Yekşem , Qanûn 8 2019
Destpêk / Dîrok / I. Dünya Savaşı Sonrası Kurulan Kürt Cemiyetleri-İbrahim Sediyani

I. Dünya Savaşı Sonrası Kurulan Kürt Cemiyetleri-İbrahim Sediyani

Birinci Dünya Savaşı (1914 – 18) sonrasında Osmanlı topraklarında, Kürtler tarafından Cumhuriyet’in kuruluşuna (1923) kadar, ikisi 1918 yılında, ikisi 1919 yılında, biri 1920 yılında, biri de 1921 yılında olmak üzere 6 cemiyet, bir de yine 1919 yılında olmak üzere bir siyasî parti ve yine aynı yıl bir kulüp kurulmuştur.

Bu yapılanmalar şunlardı:

– Kürt Tamim-i Maarif ve Neşriyat Cemiyeti (= Kürt İlimleri ve Yayınları Yaygınlaştırma Cemiyeti) → 1918

– Kürdistan Teali Cemiyeti (= Kürdistan İlerleme Cemiyeti) → 1918

– Kürt Teali Nisvan Cemiyeti (= Kürt Kadınları İlerleme Cemiyeti) → 1919

– Kürt Teşkilât-ı İçtimâiye Cemiyeti (= Kürt Toplumsal Örgütlenme Cemiyeti) → 1919

– Kürt Millî Fırkası (= Kürt Millî Partisi) → 1919 (cemiyet değil parti oluşuna dikkat!)

– Kürt Kulübü → 1919 (cemiyet değil kulüp oluşuna dikkat!)

– Kürdistan Cemiyeti → 1920

– Kürdistan İstiklâl Cemiyeti (Azadî) → 1921

Şimdi bu yapılanmaları sırasıyla tanıyalım:

Kürt Tamim-i Maarif ve Neşriyat Cemiyeti

1918 yılında kurulan “Kürt Tamim-i Maarif ve Neşriyat Cemiyeti”nin adı Arapça’da“Kürt İlimleri ve Yayınları Yaygınlaştırma Cemiyeti” anlamına gelmektedir. İstanbul’da kurulmuştur. (1)

Cemiyetin başkanı, Van’ın Mûks (Bahçesaray) ilçesinden Hamza Bey’dir. Cemiyetin en önemli etkinliklerinden biri, Ahmedi Xanî’nin “Mem û Zîn” adlı ölümsüz eserini ilk kez kitap olarak İstanbul’da yayınlamasıdır. (2)

Mûkslu Hamza Bey

O dönemde yayınlanan “Jîn” (= Hayat)dergisinde, cemiyetin kuruluşu şu şekilde haber yapılıp duyurulmuştur:

“Kürt dili, tarihi ve coğrafyası ile iktisad ve sosyolojisine ilişkin incelemelerde ve yayında bulunmak ve Kürtler arasında muâsır ilimleri yaygınlaştırmak üzere, Kürt Tamim-i Neşr-i Maarif Cemiyeti adıyla bir ilim cemiyetinin kurulması hakkındaki hazırlıklar son bulmuştur.” (3)

Cemiyet, “Jîn” dergisinin başka bir sayısında ise bir beyanname yayınlar:

“Cemiyetimizin teşekkülünden maksad, yalnız mesaî-yi siyasîye ile idame-i mevcûdîyetine imkân tasavvur olunamayan milletimizi, istikbale mâtuf ve tamamıyle ilmî bir esas dahilinde asrî kabiliyetlerle techizdir.

Filhakika bu nokta-i nazardan, bedbaht durumdaki Kürt kavmi, yirminci asr-ı terakkîde ağlanacak, şînaver bir vaziyete maliktir. Yarınki cidal ve rekabet sahasında hak ve hayatına tevcih edilecek mühacemât-ı imhakârâneye karşı silâh-ı müdafaadan bilküllîye mahrumdur.

Evlâd-ı Adem’in küşad ettikleri râyât-ı millîyet altında, – tesadüfün asırlarda birden ancak akvamın pîşgâh-ı istifadesine vaz’ettiği – fırsatlardan hisse-i intifaını koparmaya şitaban oldukları bir devirde, ne elîm su-i talihtir ki, bizler, müvacehe-i medeniyette iddia-i istihkak edebilmek için çok ve büyük müşkilâta mâruz kalıyoruz.

Diyorlar ki milletlerin berat-ı hak ve istihkakı, cereyan-ı asra hempa bir lisan ve tarihe, bugünkü mânasıyle millî müesseselere malikiyettir.

Adaleti tevzî eden dar-ı hak ve emane duhûlü temin edebilen nişan-ı ruhsat, varak-ı hüviyet yalnız bunlardır.

Cahilâne ve müfrit iddialardan sarf-ı nazarla itiraf edelim ki Kürtlük’ün bu cihetteki noksanı azîm ve elîmdir.

Böyle olmakla beraber, vehle-i ûlâdâ büyük görünen şu noksan, hakikî olmaktan ziyade zahirîdir. Çünkü bugün bir hazine-i telifâta malik bulunmamak felâketi, Kürtler’e göre ğayr-i kabil-i tâmir bi ziyan teşkil etmekten çok uzaktır. Milletin kabiliyât-ı hulkiyesi, lisanın vus’atı, kavaid-i sarfıye ve nahviyesinin irae ettiği kemâl ve intizam, onu, az bir himmet ve zaman sarfıyle, elsine-i hazıranın ekserine nasib olmayan bir paye-i tekemmüle irkaya müsaid bir haldedir. 

Milletlerin şu ihtiyar toprağa aid mesaîye hitam vererek semalarla uğraşmaya başladıkları asırlarda medeniyet-i beşeriyenin ilk temeltaşı olan lisanla, onun tanzîm ve tensîki ile uğraşmak fecîdir. Fakat bu noksanı, sevad-ı âzam-ı millete tahmîl ederek onlan mes’ûl tutmak, bu yüzden hukuk-ı insanîye ve tabiîyelerini tahdîd veya gasbe kendinde bir hak görmek, şîme-i adalet ve insanîyetle istihzâdan başka birşey değildir.

Evet, bugünkü haliyle dahi akvam-ı hazıra lisanlarından ekserine iddia-i rüchan edebilecek bir vus’at ve mükemmeliyete malik dilimizi, muktaza-i asra muvafık bir şekilde tedvîn edemediğimiz, bir hakikat, hem de acı bir hakikattır. Ancak, daha bir asır evvele kadar feyizbar bir inkişaf-ı edebiye malik olduğunu bizlere intikal edebilen klasik müellefâtından istidlâl ettiğimiz Kürt lisanı, baht-ü talihin müsaadesizliğine inzimam eden bazı avamil-i inhitat elinde bugünkü vaz-ı tereddîye biliztırâr dahil olmuştur.

Onun hal-i mâzisine karşı tevcih edilen haksız hücûmlara en birinci silâh-ı müdafaası, kudret-i tekâmülünü sıfıra indiren o müessirâtın devir devir her millet tarih ve hayatı üzerinde aleniyen icra-i faaliyet etmiş olmasıdır, ki o da, kuva-i millîyeyi yed-i tağallüblerinde tutan ulemâ ve ümeranın, ihtilâf-ı turuk ve mezaib ve tatmîn-i hırs-ı hakimiyet gibi esbab-ı şikak ve nifakı cerr-i menafıe vesîle ittihaz etmekle asa-i millîyeti inşikak ettirmelerinden ibarettir.

Menaf-i şahsîyelerini milletin itaat-i mutlaka ve binaneleyh cehl-i amîkinde arayıp bulan bu iki zümre, bütün kudret-i faaliyetleriyle, kitle-i millet arasında mevcudu idame ve yeniden icad ve ikame sur’etiyle, âdad-ı nifakı aleddevam eksîr ettiler.

Her nerede bir parça nûr, bir ufak emare-i felâh gördülerse oraya savlet etti; ellerinde tuttukları ve yalnız mahv û tahrib yolunda kullandıkları kör ve kara kuvvetle her teşebbüsü imha ve her lem’âyı itfâ eylediler. Analarından, ellerinde, zavallı milletin sırtından istîfa-i istihkak edecek birer ferman-ı muvâsât ile doğduklarına kail bu yadigârlar, bâtılın teyîd-i hükümranîsi için hakkın zulûmât-ı cehl içinde boğulmasını, milletin tam mânasıyle behimî bir hayatla imrar-ı zendegânîsini teşvîk eyledi ve muvaffak da oldular.

Büyüğe itaati en ğayr-i kabil-i feramûş ve şayan-ı imtisal bir anane sûretinde tebcîl eden terbiye-i millîye, hamele-i ulûme hürmet ve inkıyadı erkân-ı imandan addettiren telkinât-ı dînîye, Kürd’ün saf ve samimî vicdan ve muhîtinde öyle bir tarz-ı kabule mazhar olmuştu ki, en barîz hakikatleri bağıran sada-i îkaz, hiç bir kulakta bir zerre in’ikâs tevlîd etmeden sönüyor ve ekseriya kailinin cebhe-i ismet ve imânına kızgın ve fakat kara bir damga-i küfr-ü lânet dâvet etmekten de halî kalmıyordu.

