fırsat bilinir ve Kürt aydınları tutuklanırlar. Genç Hadisesi olarak anılan isyan, Genelkurmay Başkanlığı’nın 30 Nisan 1925 tarihinde hükümete gönderdiği bir teskere (No: 1835-2270) ile artık Şeyh Said İsyanı yani “gerici ve irticai bir ayaklanma” olarak lanse edilir.
Hükümet gereğini yapar ve o günlerde meşgul olduğu Musul ve Kerkük meselelerine, yani Sevr anlaşmasına bir gönderme yapılmaması ve sıkıntı yaratmaması için, bakanlar kurulunu acilen toplar. Dönemin Başbakanı, İnönü’nün, Bakanlar Kurulu kararıyla basına “gizli” kaydıyla gönderdiği genelgede şöyle yazar:
“Yüce Genelkurmay Başkanlığı’ndan gelen 30 Nisan 1341 (1925) tarih ve 1835-2270 numaralı teskerede son isyan ve irtica olayının basınımızda ve özellikle İstanbul basınının büyük bir kısmında bir Kürt ayaklanması şeklinde gösterilmesi, iç ve dış düşmanlara propaganda zemini teşkil etmekte olduğundan ve esasen sınırlı bir sahada, çeşidi amaçlar ve aldatmalar neticesi oluşan olayın büyütülmesi uygun olmadığından; isyanın ayrımcılıktan ziyade, irticai cehalet ve aldatma neticesi olduğu zemininde yayın yapılması için gereğinin yerine getirilmesi teklif olunmuştur.
Keyfiyet, Bakanlar Kurulu’nun 3 Mayıs 1341 (1925) tarihli toptantısında görüşülmesi esnasında genel ve tertip olunmuş bir irticanın görünümü olduğu tespit ve malum olan hadisenin, basında Kürt sorunu şeklinde yansımasının gerçekte mutabık olmadığı kadar siyaseten de sakıncalı olduğundan, keyfiyetin bu açıdan yayılması için Dışişleri Bakanlığı’na tevdii münasip görülmüştür.”
Kaynak: Ahmet Kahraman, Kürt İsyanları, Sayfa 75-76
Devletin Kürt İsyanı olarak adlandırdığı olay basında artık irticai bir olay olarak yazılır.
Kenan Esmer
(Bu araştırma yazısı Kenan Esmerin facebook sayfasından alınmıştır.)

Hûn dikarin van nivîsan jî bixwînin.

Kürtçe Dergicilik – Dawid Yeşîlmen

Dergiler 20. yüzyılın başlarından bu yana Kürtçeyi arşivleme, geliştirme ve olgunlaştırmanın aracı eserler olmalarının yanı …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir