În , Sermawêz 22 2019
Destpêk / Wêje / Hevpeyvîn / Kürtçe kefeni yırttı ama şahlanacak mı?
Abdullah Keskin

Kürtçe kefeni yırttı ama şahlanacak mı?

Maddi zoruluklar, basacak içerik dolgunluğuna sahip kitap sıkıntısı, okur bulamama gibi sorunlar yüzünden yüzlerce yayınevi kapanıyor her sene. Türkçe yayıncılıkta bu sorunlar varken Kürtçe yayıncılık daha da zor şartlar altında ayakta kalmaya çalışıyor. Kürtçe kitap basmanın yasak olduğu dönemlerde yani 1995 yılında kurulan, hiçbir parti ya da cemaate yakınlık kurmadan, bağımsız ve kaliteli yayıncılığıyla beğenilen bir yayınevi haline gelen Avesta Yayınevi 21. yaşını kutluyor. Nokta, Avesta Yayınevi’nin kurucularından Abdullah Keskin ile hem Avesta’nın hikayesini hem de Kürtçe yayıncılığın geçirdiği aşamaları ve sorunları konuştu.

Avesta, Türkiye’de ilk Kürtçe kitap yayınlayan yayınevlerinden birisi ve en fazla Kürtçe kitap yayımlayan yayınevi aynı zamanda. 1995 yılında Abdullah Keskin, Ruken Bağdu ve Songül Duraker tarafından kurulan yayınevi, bugüne kadar 600 civarında Kürtçe, Türkçe ve ve diğer dillerde kitap bastı. Edebiyat, siyaset, Ortadoğu, tarih, şiir gibi alanlarda kitaplar yayımlayan Avesta için yayıncılığın en önemli kıstası ise eserlerin nitelikli olması. Yayınevini ilk kurduklarında büyük sorunlar yaşadıklarını kaydeden Abdullah Keskin, “Kürtçe kefeni yırttı ancak şahlanışı olacak mı? Onu bilemiyorum” diyor.

KÜRTÇE ŞİİR YAYIMLANINCA KIYAMET KOPTU

İstanbul’da kurulan Avesta için konuşan Keskin, “Biz Türkiye’deki yayıncılık piyasasının bir parçasıyız. Aslında İstanbul’un Kürt kültür çalışmaları için çok öneli bir yeri var. Kültürel alanda gerek Kürtçe olsun gerekse Kürtlerin Türkçe yaptığı işlerde olsun, İstanbul bir başkent olmuştur. İlk gazete burada çıkmış, ilk dernek burada kurulmuş, ilk kitap burada basılmış.

Yani Diyarbakır ya da Erbil gibi şehirlerde değil. Ama özellikle Cumhuriyetin kuruluşundan sonra Kürtçe çalışmalar bıçak gibi kesilmiştir. 1920’lerden 1960’lara kadar Kürtçe tek bir satır bile yazılmasına müsade edilmemiştir. 1959’da Musa Anter, İleri Yurt diye mizahi bir dergi çıkarıyor. Orada Qimil diye bir şiir yayınlıyor. Qimil doğal bir olayı anlatıyor. Ve kıyamet kopuyor. Cumhuryet Gazetesi bile manşet atıyor: Diyarbakır’da Kürtçe şiir yayımlandı diye… Musa Anter yargılanıyor. Yanılmıyorsam o şiiri yayınladığı için de ceza alıyor.

Ama 60’tan 91’e kadar zaman zaman Kürtçe ile ilgili girişimler olmakla birlikte -ki bunlar siyasi örgütlenmelerin eşliğinde olmuş- Kürtçeye fazla yer verilmediğini görüyoruz. 80 Darbesi’nden 91’e kadar Şark Islahat Planı’nından kalma bir kanun gündelik hayatta bile Kürtçeyi yasaklıyordu. 91’de Turgut Özal bunu kaldırdı. 91’de kalkan Kürtçe yayın yasağı değildi. Kürtçe konuşma yasağı kalkıyordu. Şimdi çarşıda, pazarda ve evde bir dili yasaklamak anlaşılabilir bir şey omadığı için, 91’de kalkan yasak Kürtçe yayın yasağı kalktı şeklinde algılanıldı. Devlet de buna göz yumdu. Çünkü savunulacak bir tarafı yoktu. Ondan sonra art arda Kürtçe kasetler, dergiler, kitaplar yayımlanmaya başlandı. Başlarda biraz yasaklama yoluna gittiler. Sonra daha karmaşık bir hale getirildi. Çünkü bir dili yasakladığında onun meşruiyetini de tanıyorsunuz. Çünkü mahkemeye vereceksin, yargılayacaksın, tercüman çağıracaksın. Bir süre sonra görmezden geldiler” diyor.