İşte Kürt bugüne kadar, pek ince ve avamfirîb bir tarzda tertîb ve tatbik edilen, icâbından en ağır ukubât-ı dünyewîye ve uhrewîye ile de teyîd ve tahkîm edilegelen bu şebeke-i dalal ve iğfalin daire-i teng û tarında esir ve habersiz yaşadı; ne lisan ve ne tarihini, ne de hayatını düşünemedi; beşeriyeti evc-i âlâ-i saadete çıkaran harekât-ı umran û irfanı görmedi, göremedi; gözü bağlı, beyni kilitli, inkıraz uçurumu kenarında cehîm-i mev’ûde doğru koştu. Nihayet, hamza-i hakikate çarpan başı elleri içinde, mütehayyır, endişenâk bir halde, işte şimdi bir parça düşünmek, biraz etrafı tedkîk û temâşâ etmek ihtiyacını hissetti.

İlk dakika-i bidarî, ona, neşr-i hakaika muktedir olduğu kadar setr-i hakikate de vasıta olabilen velvele-i matbuât arasında kendi sesinin hiç çıkmadığı, en kudsî haklarının böyle bir dellâl-ı müdafaadan mahrumîyet dolayısıyla düçar-ı zıya olduğu netice-i müdhişesini öğretti. O, bu kadar fecî ve hayatgüzar tecarüb-i güzeşteden bir ders-i ibret bidayette noksanı anlar gibi oldu.

Bütün mesâil-i asrîyenin medar-ı hall û akd-ı medenîyet-i hazıranın matalıb-ı ictimâîyesine muvafık teşkilât icrasıyle Kürt, mevcudiyet-i hayatiyesine savlet eden mehalik-i müstakbeleye karşı koymak istedi. Zannolunurdu ki, masaîb-i güzeştenin meşûm dâîleri, bir deri ve kemikten ibaret kalan bûnye-i millîden hakk-ı (!) intifâ’larını artık aramayacaklar; düne kadar mahsul-i mesaîsine vâzı’ülyed oldukları canlı sefalet iskeletlerini bu defa âtiyen yine görmek üzre, kabil-i teneffû bir vaz û hale koymaya çalışacaklar.

Heyhat! Kemîngâhında sayd-ı fırsata murtakıb ve bu intifâ’dan dört yıldan beri temadî eden bir mahrumiyetin verdiği şiddet-i iftiras ile hücûma başlamış tatlı hülyâları, millet ve millîyet etrafında görülen rengîn rüyâları bir hamlede perişan ve sernugûn kılmıştı. Uzun senelerin bar-ı fesâdını hâmil, mütezellîl bir hayat-ı tebaîyetin sürüklediği heyakîl-i riyâ âlûd, mütebasbıs tebessümlerle, zincir-i itaatin halkalarını arttırmaya başlamışlardı.

Samîm-i vicdandan akseden bir duygu ile, seyyiât-ı maziye defterlerine intikali zannolunan eski lakaydî ve ihmallerin, fiilî mümanaatlerin yine îras-i hasar, tahrib-i âmâle başladığına mü’lim birçok kanaatler fedasından, kıymetli zamanlar zıyaından sonra iman eden münevveran-ı millet, istikbâlin karanlık girdabları içinde kaynamaya namzed Kürt varlığını kurtaracak tedabîre bilâ perva tevessülü kararlaştırdılar.

Bu âzimane ve fakat pek korkunç müşkilâtla mali karardan, ‘Kürd Tamim-i Maarif ve Neşriyât Cemiyeti’ meydana geldi. Şeref-i muhatebelerine mazhar olduğumuz bütün milletdaşlarımızı aynı emel ve his ile müteharrîk görmek bize en kuvvetli teşvîk vesailini ihzar ettiğinden, cemiyeti, kavî bir itmi’nan ile huzur-i millete takdim edebilmek cesaretine malik olduk. Cemiyetin hudud-i faaliyetini tayin ederken, teşrîk-i mesaî ve izaa-i kuvvet ve zamandan başka mahsul vermediği kiraren tecrübe edilmiş bulunan siyasî çalışmaların netayic-i menfiyesini nazar-ı intîbahe alarak, tamamen ilmî ve katiyen gayr-i siyasî bir programın saha-i fiile ihracını hedef-i mesaî ittihaz etmeye karar verdik.

Bizden evvel aynı ihtiyacı idrak ve bu uğurda fedakârane bezl-i mesaî eyleyen milletdaşlarımızın zikr-i cemilini yâd ve onların devam-ı faaliyetlerini kesr û ibtal eden avamilin bize de pabend-i muvaffakiyet olmaması dûâsını dermiyan ederek şunu arzedelim ki, irşâd ve muavenetlerine eşedd-i ihtiyac ile muhtac bulunduğumuz erkân-ı millîyemiz, bu mes’ulîyetli ve calib-i sevab teşebbüsâta karşı bundan evvelki vaz-ı bikaydîlerini muhafazâda ısrar etmeyecekler ümidindeyiz. Zira, bizden evvelki teşebbüslerin düçar-ı akamet olması sebebi, hiç şübhe edilmez ki tecrübesizliğin dâvet ettiği hataya-i icraîyeye alakadaranın ihmal ve lakaydîsinin inzimâmıdır ve bunun mahsul-i elîmi, bugün yüreklerimizi parçalayan hüsran-ı millî oldu.

Lâkin şimdi eminiz ki vazî ve emîr her Kürt, bugünkü fecâyi-i millîyenin verdiği bar-ı elem altında inliyor; mazîden nedamet, halden tevehhuş etmekle beraber, istikbâlin milletlere mev’ûd ba’sü bâdelmevtinden kat-ı ümid etmiyor. Bütün Kürtler’i zîr-i tesirinde yaşattığını gördüğümüz telâfî-i mâfat arzusuna rabt-ı faaliyet etmektedir ki, Kürt lisan, tarih ve ulûm-i asrîyeye aid ihtiyaclarını müstemirren tâkib ve izaleye muvaffakîyet ümidini taşıyan cemiyetimiz, âlicenab milletimizden, muhtacı olduğumuz maddî ve manevî muavenetlerin ibzal ve israfını ricaya cesaretyâb oldu.

Me’yûs olmamak ve bir azm-i ateşîn-i millî ile çalışmak şartıyle, muvaffak olacağımıza iman-ı kavî ile mü’min bulunuyoruz.

Cemiyet, bir zamandan beri ilâ maşaallâh intişar eden ‘Jîn’ mecmuasını zîr-i idaresine alarak, bu vasıta ile bütün milletdaşlarını imtihan-ı sa’y û sebat ve meydan-ı kerem ve sehavete dâvet ediyor.

Tevfîk Cenâb-ı Allâh’tandır.” (4)

1919 yılının başında yazılmış bu Beyanname’yi 2014 ortasında okuduğumuzda bile, hayretler içinde kalıyor ve o günden bu yana aslında değişen pek bir şeyin olmadığını anlıyoruz.

Beyanname’deki bazı cümle ve değiniler oldukça ilginç. Örneğin daha giriş paragrafında, Kürt halkının geleceğini yalnızca siyasî mücadele ile oluşturamayacağını, ilmî yönden de kendini geliştirmesi gerektiğine vurgu yapılıyor ki, bu aynı zamanda Bediuzzeman Said-i Kûrdî’nin hayatı boyunca dillendirdiği temel düşünce.

Beyanname’de Kürt halkının 20. asrın başında bedbaht ve acınacak, haline ağlanacak bir durumda olduğuna vurgu yapılıyor. Yarın herhangi bir silâhlı saldırıya, katliâma uğrama tehlikesiyle karşı karşıya gelirse, kendini savunacak silâhlı güçten de yoksun olduğunun altı çiziliyor. Takip eden yıllar içinde yaşanan acılar ve katliâmlar göz önüne getirilirse, bu Beyanname’yi hazırlayan aydınların nasıl ileri görüşlü insanlar oldukları farkedilecektir.

