Çarşem , 30 Îlon. 2020

Bitlis Tarihi Konferansı – Şakir Epözdemir

26.03.2017 tarihinde “Bitlis düşünce ve akademik çalışma gurubu” tarafından düzenlenen ve “İzmir MMO Tepekule kongre ve sergi merkezi salonunda” gerçekleştirilen “Bitlis tarihi konferansında” konuşmacı sayın Prof. Yaşar Abdusselamoğlu’nun isteği üzerine Bitlis tarihi hakkında tarafımdan okunan kısa bir metin: – Şakir Epözdemir

….

Tarih konusunda Bitlis şehri bütün Kürdistan şehirlerinden daha avantajlı bir konumdadır. Elbette bunun böyle olmasında birçok neden vardır. Bu nedenlerin bir kaçını özetlersek:

1-Coğrafi konumu,

2-Stratejik alanı,

3-Ticaret yolunun içinden geçişi,

4-Önemli bir ticaret merkezi olması,

5-Şehir ve çevre istikrarını ve güvenliğini koruyan yönetime sahip oluşu,

6- Altyapısının ( Han, hamam, Pazar gibi) düzgün ve düzenli olması.

7-Temiz havası, buz gibi soğuk suyu ve bu su pınarlarının şehrin her tarafına hizmete sunulmuş olması,

8-Şehri biri birlerine bağlayan köprüler ve açılan yollarla ulaşım sisteminin çok fenni bir şekilde sağlanmış olması

9-Bütün bilim dallarının zamanın en gelişmiş medreselerinde okutulması ve bu şehirde bilgi birikiminin oluşmuş olması,

10- Şehrin gelenek ve göreneklere bağlı bir yapıya sahip olması.

11- Büyük Emîr Şemseddin, Şeref Han IV, Şeref Han V. Ve Ebdel Han gibi büyük yöneticilerle yaşamış olması,

12- Tarih Bilgini Şeref Han’ın Kürt ve Kürdistan Tarihini, Osmanlı-İran Tarihini ve Şerefnamenin Tabloları gibi çok önemli eserlerin bundan 420 yıl önce yazmış olması,

13- Şeref Han’ın torunu Ebdal Han’ın ihtişamlı yönetimini kıskanan Osmanlıların Bitlis’e müdahale etmesi,

14- Evliya Çelebi Seyahatnamesinde Bitlis şehri ve yönetiminin çok detaylı bir şekilde anlatılması,

15- Rojkanlıların tarih boyunca direniş kabiliyetleri ve yurtsever tutumları.

Bütün bu nedenlerle Bitlis Şehri çok şatafatlı ve onurlu bir biçimde tarih sahnesinde yerini almıştır.

Şimdi de tarih bilgini cennetmekân V.Şeref Han’ın 420 yıl önce yazdığı Kürt ve Kürdistan tarihinden derlemeye çalıştığım birkaç konuyu tekrarlayalım:

1-“Kürtler arasında meşhurdur ki, Bitlis kalesindeki her taşın yerine konması uğrunda Rojkan aşiretinin adamlarından birinin başı gitmiştir.” ( Şerefname- Hasad yy- 3. Baskı M.E.Bozarslan – s. 414 –istanbul)

2- “Büyük Sultanlardan herhangi biri, ne zaman Kürdistan’ı istila etmek ve Kürtleri saltanatına boyun eğdirmek isterse, her şeyden önce mutlaka Bitlis beyleriyle düşmanlık yapması ve Rojkan aşiretleriyle savaşıp ona boyun eğdirmesi gerekir. Bu Kürt aşireti saldırgana boyun eğmediği takdirde, Kürdistan’ın o teki halkları ve toplulukları kimseye boyun eğmezler” diyor ve devamında Kanuni Sultan Süleyman’ın Baykan, Motkan, Zeydani ve Bilbası aşiretleri ile 3 yıl savaştığını, neticede Rojkan kahramanlarını yenemeyeceğini anlayan Sultan, siyaset yolu ile Bitlisi Şeyh Emir Bilbasi’nin oğlu İbrahim Beye bırakarak kuvvetlerini geri çektiğini anlatılmaktadır. (a.g.e. s.414 – 415)

3-“1597 yılı olan şu tarihe kadar yaygın olan sözlere göre, atalarım olan bu hükümdarların Bitlis vilayeti ile ona bağlı olan, ona eklenen ve ona katılan yerlerin yönetimini ellerine geçirmelerinin üzerinden 760 yıl geçmiştir” der Şeref Han hazretleri. (a.g.e.s.419)