İLK KÜRTÇE METNİ MECLİSTE GÖRDÜM

Avesta’nın hikayesini anlatan Keskin, “Bizim Avesta 95’te kuruldu. 4 kitapla başladı. 2002’ye kadar kitaplarımızın yarısı Kürtçe idi. Ama 2002’ye kadar olan durum yasal değil fiili bir durumdu. Yani herhangi bir savcı bir kitabı sırf Kürtçe diye toplatabiliyordu. Sonuçta bugün de bu durum değişmedi. Yayıncısı, yazarı ve okuru başta olmak üzere hepsi ümmi. Ortadoğu dilleri için çok önemli olan 20. yüzyıl Kürtçe için boş geçmiştir. Ben mesela ilk kez yirmili yaşlarımda bir Kürtçe metni gördüm. ANAP Milletvekilinin kartıyla Meclis kütüphanesine girdik ve orada Meclis kütüphanesinde gördüğümde çok şaşırmıştım. Kürtçe alfabeyi ilk kez görmüştüm.

Sonra İstanbul’a geldiğimizde Musa Anter’i ve diğer Kürtçe yazan insanları gördük. Hiçbirimizin birbirbirinden haberi yoktu. Daha yeni yeni Celadet Bedirxan’ın çalışmaları ortaya çıkıyor. “Kürtçe Gramer”, “Hawar” gibi şeyler son 10 yılda gündelik hayatımıza girmeye başladı. Kürtçe aslında dünyanın çok az yerinde örneğine rastlanılacak bir mucizevi süreçten, sınavdan geçti. Çünkü Cumhuriyet tarihi boyunca ‘dilkırım’ yani diljenosidi diye adlandırılan politikalara maruz kaldı. Neredeyse yüzyıl boyunca yasaklı bir dil olarak kaldı. Bugün bu dilde yayın yapıyoruz ve zorluklarını önemli ölçüde aştık” diyor. 

KÜRTÇE BİR KİTABIN TÜRKİYE’YE GELME SERÜVENİ

İnternetin öne çıkmasıyla Kürtçe yayıncılığın rahatladığına dikkat çeken Keskin, “Mesela 20-25 yıl evvel bilgisayar yaygın değildi. İnternet yoktu. Bunların olması bizi çok rahatlattı. Mesela Suriye’nin Kamışlo kentinde bir yazar bizi aradı. Celadet Bedirxan’ın Fransızca olan bir broşürü elinde imiş. Bize ulaştırmak istiyordu. Ben Nusaybinliyim. Normalde Nusaybin ile Kamışlo bitişik yerler. Tel örgüden atlayıp gidebiliyordun Kamışlo’ya. O adam o broşörü kaçak yollarla Şam’a götürdü. Şam’dan kaçak yollarla Beyrut’a gönderdi. Beyrut’tan posta ile Almanya’ya gönderdi. Almanya’ya İstanbul’dan başka bir adres verdik. Çünkü polis el koyuyordu. O adrese geldi. Biz 97’de o kitabı Fransızca ve Türkçe olmak üzere iki dilde yayınladık. Şuanda böyle bir sorun olmaz. Çünkü bir saniyede e-mail ile dijital ortamda size bir örneğini gönderebiliyorlar” diyor.

KÜRTÇE KEFENİ YIRTTI AMA ŞAHLANACAK MI?

Kürtçe basılan kitapların henüz geniş kitleler tarafından okunmadığına vurgu yapan Keskin, “Kürtçe henüz dar, biraz entelektüel kesim, okuma yazma ile ilgili ve daha çok kültürel alanla sınırlı. Hala ticaretin dili değil, eğitim dili değil. Çok ciddi kitle iletişim araçları yok. Televizyonlar var ama onların çoğu propaganda  gibi işler yapıyorlar. Yani Kürtçe kaybolmaktan kurtuldu ama hala çok geniş kitlelerin kullandığı bir dil haline gelmedi. 10 milyondan fazla insan Türkiye’de bunu konuşuyor. Bu BM’ye üye bir çok devletin nüfusundan fazla ama halen sorunlu bir konumda. Yani kefeni yırttı ama ne kadar ayağa kalkacak, ne kadar şahlanacak? Onun bir kısmını gerçekleştirdiğini söyleyebiliriz. Yani 20-25 yılda belli bir temel birikim oluştu. Ama bir dili 21. yüzyılda yaşatacak kadar bir durumda olduğunu da söyleyemem” diyor.