Beyanname’deki en çarpıcı paragraf, “Dünyadaki milletlerin şu ihtiyar yeryüzüne hâkim olup şu anda gökyüzüyle ve uzayla meşgul oldukları bir zamanda, bizim Kürt halkı olarak medeniyetin tâ en başlangıcındaki sorun olan lisan ile uğraşmamız, hâlâ hâlâ dilimizin yok olmaması, anadilimizin yaşaması için mücadele veriyor olmamız, fecî bir durumdur. Fakat dilimizi yasaklayıp önüne engeller koyan iktidarların, bunun kabahati kendilerinde değilmiş gibi, üstüne bir de Kürtçe ile alay etmeleri, dilimizi aşağılamaları, bunun suçunu kendilerinde değil Kürtler’de görmeleri, Kürtçe’ye uyguladıkları yasakları kendileri için bir hak olarak gördüklerini gösteriyor ve bu tavırları, adalet ve insanlık ile dalga geçmektir” cümlelerinin geçtiği paragraftır ki, doğrusu o paragrafı okuyunca hayretler içinde kalmamak mümkün değil. Günümüzde de Kürtler’in hâlâ aynı mücadeleyi veriyor olmaları ve devlet ricalinin Kürtçe ile alay etmeleri, Kürtçe’nin bir “medeniyet dili” olmadığını söyleyip aşağılamalarını (örneğin başbakan yardımcısı Bülent Arınç’ın bu minvaldeki yakışıksız sözleri) hatırlatıyor insana. Demek ki bugünün kin ve nefret meyvâlarının tohumları daha o günden atılmış.

Devamındaki paragraf da ilginç: “Evet, bugünkü haliyle bile toplumu yönetebilecek ve sosyal hayatı tanzim etmeye hazır bir zenginliğe ve mükemmelliğe sahip dilimiz Kürtçe’yi, kendisine yakışır bir şekilde hayata müdahil edemediğimiz doğrudur ve acı bir gerçektir; fakat daha bundan bir asır öncesine kadar hayatın her alanında kullandığımız, eserlerimizi o dilde verdiğimiz ve eğitimi de o dilde yaptığımız Kürtçe, kötü talihin ve bahtımızın müsaade etmeyişinden dolayı bu acı durumla karşı karşıya geldi.” Doğrusu bu bildiri 2014 yılında kaleme alınmış olsaydı bundan hiçbir şekilde farklı cümleler geçmeyecekti.

Beyanname’de, bu durumun kabahati, Kürtler arasından çıkmış âlimlere ve yöneticilere yükleniyor, haklı olarak. Şeyh, ağa, bey ve molla kesiminin tüm zamanlarını gereksiz mezhebî ve tarikî tartışmalara harcayıp bütün ömürlerini bunlarla heba etmeleri, Kürtçe’nin ilerlemesi için katlkıda bulunmamaları ve böyle bir kaygı taşımamaları, bu kaygıyı taşıyanları da “küfür” ile, sapıtmak ve tefrika çıkarmak ile suçlamaları, çok açık bir şekilde eleştiriliyor.

Derginin aynı sayısında cemiyet, tüm program ve hedeflerini de maddeler halinde kamuoyuna açıklar:

“1 – Haftalık bir mecmuâ-i ilmîye neşredecek.

2 – Bilumum Kürt üdebâ, şuârâ ve ulemâsının Kürt lisanıyle meydana getirdikleri müellefât, divan ve eş’arı doğru ve nefîs bir surette tab’ettirecek.

3 – Bütün Kürt lehçelerini ihtiva etmek üzre bir Kürtçe lûgat kitabı tertib ve neşredecek.

4 – Mevcûda göre sarf ve nahv kitablarından münaaiblerini tab’ettirecek.

5 – Kürt lisaniyle tedrisât-ı ibtidaîyeyi temin için lâzım gelen kitabları neşredecek.

6 – Muhtelif lehçelere aid olanları birer teşkil fasıl etmek üzre bir Kürtçe durûb-ı emsal mecmuâsı tertib ve neşredecek. 

7 – Her mahaldaki Kürt âdât ve ananâtına dair malumât cem’edecek ve Kürt masal, hikâye ve avam şarkıları toplanacaktır.

8 – Kürt tarih ve coğrafya-i kadîm ve cedîdine dair müellefât meydana getirecektir.

9 – Şarq ve Ğarb lisanlarından Kürdistan ve Kürtler’e dair mevcûd müellefâtı tercüme ve neşredecek.

10 – Kürt milletine mensub rical-ı maziye ve halîyenin tercüme-i hallerini neşredecek.

11 – Yerli ve ecnebî âsârını ihtiva etmek üzre, cemiyet merkezi ile icab eden mahallerde kütübhaneler açacak. 

12 – Gece dersleri açacak.

13 – Kürtler’le meskûn manatıka heyet-i tedkîkiye izam edecektir.

14 – Cemiyet için bir matbaa tesisine çalışacak.

15 – Kürt amele arasından ihtiyat sınıfları ve kooperatif teşkilâtı yapmaya çalışacak.

16 – İstanbul’da sefîl ve sergerdan dolaşan Kürt çocuklarından mümkün olan mikdarını muhtelif esnaf nezdine çıraklığa vererek, bunların muntazaman devamını temin için icab eden masarıfı tesviye edecektir. 

17 – Kürt yetim ve sahibsiz çocuklarına mahsusu leylî bir sanayiî mektebi küşadına çalışacak. 

18 – Yetim ve sahibsiz Kürt kızlarına sanayiî-i beytîye, hizmetçilik tâlim etmek üzre, bir leyî kız mektebi açmaya gayret edecektir. 

19 – Kürt erkek ve kadınlarının kullandıkları eşyâ-i zatîye ve beytîye ile yerli her nevi âlât ve edevâttan terekküb etmek üzre bir müze tesisine çalışacak.

20 – Bir Kürt dar’ul- muâllîmi tesisine çalışacak.” (5)

Cemiyetin programına ve hedeflerine bakıldığında, aslında böyle bir oluşuma en çok da şimdi ihtiyaç duyulduğu farkedilecektir.

Kürdistan Teali Cemiyeti

1918 tarihinde İstanbul’da kurulan “Kürdistan Teali Cemiyeti”nin adı Arapça’da “Kürdistan İlerleme Cemiyeti” anlamına gelmektedir.

Cemiyetin kuruluş nizamnamesindeki adı “Kürdistan Teali Cemiyeti” olmasına ve resmî olarak da bu isimle varlık göstermiş olmasına rağmen (6), Cumhuriyet tarihi boyunca hazırlanan tüm resmî belgelerde ve okullarda adı “Kürt Teali Cemiyeti” olarak geçmektedir.

30 Aralık 1918 tarihinde Dahiliye Nazareti’ne (= İçişleri Bakanlığı) verilen bir dilekçe ile kurulan cemiyetin kendi iç tüzüğünde ise kuruluş tarihi olarak 19 Kasım 1918 tarihi geçmektedir. (7)

Cemiyet, İstanbul’un Cağaloğlu semtinde, Sıhhat ve İçtimaî Muawenet Umum MüdürüDr. Abdullâh Cevdet Bey’in apartmanında, Seyyîd Abdulkadîr ve arkadaşları tarafından kuruldu. (8)

I. Dünya Savaşı bittikten sadece bir ay sonra kurulan Kürdistan Teali Cemiyeti’nin başkanlığına getirilen Seyyîd Abdulkadîr, Çolamerg (Hakkari) ili Şemzînan(Şemdinli) ilçesinden Şehîd Şeyh Ubeydullâh Nehrî’nin oğludur.

Kürt İslam tarihinin büyük lideri, 1879 – 81 arasında önce Osmanlı Sultanlığı’na sonra da İran Şâhlığı’na karşı ayaklanan Şeyh Ubeydullâh Nehrî’nin oğlu olan Şeyh Abdulkadîr, bu kıyâm hareketinde babasıyla birlikte cihad etmiştir. Şeyh Ubeydullâh Nehrî, 1879 yılında Osmanlı İmparatorluğu’na karşı, 1881 yılında da İran Qacar Şâhlığı’na karşı kıyâm etmiştir. Bir Nakşîbendî şeyhi olan ve kendi döneminin en önemli İslam âlimlerinden biri olan Şeyh Ubeydullâh Nehrî, tarihte “Bağımsız Kürdistan” ülküsünü zikrederek ayaklanan ve “Kürdistan İslam Devleti” adını telaffuz eden ilk kişidir. (9)

O’nun oğlu olup, 1908 yılında Kürdistan Teâvun ve Terakki Cemiyeti’nin “ömür boyu” başkanlığına, 1918 yılında da Kürdistan Teali Cemiyeti’nin başkanlığına seçilen Seyyîd Abdulkadîr, 28 Haziran 1925 tarihinde Diyarbekir’de Şeyh Said ile birlikte asılıp idam edilen kişilerden biridir. Hem kendisi, hem de oğlu idam edilmiştir.Üstelik Seyyîd Abdulkadîr, gözünün önünde kendi oğlunun ipe çekilmesine dayanamayacağını söyleyerek, oğlundan önce asılmak istediğini o kadar rica etmesine rağmen, oğlundan önce idam edilmeyerek oğlunun idamına şahîd olmuştur. (10)