Şeref Han’ın anlatımına göre Miladı 836’dan beri O’nun sülalesi Bitlisi yönetmektedir. Ben şahsen Şeref Han’ın söylediklerine itibar ediyorum. Eğer Ahlattan Kısra hanedanına mensup Behwat’ın oğulları veya torunlarından 2 kardeşin getirilip Bitlis ve Sason yönetimlerinin başına konulmuşsa ve eğer bu doğruysa, kesinlikle 8. Asrın başında bu olay başlamış demektir.

4- … “Selçuklu Atabeylerin ( 1140 tarihinde başlayan)  Kürdistan, özellikle Bitlis Kalesi ve şehri üzerindeki egemenlikleri 40 yıldan fazla sürdü. Daha Sonra Sultan Selaheddin 1180 yılında Atabeylerin Misir, Şam ve Halep bölgelerindeki Atabegî yönetimlerini sonlandırınca, … işte o zaman … Rojkan aşireti sahneye çıktı ve ülkeye tahakküm eden, yeryüzünde fesat çıkaran Atabey’lerin kuvvetlerine ansızın saldırdı; ve kesici kılıçlarla, parçalayıcı hançerlerle onları dağlardan ve enginlerden söküp attı.” (a.g.e. sayfa 423)

5-1394 yılında Timurleng Muş Ovasında karargahını kurduğunda zamanın Bitlis Hükümdarı Haci Şeref Beg huzuruna çıkıp Bitlis, Ahlat,   Muş, Hinis ve diğer kalelerin anahtarlarını kendisine verince, bu davranış Timurlengin hoşuna gidiyor ve bir fermanname ile Bitlis ve Bitlise bağlı mülhakatın egemenliğine ilaveten Haci Şeref Beg’in mülkiyetine Pasin, Evink ve Malazgirdî da dahil ediyor ve egemenliğine bırakıyor. Bu da Bitlis için bir diploması zaferidir.

6-Şeref Han’ın anlatımına göre Bitlis Hükümdarlığı Timurleng, Kara Yusuf, Mirza Şahruh, Şah İsmail ve Şah İsmail’in oğlu Şah Tahmasp’tan fermannameler almış ve bu şah ve Sultanlar bu statüyü resmen tanıdıklarına dair bu fermannamelerle kabul ve teyit etmişlerdir.

7- Bitlis yönetimi 1533 yılında IV.Şeref Han’ın Şah Tahmasptan aldığı fermannamede şu sözler önem taşır: “- … kendisini “Han” rutbesiyle taltif  ederek ona “Şeref Han” lakabını verdik;  … Ayrıca kendisine bütün Kürdistan beylerinin ve kuvvetlerinin genel komutanlığı ve beylerbeyi görevini verdik” diyor Şah Tahmasp. (a.g.e. sayfa 492)

8- Sultan Kara Yusuf da 1418 de kaleme aldığı fermannamesinde : “ … hükümdarlar, görevliler, meslek ve sanat adamları, diğer halk, ileri gelen liderler ve Kürdistan’ın bütün Kralları; ve Bitlis, Ahlat, Muş, Hinis ve bunlara katılan ve bağlı olan yerlerin soyluları, tanınmışları, ünlüleri ve sakinler!. Hepiniz biliniz ki; en aziz, en değerli, en saygıdeğer evladım, beylik ve adalet sahibi hazretleri, en büyük Emir, Acem Emirlerinin Emiri, … Mîr Şemseddin” diyerek Emirliğini teyid ve kabul ediyor.( a.g.e. sayfa 435-436)

9- Emir Şemseddin, kendi adına parayı basan Gomeydandaki külliyeyi ve Camiyi inşa eden, birçok mimari faaliyette bulunan ve Bitlis halkı tarafından evliya olarak anılan Emir Şemseddin’den söz ediyorum. 1520’lerde birkaç Kurdistan Begleri ve Hükümdarları ile beraber Timurlengin oğlu Sultan Mirza şahruhu ziyaret eder, Sultan O’nu ve yanındaki beyleri izzet ve ikramla karşılar. ( a.g.e. Sayfa 437)

10- Şerefnamede kayda alınan Bitlis Emirlerinin diğer Kürdistan Emirlerine öncülük konusunda şu olayları hatırlıyorum. A)-1394 te Bitlis Emîri Haci Şeref birkaç Kürdistan beyleriyle beraber Müş Ovasında karargah kurmuş olan Timurleng ziyaret eder. B)- Büyük Emir Şemseddin yine birkaç Kürdistan beyleri ile Şahruhu ziyaret eder. C)-IV.Şeref Han sayıları 11’i bulan Kurdistan Beyleriyle Şah İsmaili ziyaret eder. Bu 3 olay Bitlis Beyliğinin diploması konusunda ve prestij babından lider konumunda olduğunu gösteriyor.