SIRF KÜRTÇEDİR DİYE OKURA BENİMSETEMEZSİNİZ

Günümüzde Kürtçe kitap yazma piyasasına değinen Keskin, “Diğer yayınevleri ilgili konuşmak benim için zor. Biz başından beri hiçbir zaman bir şey sırf Kürtçe diye ya da bizim anlayışımıza yakın diye önplana çıkarmak istemedik. Mesela 2000 yılına kadar biz bu ülkede hakkında en fazla dava açılan yayınevlerinden olmamıza rağmen hiçbir zaman bunlarla önplana çıkmak istemedik. Çünkü burası bir yayınevi. Biz matbaa değiliz.” diyor.

“YAYINCLIKTAKİ BOŞLUKLARI DOLDURUYORUZ”

Yayıncılıkta boşluk gördükleri alanlarda kitaplar yayımladıklarına dikkat çeken Keskin, “Mesela çcoukluğumda Yezidilerle bir arada idim. Şimdi Yezidiler, Asuriler, Süryaniler, Keldaniler  var. Bunların dinsel, mezhepsel olarak çok büyük farklılıkları var. Avesta’yı kurar kurmaz ilk yayımladığımız kitaplardan biri Ninova’nın Yakarışı, Mar Şimon’un kardeşinin hatıraları… Kürt lider Simko tarafından öldürüldü Mar Şimun. O kitap Süryani bakış açısıyla yazılmıştı. Bir takım Kürtlerin hoşuna gitmemiş olabilir. Mesela Kürdistan’daki Hristiyanlar kitabımız matbaada şu an. Dini azınlıklar o kadar çok ki. Bunlara ilişkin çalışmalar da yayınlıyoruz. 97’de bu alanlarda uzman kişilere mektuplar yazdık ve telefonlar ettik. Yezidiler’e ait bir literatür oluşturmak istiyoruz. Hangisinden başlayalım diye sorduk. O zaman 3 kitap öne çıkmıştı. John S. Guest’in Yezidilerin Tarihi,  Roger Lescot’un Yezidiler ‘i idi. Zaten Lescot diplomat idi ve bu kitap Şengal’de bir alan çalışmasını konu ediniyordu. Birde Philip G. Kreyenbroek Yezidi kutsal metinleri vardı. Şuanda Yezidiler ile ilgili kitabımızın sayısı 10-20 kadardır. Basın tarafından kitaplarımız okunuluyor ve yararlanılıyor” diyor.

ÇATIŞMALARIN OLDUĞU DÖNEMDE KİTAPLARIMIZI SATMIYORLAR

Türkiye’de Kürtçe yayıncılığın kendine özgü bazı sıkıntılarını dile getiren Keskin, “Türkiye’deki normal bir yayınevinden bizi ayıran bir kaç şey var. Birincisi Kürtçe olması.  Bir de dağıtım sorun oluyor. Biz kapı çalıp kitap satmıyoruz ve dayanışma gecesi filan da yapmıyoruz. Prensip olarak buna karşıyız. Bizim satılan kitaplar bildiğin kitapçıda satılıyor. Devletin yasakladığı bir dil olduğu için sokaktaki insanlarda bile bir öryargı oluşturulmuş. Mesela çatışma dönemlerinde bazı büyük kitabevlerinde dağıtımımız tamamen durma noktasına geliyor. Kürtçe değil Türkçe kitaplarımız da bile oluyor. Konuştuğumuzda ise bize açıkça söylüyorlar. ‘Müşteri gelip müdahale ediyor. Bu kitabı kaldırın burdan’ diyorlar. Bu normal bir yayınevinin karşılaşabileceği bir sorun değil” diye konuşuyor.

EMNİYET’TE GENİŞ BİR ARŞİVİMİZ VAR!