Seyyîd Abdulkadir

1918 sonunda kurulan “Kürdistan Teali Cemiyeti”nin yönetim kurulu şu isimlerden oluşuyordu: Seyyîd Abdulkadîr (cemiyet başkanı), Mûhâmmed Ali Bedirhan (başkan yardımcısı), Ferik Fuad Paşa (başkan yardımcısı), Babanzâde Şükrü (genel sekreter)Hüseyin Şükrü Baban Bey (yönetim kurulu üyesi), Dr. Şükrü Mehmed Sekban Bey (yönetim kurulu üyesi), Muhiddîn Namî Bey (yönetim kurulu üyesi),Babanzâde Hikmet (yönetim kurulu üyesi) ve Azîz Bey (yönetim kurulu üyesi). (11)

Cemiyetin diğer aktif üyeleri ise şunlardı: Hicaz (Mekke ve Medine) Eski Valisi Babanzâde Mustafa Zihni Paşa, Harput Eski Valisi Kemahlı Sabit, Bediuzzeman Molla Said-i Nursî el- Kûrdî, Muş Milletvekili İlyas Samî, Kaymakam Abdulâzîz, Şeyh’ul- İslam Hayrizâde İbrahim, Baytar Çivrilizâde Mehmed Nuri, Emin Paşa, Mewlânâzâde Şevki, Kurdistan Dergisi Başyazarı Arvasîzâde Mehmed Şefik, Kurdistan Dergisi Sorumlu Yazıişleri Müdürü Mehmed Mihrî, Jîn Dergisi Sorumlu Yazıişleri Müdürü Hamza Bey, Mutkili Halîl Hayalî Bey, Berzencîzâde Abdulwahîd, Belediye Eski Müfettişi Bedirhanzâde Murad, Emekli Yarbay Mehmed Ali Emîr, Şeyh Savfet, Mehmed Sıddık, Dr. Nuri Dersimî, Emekli Konsolos Emin Ali veHeyranîzâde Kemal Fevzî. (12)

Burada iki önemli ayrıntıyı dikkatlerden kaçırmamak gerekiyor:

1 – Cemiyeti kuran isimlerin tamamı I. Dünya Savaşı günlerinde ve yabancı işgali zamanında Haçlı saldırılarına karşı kahramanca savaşmış, Osmanlı İslam topraklarını işgalden kurtarmak için Ruslar’a, İngilizler’e ve Fransızlar’a karşı direniş hareketleri organize edip halka cihad çağrıları yapmıştır. Şimdi ise, savaş bittikten hemen sonra, yeniden “aile içi mes’eleler” için biraraya gelmiş, Kürt halkına ve Kürdistan’a hizmet için örgütlenmişlerdir.

2 – Cemiyetin kurucuları ve yönetim kurulundaki isimlerin büyük çoğunluğu, İslam âlimleri ve dînî önderlerdir. Hem “İslamî hassasiyetleri”, hem de “Kürtlük hassasiyetleri” son derece yüksek insanlardırlar. Cemiyetin başkanı Seyyîd Abdulkadîr’i detaylıca anlattık ve artık biliyorsunuz. Diğer isimlerde de benzer özellikler bulunuyor. Örneğin Berzencîzâde Abdulwahîd, üç yıl sonra Güney Kürdistan’da kurulacak ve 1921 – 24 arası varlık gösterecek olan Kürdistan Krallığı’nın devlet başkanıŞeyh Mahmud Berzencî’nin akrabasıdır. Hayrizâde İbrahim, “Şeyh’ul- İslam” derecesinde büyük bir İslam âlimidir. Mustafa Zihni Paşa, Mekke ve Medine’nin, kutsal Hicaz topraklarının eski valisidir. Bediuzzeman Said-i Kûrdî’yi ise anlatmaya gerek yok sanırım.

Bediuzzeman Said-i Kûrdî’nin bu cemiyetin üyesi olduğu, Şeyh Said Hadisesi’nde Diyarbekir’deki Şark İstiklâl Mahkemesi’nin 1925’teki yargılaması sırasında da belirtilir.Şark İstiklâl Mahkemesi’nin açıklamalarına göre Said-i Nursî el- Kûrdî, cemiyet içinde yükselerek Kürdistan Teali Cemiyeti’nin üç numaralı ismi olmuştur. (13)

Cemiyeti kuran 70’e yakın kişiden 8’i Bedirhan ailesine, 6’sı da Baban aşiretine mensuptur.(14)

Cemiyet İstanbul’da, ismi Kürtçe’de “hayat, yaşam” anlamına gelen “Jîn” adlı bir dergi çıkarıyordu. Dergi, cemiyetin “yayın organı” gibi çıkıyordu. Derginin yazıişleri müdürü Hamza Bey de zaten cemiyetin aktif üyesiydi. Jîn Dergisi, Kürtçe ve Türkçe yayın yapıyordu. Ayrıca Mewlânâzâde Rıfat Bey’in çıkardığı “Serbestî” (= Serbestlik) gazetesi de aynı şekilde Kürdistan Teali Cemiyeti’nin görüşlerini yansıtıyordu. “Ruz-i Kurdistan” (= Kürdistan’ın Günü) ve “Banga Heqq” (= Hakk’ın Çağrısı) dergileri de aynı doğrultuda yayın yapıyorlardı. (15)

Cemiyetin yönetim kurulunda olup Jîn Dergisi’nin de sorumlu yazıişleri müdürü olan ve Van’ın Mûsk (Bahçesaray) ilçesinden olduğu için “Mûkslu Hamza” olarak çağrılanHamza Bey, kadrodaki diğer bir ilgi çekici isimdir. Bazı araştırmacıların söylediklerine göre, Mûkslu Hamza Bey, Halîl Hayalî ve Said-i Nursî, Kürdistan Teali Cemiyeti’nin ilk kurucuları olarak belirlenmiş, cemiyetin kuruluş çalışmaları bu üç isim tarafından başlatılmıştır. Mûkslu Hamza, cemiyetin kuruluş çalışmalarına katılmış, fakat sonradan oluşturulan ilk yönetim kurulunda yer almamıştır. Fakat üye olarak cemiyetin bütün faaliyetlerinde aktif olarak yer almıştır. (16)

Mûkslû Hamza, Kürdistan Teali Cemiyeti’nin bütün faaliyetlerine katılmış aktif üyelerinden biridir. Cemiyetin kültürel çalışmalarına katkı sunmuş, çıkardığı dergilerde ve yayınlarda resmî ve gayr-ı resmî sorumluluklar almıştır. Cemiyetin siyasal çalışmalarına da katkı sunmuştur. Hamza Bey’in cemiyet içerisindeki en önemli çalışmalardan biri de, cemiyetin çıkarmış olduğu Jîn Dergisi’nin sorumlu müdürlüğünü yapması, derginin kuruluş çalışmalarına katılarak dergiyi çıkaran isim olmasıdır. Jîn, kısa sürecek yayın hayatında birçok ilke imza atarak Kürt kültür ve siyasal yaşamına damgasına vurmuştur. Dergi,Kürdistan Teali Cemiyeti’nin siyasal çalışmalarının kitlelere ulaşmasına aracılık ederek, cemiyetin sesi olmuştur. (17)

Cemiyet İstanbul’da kurulduktan hemen sonra kısa süre içinde Kürdistan’ın farklı şehirlerinde 19 ayrı şube açar. Hızlı bir şekilde örgütlenen, Müslüman ve yurtsever Kürt halkının büyük teveccühüne mazhar olan Kürdistan Teali Cemiyeti’nin – resmî belgelere göre – dinî hassasiyetleri yüksek ve medrese geleneğinin köklü olduğu Bitlis ilinde kısa bir süre içinde 34 bin kayıtlı üyesi olmuştur. Cemiyetin İstanbul’daki kayıtlı üye sayısı ise 15 bine ulaşmıştır. (18)

Dr. Abdullâh Cevdet Bey’in oğlu, cemiyetin Harput Şubesi’nin açılışına bizzat katılmış ve şubenin yönetim kuruluna seçilmiştir. (19)

Kürdistan Teali Cemiyeti içinde kısa zaman içinde fikir ayrılıkları doğmaya başladı ve iki ayrı kanat oluştu. Radikal kanadı Bedirhanîler temsil ediyor ve bağımsız bir Kürdistan istiyorlardı. Seyyîd Abdulkadîr ise tüm İslamcı Kürtler gibi ayrılıkçılığa karşı çıkıyordu. Cemiyet başkanı Seyyîd Abdulkadîr, “Türkler’in şu düşkün zamanında onlara darbe indirmemiz, Kürtlük şiârına yakışmaz” diyor, “Şimdilik Türkler’e yardım etmekliğimiz lüzûmunda” ısrar ediyordu. Ki Seyyîd Abdulkadîr, 1920’deki Sevr Antlaşması’na da karşı çıkmıştır. (20)

Seyyîd Abdulkadîr, cemiyet üyeleriyle yaptığı istişâre toplantısı sonunda “cemiyetin ortak kararı” olarak İstanbul Hükûmeti’ne iki maddeden oluşan bir öneri sundu:

1 – Osmanlı camiâsı içinde kalması koşuluyla Kürdistan’a otonomi verilmesi.