11-1460’larda Uzun Hasan’ın Akkoyunlu devletinin bir ucu Tokat, Erzincan, diğer ucu İran, Afganistan idı. Bu devlet hem büyük hem de çok gaddar bir yapıdaydı. Bu dönemde Bitlis Emîri İbrahim Bey’dir. Bijenoğlu Süleyman komutasındaki istila ordusu tam 3 yıl Bitlisi abluka altında tutuyor. Şerefnameye göre İbrahim kalede 7 adamıyla kalana kadar direniyor. Bu arada Bijenoğlu Süleyman Uzun Hasan’a bir gazel yazarak: “- Şaha! Ol Bitlis’ın Kürdü mutî olmaz Süleyman’e. Ezelden kalma adettir, çalışurler Ocağ üste” der. (a.g.e. Sayfa 449)

12- Kürt-Osmanlı İttifakı söz konusu olunca, bu ittifakın faturası hep Bitlis’e çıkarılıyor. İdris-i Bitlis-i’den, ve bu projenin sahibi olan Büyük Şeref Han’dan şikayetçi aydın ve kellifelli aydınlarımız hala var. Oysa IV.Şeref Xan Osmanlılarla temasa geçmeden 6 yıl önce Şah İsmail ile anlaşıyor ve Şah İsmail Bitlis Hükümdarlığını resmen tanıyarak bir fermanname ile bu yönetimi teyit ediyor Şöyle ki:

Şah İsmail Maraş ve Harput’u kendine bağladıktan ve Diyarbakır’ı Akkoyunlu devletinin Valisinden teslim aldıktan sonra, Bitlis yoluyla İran’a doğru hareket ediyor ve Ahlât civarında molla vererek karargâhını kuruyor. Bundan sonra sözü Şeref Hana bırakıyorum: “-Bu sırada Emir Şeref O’nun yüce huzuruna gidip kendisiyle mutluluğa kavuştu. Sonra da ulu Şah’ın gelişini kutlamak amacıyla, yüce ve şahane bir ziyafet vermek işini hazırladı. … Bu büyük ziyafetin bitmesinden sonra, Emir Şeref bu sefer bol ve büyük hediyelerini sundu. Soylu atları eğerleriyle, koyunları sürülerle, deve ve katırları dizilerle hediye etti. Bu durum Şah’ın kendisine hayran olmasını ve büyük ölçüde sevinç duymasını sağladı. Bunun sonucu olarak O’nu yüce ilgisinin kapsamı içine aldı ve değerli güvenini verdi; Bitlis Eyaleti’nin kendi yönetiminde kalmasına dair yüce bir emirname çıkardı ve Emir şeref’i değerli hil’latlerle taltif etti”. (a.g.e. sayfa 471- 72-73 )

13 – (1533’te) … “Şah Tahmasp IV.Şeref Han’a bir emirname yazarak Azerbeycan Eyaletinin Muhafızlığını ve bütün durumlarda oranın işlerinin yönetimini kendisine verdi; ayrıca, Helhel Sultan Arapkırlû, Uveys Sultan Pazukî, Kaçar Ecel Sultan, Emîre bey Mahmudi, Tebriz Valisi Musa Sultan gibi bazı Kısılbaş komutanlarının da, durum gerektikçe kendisine yardımcı ve destek olmakla  görevlendirdi.” (a.g.e. sayfa 495)