Devletten hiçbir destek almadıklarını anlatan Keskin, “Ama binlerce kitabımıza ya yasaklama gerekçesiyle el koymuşlar, ya da yurt dışından geliyor diye el konuluyor. Mesela Emniyette çok iyi bir arşivimiz var. Bir kütüphane oluşturacak kadar kitabımız emniyette duruyor. Avesta kitapları değil Avesta’ya gelen ve basılacak kitaplar. Yurt dışına gittiğimde Kürtler ile ilgili eski yeni ne kadar kitap varsa topluyorum. Bunları yanında taşıman mümkün değil getirmen de mümkün değil. Posta ile gönderiyoruz. Kitaplar buraya Topkapı’ya geliyor ve orada takılıyor. Gümrük harcını veriyorsun. Paketini teslim etmek üzere iken polis seni alıyor emniyete götürüyor. Bizim onlarca defa böyle oldu. Bizim yüzlerce kitabımız emniyette var. 2005-2006’ya kadar bu sürdü. Şuan ise artık bu yok. İnternet yoluyla dosyalar bize geliyor” diyor.

KÜRTÇE KİTAPLAR NE KADAR SATILIYOR?

Kürtçe kitapların alıcı bulmakta zoruluklar içinde olduğunu da kaydeden Keskin, “Kitaplarımızın baskısına gelirsek. Tam sayısını bilmiyorum ama 50-60 arasında kitabımız en az 2 bin ve üzeri basılmış. Kürtçe basılanlardan bahsediyorum. 2 bine Kürt yayıncıların inanması biraz zor. Bu sayı 2 bin ile 8 bin arasında değişiyor. Mesela 96’da basmışız 2 bin adet, sonra bin adet ve ısrarla arkasında durunca bu artıyor. Ancak Kürtçe’nin 10 bin satışı bile olsa ticari olarak pek bir cazibesi yok.

Çünkü bir yayıncı oturur 6 ayda ne kadar sattı diye bakar. Ancak biz 6 yılda 16 yılda ne kadar dağılır diye bakıyoruz. Ticari hesap yapsak o kitapların çoğunu basmamamız lazım. Taşıma suyla değirmen dönmüyor. Biz sponsor gibi şeylere pek heves etmedik. Okura güvendik. 20 yıl geçmesine rağmen okurumuz bir şekilde korundu. Sayı azalmadı hatta arttı. 20 yıl önce yılda 30-40 kitap yayınlanıyordu. Ama şimdi yılda 300 civarı Kürtçe kitap yayınlanıyor. Bir kısmı hiç dağılmıyor belki. Ama geçmişle kıyaslarsan çok ciddi bir artış olduğunu söyleyebiliriz. Ama dünyadaki herhangi bir örnekle kıyaslarsan çok kötü olduğu söylenebilir. Çünkü Kürtçe yayınlanan tüm kitapların sayısı bir popüler kitabın baskı sayısını geçmiyor” diyor.

“MEHMET UZUN’U BASTIĞIMIZDA KELEPİRDEYDİ”

Kürtçe yayıncılıktan çok kaliteli Kürtçe yayıncılığı amaçladıklarını belirten Keskin, Kürtçe’nin bazen istismar edildiğini de belirtiyor: “Ben hiçbir zaman ‘aa Kürtçe kaybolmakla karşı karşıya’ demiyorum. Bu seni sorumluluktan kurtarmaz. Hangi dil olursa olsun eğer edebiyat diyorsan yayınladığın roman, şiir, öyküdeki ölçüt edebi nitelik olmalıdır. Sırf Kürtçe diye bunu isitsmar konusu yapan çok kişi var. Kürtçe bilmeyenler mesela Avesta’nın şiir konusundaki yorumunu merak edenler Türkçe şiir dizimize bakabilir. Ya da Modern Ortadoğu Edebiyatları’nı kapsayan bir dizimiz var. Onlara bakıp fikir edinebilirler. Mesela biz Mehmed Uzun’u yayınladığımız da Mehmed Uzun henüz çok tanınmıyordu. Bizden önce yayınlandı ve kelepirde duruyordu kitabı. Biz kelepirdeki kitabı yeni tasarım ve yeni kapakla basıp yayınladık ve ardarda baskı yaptı”.

NOKTA | Maaz İBRAHİMOĞLU

Derbar Ridwan Xelîl

Avatar
Ji nisêbînê ye. Rojnamegerî, Weşangerî, Grafîkerî û televîzyongerî kiriye. Li îzmîr, Stanbol, Mêrdîn û herî dawî li Enqereyê jiyaye.

Dikarê vê jî bixwênê

Zimannas Elî Paksirêşt: Kurdên soran kar dikin û yên kurmanc jî tenê sloganan didin

Metirsiya li ser kurdî roj bi roj zêde dibe.  Pisporên zimên di wê baweriyê da …

Bersivekê binivîsin

Your email address will not be published. Required fields are marked *