2 – Bu otonominin ilânı ve uygulanması için etkin tedbirlerin alınması. (21)

Kürdistan Teali Cemiyeti, Osmanlı devleti tarafından “zararlı cemiyetler” listesine alınmıştır. Hatta Mustafa Kemal Atatürk cemiyet için, “Amacı, yabancı devletlerin himayesinde bağımsız bir Kürt devleti kurmak” suçlamasında bulunmuştur. (22)

Günümüzde dahi okullardaki ders kitaplarında Kürdistan Teali Cemiyeti, çocuklarımıza “zararlı cemiyet” diye okutulup tanıtılmaktadır. Halbuki o dönemim kendi şartları içinde, bu cemiyet genel kamuoyunda o derece “sempatik” ve hatta “lüzumlu” bir cemiyet olarak görülüyordu ki (ayrıca “Kürt” ve “Kürdistan” isimlerinin o dönemler “Türk, Marmara Denizi, İç Anadolu Bölgesi” gibi isimler kadar normal ve hatta resmî olduğunu da akıldan çıkarmayalım)Süleyman Nazif gibi bir Türk millîyetçisi bile, hem de Balkan göçmeni olan ünlü şâir Yahya Kemal’e, gidip Kürdistan Teali Cemiyeti’ne üye olmasını teklif etmiştir. Bunu da Yahya Kemal gidip Cahit Tanyol’a anlatır. Bu ilginç olayı bizzat kendilerinden dinleyelim:

“Yahya Kemal bana Süleyman Nazif’le arasında geçen şu olayı anlattı: Bir gün Beyoğlu’nda Süleyman Nazif’e rastladım. Nazif beni görünce sevindi. ‘Aman Yahya Kemal, seninle mühim bir mes’ele konuşacağım’ dedi. Bir lokantaya gittik. Kendisine, söyleyeceğinin ne olduğunu sordum. ‘İstanbul’da bir Kürdistan Teali Cemiyeti kuruldu. Senin de üye olmanı istiyorum’ deyince şaşırdım. Ne diyeceğimi bilemiyordum ki açıkladı. ‘Azîzim, bütün dünya Türk’ten ve Türk adından nefret ediyor. Türk milletine nefes aldırmayacaklar. Belki Kürt adıyla ortaya çıkar da memleketi kurtarabiliriz diye düşünüyorum.’ Bu konu üzerinde uzun uzadıya konuştuk. Sonunda kendisi de vazgeçti.” (23)

Cemiyet, kurulduktan iki yıl sonra, 11 Ekim 1920 tarihinde Osmanlı devleti tarafından kapattırılır. (24)

Kürt Teali Nisvan Cemiyeti

1919 yılında kurulan “Kürt Teali Nisvan Cemiyeti”nin adı Arapça’da “Kürt Kadınları İlerleme Cemiyeti” anlamına gelmektedir.

Kürt kadınlarının İstanbul’da kurduğu bu cemiyetin kurucusu ve genel başkanı, Süleymaniyeli Kürt Hacı Mustafa Yalmukî Paşa (1865 – 1936)’nın kızı Dr. Encam Yalmukî’dir.(25)

Encam Yalmukî

Kürt kadınlarının 20. yy’daki ilk örgütlenmesi ve Kürtler’in kurduğu ilk kadın derneği olan Kürt Teali Nisvan Cemiyeti (= Kürt Kadınları İlerleme Cemiyeti), Mayıs 1919’da kurulur ve 21 Haziran 1919’da okutulan bir Mevlîd-i Şerîf ile faaliyetlerine başlar. (26)

Kürt Kadınları Teali Cemiyeti, bu Mevlîd-i Şerîf’i İstanbul’un Sultanahmed Camiî’nde okutturmuştur. Mevlîd töreninin sonunda irticâlen (yani yazılı bir metne bağlı kalmaksızın) bir konuşma yapan Encam Yalmukî Hanım, Kürt kadın cemiyetinin faaliyetlerine “Fatihâ Sûresi” ile başlamak istedikleri için bu merasimi düzenlemiş olduğunu söylemiş ve toplantıya katılan bütün kadınlara “Kürt milleti nâmına” teşekkür etmiştir. (27)

Güney Kürdistan’dan, 16 Mart 1988 tarihindeki kimyasal katliâmın gerçekleştiği Halepçe ilçesinin de kendisine bağlı bulunduğu Süleymaniye şehrinden olan Yalmukî Hanım, İstanbul’da “Divan-ı Harb Başkanlığı” yapan, memleketi Güney Kürdistan’a döndükten sonra Şeyh Mahmud Berzencî tarafından kurulan Kürdistan Krallığı döneminde “eğitim işleri sorumluluğu”nu yüklenen ve 1922 – 26 arasında çıkan “Banga Kûrd” (= Kürt Çağrısı) gazetesinin sorumlu yazıişleri müdürü olan Mustafa Yalmukî’nin en büyük kızıdır. Ayrıca Mustafa Yalmukî Paşa, Kürt şairlerinden olup şiirleri 1956 yılında Bağdad’da yayınlanmıştır.(28)

Cemiyetin amaçları için “Kürt Teali Nisvan Cemiyeti Nizamnamesi” adında bir tüzük oluşturulur. Dr. Yalmukî Hanım, konuşmasında derneğin düşüncelerini şu sözlerle ortaya koyar:

“Hanımefendiler! Biz Kürtler, akvâm-ı muhtelifeyi (= çeşitli kavimleri)kardeşleştiren İslamiyet’in zuhurundan, yani asırlardan beri Türk milletinin en sadık bir muhibbi (= seveni), en quwwî (= güçlü) bir dostu ve en zahîr (= içten) bir kardeşi olarak bulunmuşuzdur. Bugün bütün milletlerin mukadderâtı başka şekiller aldığı ve herkese bir hak verildiği bir zamanda, bizler de kendi hakkımızı istiyoruz. Çünkü ortada milyonlarca Kürt var ve büyük bir Kürdistan var. Mukaddes emeller uğrunda en ziyâde çalışmak isteyenlere ve milletlerine olan muhabbetlerini göstermiş oldukları fedâkârlıklarla isbât eyleyenlere cümlemiz bütün mevcûdiyetimizle medyûn-i şükrânız (= bütün varlığımızla teşekkür borçluyuz). Cemiyetin küşâd (= açılış) merâsimine koşarak gelen muhterem hânımlarımız ve kardeşlerimiz her sûretle muâvenet edeceklerini (= destek olacaklarını), Kürtlük’ün teâlisi (= yükselmesi) için ne yapılmak lâzımsa bilâ-tereddüd yapacaklarına Kürt sözü verdiler. Öteden beri ‘Kürt sözünden dönmez’ cümlesi bir darb-ı mesel (= atasözü) olmuştu. Ben kanaatlerim ile imân ederek diyorum ki Kürt her şeye söz vermez; fakat vermiş olduğu bir sözden de katiyyen dönmez.” (29)

İstanbul’da Kürt Teali Nisvan Cemiyeti üyesi Kürt kadınları, 1919

Kürt Teâli Nisvan Cemiyeti (= Kürt Kadınları İlerleme Cemiyeti)’nin İstanbul’da kurulması, İstanbul’un şehir olarak çağdaş Kürt kadın hareketinin çekirdeğini ve merkezini oluşturması anlamına gelir. Zaten ilk Kürt kadın örgütünün İstanbul’da kurulması bir rastlantı değildir. Kısacası, bu yıllarda İstanbul’da Kürt kadın tarihinde yeni bir sayfa açılır. (30)

Kürt Kadınları Teali Cemiyeti’nin kurulduğunu Osmanlı kamuoyuna duyuran ve derneği medyada ilk tanıtan kişi ise, Jîn Dergisi’nin yazarı Vanlı Memduh Selim Beki Bey’in bu dergide kaleme aldığı “İki Eser-i Mebrur” (= İki Hayırlı Eser) başlıklı makalesindeki şu cümlelerdir:

“İstanbul’da yaşamakta olan Kürt kadınları, Kürt Teali Nisvan Cemiyeti ismiyle bir cemiyet teşekkül ettiler. Kürtlük’e taraf olan bu cemiyetten dolayı ne kadar medyûn-i şükrân (teşekkür borçlu) olsak yeridir. Kürt millî dâvâsının, bu cemiyeti kurmuş olan kadınlardan başlıca beklentisi, kadınlarımıza vatan, vazife, fedâkârlık hisleri aşılayan tam birer anne oldukları gündür. Bunu başarabildikleri takdirde, Kürt kadınlığının asrî zihniyetle inkişâfı emeline ermişler demektir. Türk kadın hareketi, genelde erkeklerin içtimaî durumunun kadınlardan daha üstün olması nedeniyle teşekkül etti ve bu dengesizlik yüzünden kadın hareketi erkek hareketinden ayrılmak mecburiyetinde kaldı. Kürt kadın hareketinin aynı neticeye düçar olmasından endişe ediyorum. Erkeklerden ayrı bir kadın mes’elesi ne vakit tahaddüs eder? Ve iş ne vakit tehlikeleşir? Ne vakit ki erkeklerle kadınlar seviye-i irfân ve terbiyelerinde – kemîyyeten ve keyfyyeten –  bir dengesizlik olursa. Türkler’deki kadın mes’elesinin sebebini bundan buluyoruz. Erkekler kemîyyeten ve keyfîyyeten ne kadar mütekâmil iseler kadınlar her iki cihetden de o kadar az gelişmişler. İşte ben bu dengesizlikten korkarım.”  (31)