14- 1534 sonbaharında Diyarbakır Beylerbeyi Fîl Yakup ve Ulema Tekelu Osmanlı Hassa Ordusu ve Kürdistan Beylerinin kuvvetleri Bitlis’e saldırmak üzere yola çıktığında IV. Emîr Şeref savaş divanını topluyor ve Osmanlı kuvvetleri geldiğinde taktik olarak Aladağ ve Eleşgirte doğru çekilmeyi, İran kuvvetlerinin desteğini aldıktan sonra Osmanlı Ordusuyla savaşmayı öneriyor, Şeref Xan’ın vekili Seydi Ali Pertavi bu görüşe katılmıyor, Şeref Han’ın huzurunda ve yüce divanında şunları söylüyor:”- Eğer Rojkanlılar Ulema Tekelu ve avamesine karşı savaşmakta gevşek ve umursamaz davranırlarsa, ben o zaman Bitlis Vilayetindeki Ermeni’leri ve Hiristiyan’ları toplayıp bunlarla saldırganlara karşı savaşırım” demiş.( a.g.e.sayfa 497)

15- Şeref Xan, Hazzo hükümdarı Mihemmed Beyin kızıyla evlenen babası Emir Şemseddin’in düğününü anlatırken tarihe not düşürecek birkonuyu şöyle anlatıyor: “- O sırada Büyük misafirlerin önde gelenleri Hakkarılı Seyyid Muhammed, Botanlı Şah Eli Beg, Sultan Melik Halil Eyyubî, Palolu Hasan beg vardı. … Meclis dağılıp da bir benzeri görülmemiş bu düğün sona erince Şeref Han, Kürdistan Büyüklerinden ve beylerinden olan misafirlerine büyük hediyeler ve armağanlar sundu; üzerlerine yüce hilatlar giydirdi; sonra da dönmeleri için kendilerine izin verdi”. ( a.g.e.sayfa 500)

16- Şah İsmail ile ilk anlaşan IV. Şeref Han’dır. Bu anlaşmadan bir yıl sonra Hasankeyf hükümdarı Melik Halil Eyyubî, Cizre Hükümdarı Şah Eli Beg başta olmak üzere sayıları 11’i bulan Kürdistan Beylerini Şaha götüren ve Şah İsmail ile oturup Kürdistan beyleri ile bir ittifak çerçevesinde anlaşmak isteyen Kürt Beylerine önderlik yapan Şeref Handır. Şah İsmail’in yanlış tutumu sonucu Şah ile anlaşma umudu kalmayınca Osmanlılarla ittifak kurarak bütün şehir ve kaleleri Kurtuluşu sağlayan Şeref Han’ın ve Mewlana İdris’in projesidir.

Peki neden ve hangi yüzle ve de hangi andlaşma maddesine göre 1533,1534, 1535/37 ve en son 1655’te Melik Ahmed Paşanın Bitlis üzerindeki seferine bildiğimiz tam 4 sefer Kürdistan Begleri ve hükümdarları Osmanlıların Bitlis üzerindeki seferlere itiraz etmeden katılıyorlar? Ve birkaç soru daha:…

a)- Bitlis Hükümdarları Osmanlı kuvvetleri ile birleşip her hangi bir statünün üzerine saldırmışlar mı?…

b)- Kürt-Osmanlı İttifak antlaşmasında “Osmanlıların herhangi bir Kürdistan statüsünü ortadan kaldırmaya yeltendiğinde diğer beyler Osmanlıları destekleyecek diye bir kayıt var mı?…  c)- Neden Mevlana İdris’ten sonra bir daha 28 veya 50 ( daha sonra 140’e varan) Kürdistan statüleri bir araya gelip hiçbir konuyu sorgulamadılar?… d)- Mevlana İdris’ten sonra, neden koskoca bir coğrafya da başarı sağlayan ve amacına ulaşan bir diplomat veya gerçek bir lider ortaya çıkmadı?  Bu sorularım 1514-1847 Mîrler dönemini kapsayan 333 yıllık zaman içindir. Diplomaside başaran ve savaşarak sonuç alanları soruyorum. Yenilen ve yenilgileri ile Kürdistan’ın sömürgeleşmesine katkı sağlayan hareketleri saymaya kalkmayınız.