Cemiyetin amaçları çeşitlidir: “Kürt kadınlığının medenî bir bakış açısıyla yükselmesini ve ilerlemesini sağlamak, Kürt aile hayatında kurumsal ve toplumsal düzenlemeler gerçekleştirmek, Ermenî Tehcîri ve onu izleyen diğer zorunlu göçler nedeniyle sefîl bir hâle gelen Kürt yetim ve dullarına iş bularak veya cemiyet adına nakdî yardımda bulunarak onları içinde bulundukları sefaletten kurtarmak.” Cemiyet bu amaçları gerçekleştirebilmek doğrultusunda gazete, mecmuâ, kitap ve risâleleler yayınlayacak, Osmanlı İmparatorluğu’nun çeşitli yerlerinde cemiyete bağlı şubeler, kütüphaneler ve tartışma salonları açacak, cemiyet üyelerine hitaben konferanslar düzenleyecek ve dersler verecektir. (32)

(Soldan sağa) Diyarbekirli Müslüman Kurmanc kadını, Diyarbekirli Hristiyan Ermenî kadını, Palulu Müslüman Zaza kadını, 1920

Kürt Kadınları Teali Cemiyeti’nin kuruluş nizamnamesinin 4. maddesinde, cemiyetin amaçlarını gerçekleştirmek için cemiyet önderliğinde yapılacak olan her türlü girişim ve faaliyetin yanısıra tek tek bütün cemiyet üyelerinin üzerine düşen önemli bir görev daha belirtilmektedir. Buna göre, “Her Kürt hemşire, maksad-ı cemiyeti istihsâl için zuhûr edecek fırsatlardan istifâde ile lâzım gelen telkînâtı icrâ eyleyecektir.” Cemiyetin amaçlarını gerçekleştirebilmek için, cemiyetin liderliğinde giriştikleri faaliyetlerin yanısıra, bütün üyelerin kendi önlerine çıkan bütün fırsatlardan da cemiyet lehine yararlanması ve bunun için gerekli propagandayı cemiyet namına yapması beklenmektedir. Cemiyet üyelerinin cemiyet yönetimine verecekleri her türlü bağış, cemiyetin faaliyetleri ve girişimlerinden elde edilecek her türlü kazanç ile cemiyet üyelerinin bütün kişisel emek ve çabaları cemiyetin amaçlarının gerçekleştirilmesine yönelik olacaktır. Cemiyetin amaçlarını kabul eden “haysiyet ve şerefi şâibedâr olmamış” her Kürt kadını cemiyete üye olabilecektir. (33)

Kürt Kadınları Teali Cemiyeti’ne üye olan bütün kadınların, cemiyete giren adayın “malî kudreti ve ictimâî mevkiîyle mütenâsib”, yani ekonomik gücü ve toplumsal konumuyla orantılı olan bir “giriş ücreti” ödemesi gerekmektedir. Bir kereye mahsus olarak ödenecek olan bu “giriş ücreti”nin en az 20 kuruş olacağı cemiyetin tüzüğünde belirtilmiş olmakla birlikte, “giriş ücreti”ne bir üst sınırlama getirilmemiştir. Yani arzu eden, gönüllü olarak daha fazla da ödeyebilir. Ayrıca her üyenin kendi ödeme gücüne göre değişen ve en az 70 kuruştan başlayan aylık ücretleri cemiyet yönetimine ödemeyi de kabul etmesi gerekmektedir. (34)

Encam Yalmukî

Cemiyetin üyeleri iki türlüdür: “Âzâ-yı Müessîse” (= Kurucu Üyeler) ve “Âzâ-yı Tabiîyye”(= Bağlı Üyeler). Cemiyet içindeki “Âzâ-yı Müessîse” arasından “lüzûmu nisbetinde” seçilecek olan bir kısım üye“Hey’et-i Müşâvere” (= Yüksek Danışma Kurulu)’yi oluşturacaklardır. Bu kurulun cemiyet yönetimi üzerinde doğrudan doğruya söz hakkı yoktur. Ancak, cemiyetin faaliyetlerini denetlemek, cemiyetin yönetim kurulunu aydınlatmak ve yönlendirmek ve gerek görüldüğü takdirde genel kurulu toplantıya çağırmak gibi önemli bazı yetkiler, bu kurulun eline bırakılmıştır. “Hey’et-i İdare” (= Yönetim Kurulu) adıyla anılan idare, “Âzâ-yı Müessîse”lerin sayısı 20’yi geçtikten sonra, bu kurucu üyeler arasından gizli oyla seçilmektedir. “Hey’et-i İdare” üyelikleri her yıl düzenli olarak toplanacak olan kongrelerde yapılacak seçimlerle tekrar yenilenecekdir. Cemiyetin “Hey’et-i İdare”si bir reise, iki reise vekili, altı da üye olmak üzere toplam dokuz kişiden oluşmaktadır. Bu dokuz kişiye ek olarak, bir kâtibe ve veznedarlık görevini de üstlenmiş olan bir muhasebeci de idare toplantılarına katılacak, ancak bu görevlilerin oy hakkı bulunmayacaktır. Kabul edilebilir bir mazereti olmaksızın üst üste üç toplantıya katılmayan idare üyesi istifa etmiş sayılmaktadır. İdare üyelerinden bir tanesinin istifa veya sair nedenlerle görevinden ayrılması durumunda, boşalan üyelik için yeniden seçim yapılacak, ancak bu seçime katılma hakkı “Kemâfi’s- Sâbık” (= Kurucu Üyeler)’ın inisiyatifinde bulunacaktır. İdare Heyeti, bir yıl boyunca cemiyetin her türlü faaliyetlerinin gerçekleştirilmesinden ve cemiyetin gerekli muamelesinin yürütülmesinden sorumludur ve haftada iki kez toplanmaktadır. Toplantının açılabilmesi için “Hey’et-i İdare” azalarının yarısından bir fazlasının toplantıda hazır bulunması gereklidir. Toplantılarda ele alınan konular, toplantıya katılan üyelerin oy çokluğuyla karara bağlanmaktadır. Oylar arasında eşitlik sağlanması halinde, cemiyetin “Hey’et-i İdare” başkanının reyi iki oy alarak sayılmakta, yani karar reisenin oyuna göre belirlenmektedir. Toplantılardan önce, toplantının gündemini oluşturan gündem maddeleri cemiyetin reise ve kâtibesi tarafından diğer yönetim kurulu üyelerine bildirilmektedir. Toplantılarda alınan kararlar, ilgili karar defterine kaydedilmekte ve bu karar toplantıya katılan bütün üyeler tarafından imzalanmaktadır. “Hey’et-i İdare” toplantısında alınmış olan kararlardan herhangi birine itiraz eden yönetim kurulu üyesinin ilgili maddenin altına itirazının gerekçesini açık bir şekilde yazması ve altını imzalaması gereklidir. Cemiyetin her türlü parasal işlerini yürütmek ve hesaplarını tutmakla yükümlü olan muhasebecinin denetlenmesi sorumluluğu da aynı heyetin görevidir. Cemiyetin “Hey’et-i Müşâvere” ve “Hey’et-i Umumîye”si, cemiyetin muhasebecisini ve onu denetlemekle yükümlü olan idare heyetini parasal konularda denetlemek yetkisiyle donatılmıştır. Cemiyet genel üye toplantısının her yılın sonunda yapılmasını sağlamak da idare heyetinin sorumlulukları arasındaır. Toplantı tarihinden en az 15 gün öncesinden, toplantının yer, gün ve saatinin bütün üyelere duyurulması şarttır. (35)

Kürt Teşkilât-ı İçtimâiye Cemiyeti

1919 yılında kurulan “Kürt Teşkilât-ı İçtimâiye Cemiyeti”nin adı Arapça’da “Kürt Toplumsal Örgütlenme Cemiyeti” anlamına gelmektedir.

Daha önce de belirttiğimiz üzere, Kürdistan Teali Cemiyeti kurulduktan kısa bir süre sonra bu yapılanmanın içindeki isimler arasında fikir ayrılığı yaşanmış, cemiyet “İslamcı Kürtler” ve “Millîyetçi Kürtler” diye ikiye ayrılmıştı.

Kürt Teşkilât-ı İçtimâiye Cemiyeti, işte bu fikir ayrılığı neticesinde, cemiyetten kopan millîyetçi Kürt kanadının kurduğu yeni bir cemiyettir.

Emin Ali Bedirhan

Kürdistan Teali Cemiyeti’nden kopan bir grup tarafından kurulan Kürd Teşkilât-ı İçtimâiye Cemiyeti’nin başkanlığına Emin Ali Bedirhan getirilir. Bu cemiyetin önde gelen isimleri şunlardır: Şükrü Baban, Fuad Baban, Hikmet Baban, Dr. Abdullah Cevdet, Dr. Şükrü Sekban, Bitlisli Kemal Fevzî, Ekrem Cemilpaşa, Kerküklü Necmeddîn Hüseyin, Mewlânâzâde Rıfat ve Memduh Selim Bey.(36)

Bu cemiyetin Kürt tarihindeki en önemli özelliği, 1946 yılında İran Kürdistanı’nda kurulan ve sadece 11 ay yaşayabilen Mehâbâd Kürt Cumhuriyeti devletinin, kendisine bayrak olarak bu cemiyetin bayrağını seçmiş olmasıdır. Mehâbâd Kürt Cumhuriyeti’nin dalgalandırdığı ve ortasında buğday başağı olan “yeşil – beyaz – kırmızı” renkli bayrak, aslında 1919 yılında İstanbul’da kurulan  “Kürt Teşkilât-ı İçtimâiye Cemiyeti”nin bayrağıydı ve ilk kez bu cemiyet tarafından çizilmişti. (37)

Tıpkı Afrika topraklarındaki Kenya’nın 1963 yılında bağımsızlığını kazanmasından sonra kurulan Kenya Cumhuriyeti’nin kendisine bayrak olarak, ABD’deki siyâhî hareketin öncülerinden olan Marcus Garvey (1887 – 1940)’in başlattığı “Anavatana Dönüş”hareketinin “siyah – kırmızı – yeşil” bayrağını seçmiş olması örneğinde olduğu gibi. (38)

Kürt Millî Fırkası

Cemiyet değil siyasî partidir.

1919 yılında kurulan “Kürt Millî Fırkası”nın adı Arapça’da “Kürt Ulusal Partisi”anlamına gelmektedir.

Parti, Ağustos 1919’da Mumduh Selim Bey’in öncülüğünde kuruldu. Partinin ilk genel başkanı, Kerküklü Necmeddîn Hüseyin’dir. Ayrıca Bitlisli Kemal Fevzî, Babanzâde Azîz ve partinin kurucusu Memduh Selim Bey, partinin en aktif üyeleridirler. (39)

Bu partinin en ilginç özelliği, gerek Osmanlı döneminde olsun gerek Cumhuriyet döneminde, yaşadığımız topraklar üzerinde “Kürt” adını kullanarak yasal biçimde faaliyet göstermiş İLK VE TEK parti olmasıdır. Kürt Millî Partisi, varlığını 1927 yılındaki Xoybun Kongresi’ne kadar sürdürmüştür. (40)

Kürt Kulübü

Cemiyet değil kulüptür.

1919 yılında Diyarbekir ve Riha (Urfa)’da kurulmuştur. Türkler’le birlikte bir kurtuluş savaşı önermekte ve Türk İttihatçılar’la ortak hareket etmekteydi. (41)

Diyarbekir’de Pirinççizâde Fevzî Bey, Urfa’da ise Şeyh Savfet (Yetkin) bu örgütün önemli isimlerindendi ve her ikisi de Osmanlı’nın son, Türkiye Cumhuriyeti’nin de ilk dönemlerinde milletvekili olarak görev yapmışlardı. (42)

Kürdistan Cemiyeti

1920 yılında İstanbul’da kurulmuştur. (43)

Bu cemiyet, aynı kadro tarafından ve aynı zamanda kurulan Kürdistan Teşkilât-ı İçtimâiye Cemiyeti ile organik bağından dolayı aynı cemiyet olarak da görülür. (44)

Kürdistan İstiklâl Cemiyeti (Azadî)

“Kürdistan İstiklâl Cemiyeti”nin adı Arapça’da “Kürdistan Bağımsızlık Cemiyeti” anlamına gelmektedir. Bir adı da “Rêxıstına Azadî” (Kürtçe’de “Özgürlük Cemiyeti”) olan bu cemiyet, kısaca “Azadî” ismiyle tanınıp benimsenmiş, kendisi de bu ismi kullanmıştır.

Kürdistan Teali Cemiyeti’nin kapatılması üzerine, 1921 yılında Erzurum’da kurulmuştur.(45)

Bu tarihte Erzurum’da kurulan Azadî cemiyetine kadar Kürdistan merkezli bir cemiyet kurulmamıştır. Daha çok İstanbul merkezli cemiyetlerin Kürdistan şubeleri söz konusudur. Kürt aydın tabakasının genelde başkent İstanbul’da toplanmasının bunda payı belirleyicidir. “Kürdistan İstiklâl Cemiyeti” ya da diğer adıyla “Rêxıstına Azadî” veya kısaca “Azadî”, Kürdistan merkezli kurulan ilk Kürt cemiyetidir. (46)

Cemiyetin kurulduğu yer, Erzurum’da 8. Kolordu’nun meskun bulunduğu mıntıkaydı. Cemiyetin çekirdeğini II. Abdulhamîd dönemindeki Hamidiye Alayları subayları ile Osmanlı ordusundaki Kürt subaylar oluşturuyordu. (47)

Azadî’nin liderleri, kısaca “Cibranlı Halîd” olarak anılan Cibran aşireti ağalarındanHalîd Bey ile Bitlis beylerinden Yusuf Ziya Bey idi. Cemiyetin sekreteri ise Tayyib Aliidi. Cibranlı Halîd Bey, II. Abdulhamîd’in Hamidiye Ordusu için kurduğu aşiret mekteplerine devam etmişti. Bu yüzden aşiret liderlerinin çoğunda büyük saygı görüyordu. Düzenli orduda albaydı. Gördüğü eğitimden dolayı diğer Kürt liderlerinden daha aydın ve yurtseverdi. Ayrıca Cibranlı Halîd Bey, Şeyh Said Efendi’nin kayınbiraderiydi. Yusuf Ziya Bey ise Bitlis’te büyük nüfûzu olan biriydi. Cumhuriyet’in kuruluşuyla birlikteTBMM’ye “Bitlis milletvekili” seçilmişti. Böylece bolca seyahât edebiliyor ve şüphe uyandırmadan pek çok kişiyle temas kurabiliyordu. Cibranlı Halîd Bey, Kürt Teali Cemiyeti’nin başkanı Seyyîd Abdulkadîr ve Bitlis milletvekili Yusuf Ziya Bey’le birlikte, Kürt mes’elesini Milletler Cemiyeti (= Birleşmiş Milletler)’ne götürmek istiyordu. (48)

Bitlisli Yusuf Ziya Bey ve Cibranlı Halid Bey

Cemiyetin 23 şubesi vardır: Diyarbekir, Siirt (9 şube), İstanbul, Dersim, Bitlis (2 şube), Kars, Hınıs, Muş, Erzincan, Malazgirt ve Van (Beytüşşebap dahil 7 şube). (49)

Azadî şubeleri ve şubedeki isimler şöyle:

Kalikala (Erzurum): Miralay Cibranlı Halîd Bey (cemiyetin kurucularından; cemiyet başkanı; müstahkem mevkiî garnizon komutanı), Arif  Bey (Hınıs kaymakamı), Küçük Kâzım Bey (kaymakam), Miralay Küçük Rauf Bey, Hacı Dursun Bey, Abdullâh Bey ve Aslan Bey (son ikisi kardeş).

İstanbul: Seyyîd Abdulkadîr (Şeyh Ubeydullâh Nehrî’nin oğlu; dönemin en büyükİslam âlimlerinden), Abdurrahîm Bey (avukat).

Qerıs (Kars): Yüzbaşı Tevfik Bey.

Bazîd (Doğubeyazıt):  Şeyh İbrahim.

Mıj – Mılazgîr (Muş – Malazgirt): Hayderanlı Kör Hüseyin Paşa (şube başkanı).

Gûmgûm (Varto):  Miralay Hasenanlı Halîd Bey (şube başkanı).

Xînûs (Hınıs): Rüşdî Efendi (şube başkanı), Yüzbaşı Reşit Bey.

Zûlqarneyn (Bitlis): Yusuf Ziya Bey (cemiyetin kurucularından; milletvekili), Binbaşı Hacı Hasan Bey, Şırnaklı Abdurrahman Ağa.

Tuşba (Van): Molla Abdulmecîd Efendi (Bediuzzeman Said-i Nursî’nin kardeşi), Sadun Bey (Karahisar Hasaran aşireti reisi), Binbaşı Arif Bey ve Ali Bey (Şemski aşireti; son ikisi kardeş).