Lütfen tarihi olayların farkını görelim! Madalyonun her iki yüzüne bakalım. Emir Şemseddin Rehva da, Taxtelû ile Başhan arasında hayatını verdi, şehit oldu,  Akkoyunlu devletine teslim olmadı. Onun oğlu IV. Şeref Han Tatık Ovasında başını verdi Kanuni Sultan Süleymana teslim olmadı, O büyük devlet adamının oğlu Emir Şemseddin Han Bitlisi Malatya ve Maraş şehirleri ile değiştirmeyerek gitti Şah İsmail’in oğlu Şah Tahmasp’a sığındı ve ölünceye kadar vatan hasretini taşıdı; onun oğlu V.Şeref Xan İranda doğdu, Şah Tahmaspın Sarayında okudu, donandı 36 yaşında gelip baba ve atalarının devletinin taç ve tahtına kavuştu, Şeref Han V.’ın oğlu Emîr Şemseddin’î  Avrupalı Seyyah Pietro Della Vella çok güzel anlatmıştır;  seyahatnamesine aldığı o müthiş olay makalenin sonuna eklenmiştir( 1 ) ve bu Emir Şemseddinin Ebdel Han adındaki oğlunun Melik Ahmed Paşa’nın 100.000’lik kuvvetine karşı Bitlis şehrinin yıkılmasını istemeyen zamanının en iyi hükümdarı 5000 savaşçıyla Motkan dağlarına çıkarak belki tarihte ilk olarak Gerilla taktiğini uygulayarak şehrini işgal kuvvetlerine teslim etmedi.

(  1  ) —17.yüzyılda Yabancı Gezginler Gözüyle Kürdistan:

Merhum İsmet Şerif Vanlı “Batılı Eski Seyyahlar Gözüyle Kürtler ve Kürdistan” adlı yapıtında verdiği bilgiler ışığında bu Seyyahların Gözüyle birkaç örnek vermek istiyorum.

1616’da Pietro Della Valle İstanbul’dayken önemli bir haber alır. Kürdistan’dan gelen Bitlis Hanı’nın şehre varışından bahseder. “- Bu prens, İstanbul’a, Nafiz Paşa’nın ölümünden az önce elinden alınan, bir kısmını yeni yeni tekrar ele geçirdiği topraklarının tümünün geri verilmesini sağlamak için İstanbul’a gelmişti” der.

Sultan Ahmed devridir. Büyük bir nüfuza sahip olan Bitlis Hanı’nın bütün istekleri yerine getirilir. Han, Sultan huzuruna kabul edilir, mülkiyet ve tüm hakları geri verilir. Bununla da yetinilmez ve suçlu vezir öldürülür. Fakat Han, bunların bedelini İran’a karşı savaşmak üzere Sultanın emrine bir Kürt ordusu vermek ve ayrıca ona armağanlar sunmakla ödemek zorundadır.” der. Della Valle (s,23-24-25).

1616’da İstanbula giden Prens Abdal han mı? Babası Emir Şemseddin mi? Büyük ihtimalle Bitlis Hükümet Başkanlığını 1597 de babası V.Şeref Han’dan devir alan Emir Şemseddin’dir bu Prens. Arazileri antlaşmalara aykırı ve Bitlis yönetimini ortadan kaldırmak için Kanuni Sultan Süleyman zamanında gasp edilmiştir. Bitlis’in arazıları derken, Bitlis, Ahlat, Muş, Hınıs ve bütün mülhakatıdır. Kavar, Simek, Motki, Baykan da buna dahildir. 1579 da 3.Murat Şeref Hanı’ı İrsi hükümetinin başına geçmesi için Nehcivan’dan çağırttı, bir fermanname ile bütün kanuni haklarını iade etti ama geçmişte kalan 40 yıllık Osmanlı istilası döneminde bu topraklar babalarının helal malıymış gibi Bitlis’ten ayırmışlardı. İşte Nafiz Paşanın kellesi uçtuğunda demek ki bütün günahlar kendisine yüklendi ve prensimizin talepleri yerine getirildi. (Bak: Kürt-Osmanlı İttifakının 500. Yılı s.150 –Şakir Epözdemir)

Sayın Yaşar Abdusselamoğlu ve Konferansın Tertip komitesi tarafından konferansta Bitlis tarihi ile ilgili bu metni okumama fırsat verdiklerinden dolayı  teşekkürlerimi ve ve en derin saygılarımı sunarim.

Derbar Mêvan

Mêvan

Dikarê vê jî bixwênê

EDEBÎYATA KLASÎK A ÎSLAMÎ/ROJHILATÎ

Edebîyata klasîk, ji edebîyata nivîskî ya ku di serdema îslamî de, di bin bandora îslamê …

Bersivekê Binivîsêne

Epeyama we nayê weşandin. Qadên pêwist bi * hatine nîşandan.