Sêhrd (Siirt): Yüzbaşı İhsan Nurî (Bitlisli; Cibran aşiretinden), Hacı Abdullâh Efendi, Derviş Bey (gümrük müfettişi), Rezzak Bey (kaymakam), Veis Bey (emekli miralay).

Şehr-i Nûh (Şırnak): Süleyman Ağa (Hacı bayram aşireti; şube başkanı).

Cezire Botan (Cizre): Hacı Dursun Efendi, Abdulvahhab Efendi, Abdulmuttalib Efendi (Silopi nahiye müdürü).

Diyarbekir (Diyarbakır): Ekrem Cemilpaşa (Diyarbekirli Cemil Paşa’nın oğlu; şube başkanı), Dr. Fuat Bey, Abdulğani Bey, Dersimli Dr. Nazım Bey, Binbaşı Mustafa Bey, Adnan Bey (kaymakam).

Mêrdîn (Mardin): Hacı Kadir Efendi, Kadir Bey (Dersim kaymakamı; 6. Alay subayı).

Erzîngan – Mezire – Dersim (Erzincan – Elâzığ – Tunceli):  Kangozâde Ali Haydar (şube başkanı).

Zûlqarneyn (Bitlis) çevresi: Hacı Musa Bey (Erzurum Kongresi üyesi; Haytî aşireti reisi), Cemilê Çeto, Şeyh Selahaddîn, Mustafa Ağa ve oğulları (Ğarzan aşireti).

Tuşba (Van) çevresi: Karavilli Lezgin Ağa (Ertuşî aşireti) ve kardeşi Ebûbekir Ağa, İsmail Ağa (Gevdan aşireti) Umer Ağa (Merusî aşireti), İsmail Ağa (Simko Şikak aşireti), Şeyh Abdurrahmân Efendi (Bervasî aşireti), Şahin Ağa, Yahyâ Ağa (Jirkî aşireti), Yakub Ağa (Eruh aşireti).

Şehr-i Nûh (Şırnak) çevresi: Alikan Ağa, Abdurrahmân Ağa (Hacı Bayram aşireti), Süleyman Ağa, Umer Timur Ağa (Batman aşireti), Arif Ağa, Şeyh Tahir (Batman aşireti).

Mêrdîn (Mardin) çevresi:  Remo Ağa (Zengerdli), İbrahim Paşa (Milan aşiret reisi), Eyüp Bey (Milan aşireti), İsa Ağa, İbrahim Ağa (lakabı Dekuşî Ağa). (50)

sediyani@gmail.com

     DİPNOTLAR:

     (1) : Mehmet Malmisanıj, Yirminci Yüzyılın Başında Diyarbekir’de Kürt Ulusçuluğu (1900-1920), s. 43, Vate Yayınevi, İstanbul 2010

     (2) : Kutbettin Özer, Kürtler ve Anayasa, Kurdistana Bakur, 31 Mart 2010

     (3) : Jîn Dergisi, Sayı 6

     (4) : Jîn Dergisi, Sayı 10, 2 Şubat 1919

     (5) : agd

     (6) : David Romano, The Kurdish Nationalist Movement: Opportunity, Mobilization and Identity, s. 28, Cambridge University Press, Cambridge 2006

     (7) : Tarık Zafer Tunaya, Türkiye’de Siyasal Partiler, İletişim Yayınları, İstanbul 1952

     (8) : Metin Sever, Kürt Sorunu, s. 35, Cem Yayınevi, İstanbul 1992

     (9) : Uğur Mumcu, Kürt – İslam Ayaklanması, s.110, Tekin Yayınları, İstanbul 1991

     (10) : Altan Tan, Kürt Sorunu, s. 160, Timaş Yayınları, İstanbul 2009

     (11) : Uğur Mumcu, Kürt – İslam Ayaklanması, s.70, Tekin Yayınları, İstanbul 1991

     (12) : age, s.75

     (13) : Vakit Gazetesi, 19 Mayıs 1925

     (14) : Meşrûtiyet Dönemi ve Sonrasında Kürtler, Komünar Dergisi, Aralık 2011

     (15) : Uğur Mumcu, Kürt – İslam Ayaklanması, s.100, Tekin Yayınları, İstanbul 1991

     (16) : İsmail Göldaş, Kürdistan Teali Cemiyeti, s. 12 ve 27, Doz Yayınları, İstanbul 1991

     (17) : V. Birsınî, Kürt Kelimesinin En Çok Yakıştığı İnsan: Hemzeyê Muksî, Bîr Dergisi, Sayı 7, 28 Mart 2010

     (18) : Mehmet Malmisanıj, Diyarbekirli Cemilpaşazadeler ve Kürt Millîyetçiliği, s. 101, Avesta Yayınları, İstanbul 2004

     (19) : Mehmet Malmisanıj, Yirminci Yüzyılın Başında Diyarbekir’de Kürt Ulusçuluğu (1900-1920), s. 100 – 101, Vate Yayınevi, İstanbul 2010

     (20) : Altan Tan, Kürt Sorunu, s. 159, Timaş Yayınları, İstanbul 2009

     (21) : İsmail Göldaş, Kürdistan Teali Cemiyeti, s. 114, Doz Yayınları, İstanbul 1991

     (22) : age, s.70

     (23) : Cahit Tanyol, Türkler ile Kürtler, s. 76 – 77, Gendaş Yayınları, İstanbul 1999

     (24) : Kutbettin Özer, Kürtler ve Anayasa, Kurdistana Bakur, 31 Mart 2010

     (25) : agm

     (26) : agm

     (27) : Yavuz Selim Karakışla, Kurtuluş Savaşımız: “Kürt Kadınları Teali Cemiyeti”, Tarih ve Toplum Dergisi, Sayı 111, Mart 1993

     (28) : Ruhat Alakom, Araştırmalarda Adı Fazla Geçmeyen Bir Kuruluş: Kürt Kadınları Teali Cemiyeti, Tarih ve Toplum Dergisi, Sayı 171, Mart 1998

     (29) : agm

     (30) : agm

     (31) : Memduh Selim Beki, İki Eser-i Mebrur, Jîn Dergisi, Sayı 20, 2 Haziran 1919

     (32) : Yavuz Selim Karakışla, Kurtuluş Savaşımız: “Kürt Kadınları Teali Cemiyeti”, Tarih ve Toplum Dergisi, Sayı 111, Mart 1993

     (33) : agm

     (34) : agm

     (35) : agm

     (36) : Kutbettin Özer, Kürtler ve Anayasa, Kurdistana Bakur, 31 Mart 2010

     (37) : M. Şerif Sevmiş, Mehâbâd: Yarım Kalan Şarkımız, Yüksekova Haber, 22 Şubat 2012

     (38) : İbrahim Sediyani, Masai Ülkesinde Mülteci Kamplarına Serdim Seccademi – 17, Ufkumuz, 12 Nisan 2012

     (39) : Kutbettin Özer, Kürtler ve Anayasa, Kurdistana Bakur, 31 Mart 2010

     (40) : agm

     (41) : Meşrûtiyet Dönemi ve Sonrasında Kürtler, Komünar Dergisi, Aralık 2011

     (42) : Kutbettin Özer, Kürtler ve Anayasa, Kurdistana Bakur, 31 Mart 2010

     (43) : Uğur Mumcu, Kürt Örgütleri, Milliyet Gazetesi, 9 Nisan 1972

     (44) : Kutbettin Özer, Kürtler ve Anayasa, Kurdistana Bakur, 31 Mart 2010

     (45) : İsmail Hakkı Şaweys, Komiteya İstiklâla Kûrdistanê, Bîr Dergisi, Sayı 2

     (46) : Meşrûtiyet Dönemi ve Sonrasında Kürtler, Komünar Dergisi, Aralık 2011

     (47) : Uğur Mumcu, Kürt – İslam Ayaklanması, s.48, Tekin Yayınları, İstanbul 1991

     (48) : Dr. Yaşar Kalafat, Bir Ayaklanmanın Anatomisi: Şeyh Said, s. 107, ASAM Yayınları, Ankara 2003

     (49) : Robert Olson, Kürt Millîyetçiliğinin Kaynakları ve Şeyh Said İsyanı (1880 – 1925), Öz – Ge Yayınları, Kasım 1992

     (50) : age

     KÜRT TARİHİ DERGİSİ

     SAYI 14

     AĞUSTOS – EYLÜL 2014

İbrahim Sediyani

Derbar Rêvebirê Çandnameyê

Rêvebirê Çandnameyê

Dikarê vê jî bixwênê

Çend Dilopên Reş Çilkiyan

”Lê li dinyayê ji kurdan mêrxastir peyda nabin. Dayikên kurd zarê xwe li çiyan û …

Bersivekê Binivîsêne

Your email address will not be published. Required fields are marked *