Duşem , Berfanbar 18 2017
Malper / Dîrok / 1914 Bitlis Kürd İsyanı öncesi ve sonrası mektupları

1914 Bitlis Kürd İsyanı öncesi ve sonrası mektupları

Bu çeviriler, Bitlis İsyanı sırasında, şehirdeki Holyoke Amerikan Ermeni Kız Koleji’nde 1915’e kadar görev yapmış rahibe Mary D.Uline ve rahibe Charlotte E. Ely’ın, Holyoke’nin Boston merkezindeki rahibe arkadaşlarına yazdıkları mektuplardır.

‘Bitlisli Kürdler, başkaldırarak başkenti Bitlis olacak bağımsız bir Kürd Krallığı kurmayı arzuluyorlardı’.

 

Birinci mektup

Bitlis, 11 Mart Çarşamba, 1914

Bu sabah ortalıkta dolaşan söylentilere göre, Bitlis’e bir kaç saatlik uzaklıktaki bir köyün yakınında, Kürdlerin epeyi kalabalık bir şekilde toplandıkları haberi gelmiş. Erkek sınıflarımızın olduğu okulumuzdan sorumlu bay Maynard, bu söylentiler hakkında bilgi almak için gittiği dışarıda, Bitlis Rus Konsolosluğu tarafından kendisine, duyduklarımızın doğru olduğu ve o yönde bir raporun onlara da ulaştığını söylenmiş. Konsolos ayrıca; bu Kürdlerin, lideri olan Seyyid Ali önderliğinde bir takım taleplerini hükümete bildirmek için Bitlis’e doğru ilerledikleri de haber vermiş. Bu taleplerin ise; dış ülkeler tarafından bu bölgede uygulanması planlanan yeni reformlardan vazgeçilerek eski yönetime geri dönülmesi, var olan devlet memuru sayısının ve maaşlarının azaltılması, vergilerin düşürülmesi ve bir takım başka taleplerin olduğuymuş.

 

Söylenenler arasında Kürdlerin şehirdeki Hristiyanlara da bir mesaj gönderdikleri ve bu mesajın da, onlara hiçbir şeyin olmayacağıymış. Ancak Kürdlerin bu taleplerine bakılırsa ve istedikleri gibi rejim eskiye dönerse, onlar da üstelik ceza almadan Hristiyanların mal ve mülklerini istedikleri gibi yağmalayabilir ve katledebilirler. Kürdlerin verdikleri taahhütlere pek güvenmeyen Hristiyanlar dükkanlarını açmadıkları gibi değerli mal ve eşyalarını da daha güvenli yerlere taşıdılar. Ermenilerin dükkanları açık değil ve Türklerin dükkanlarının çoğu da kapalı. Kış boyunca Kürdlerin hükümete karşı baharda büyük ve genel bir isyan çıkarmak için silahlandıkları söylentileri vardı. Aslında Kürdlerin bu girişimleri bu kadar erken beklenmiyordu, ancak hükümete karşı bir kaç defa kafa tuttuğu için tutuklu bulunan Seyyid Ali Bey’in sağ kolu olan Hoca’yı (Mele Selim) askerlerin elinden kurtarmış olmaları, bu girişim kararlarını hızlandırmış olmalı. Ê tabi diğer taraftan Kürdlerin Hoca’yı askerlerin elinden kurtarmış olmaları, hükümete karşı başkaldırdıklarının zaten açık göstergesiydi. Belki de askerlerin Hoca’yı geriye almak için tekrar harekete geçeceklerini düşündüklerinden askerlere karşı hazır olmak için de toplanmış olabilirler. Tam olarak ne için toplanmış olurlarsa olsunlar (ki kış boyu çok kapsamlı ve genel bir isyan çıkartacaklarını duymuştuk, ancak şuana kadar başka bir yerden de böyle bir toplanma haberi yok) bu yakınımızdaki Kürdler, taleplerini hükümete iletmek üzere, Bitlis’e bir veya iki gün içinde gelecekleri haberini göndermişler.

Bay Maynard İstanbul ve Erzurum’a telgraf çekti. Bulunduğumuz koşullar içerisinde, bizlerin tam olarak ne olup bittiğini bilmemiz açıkçası çok zor. Gerçeklerle alakası olmayan o kadar çok söylenti var ki. Burada bir şey herkes için kesin, ki o da en kötü senaryoya hazırlıklı olmak. Eski hükümet döneminde Ermenilerin silah bulundurmaları yasaktı, ki ev aramalarında bir bıçak dahi bulunursa tutuklanıyor, hatta öldürüle biliniyorlardı. Ancak son bir kaç senedir, hem Türklerin başka devletlerle cereyan eden savaşlarla meşgul olması, hem de yeni hükümetin tam olarak bölgede otoritesini sağlayamamış olmasını fırsat bilen Ermeni direnişçiler, dışarıdan ülke içine silah getirdiler ve direnişçi olsun olmasın tüm Ermeniler kendilerini savunabilmek için hazırlık yapıyorlar. Ermeniler de şimdiki hükümete pek güvenmemekteler. Çünkü ister devletin imkansızlığından veya korumak istemediğinden olsun, hem canlarının hem de mallarının garanti altında olmadıklarını biliyorlar. Yani burada hükumet yok kısacası. Yeni bir rejim ve hükümetin olmasını aslında Ermeniler çok istiyor, ancak yaşam şartları ve imkanlarının yeni reformlarla daha iyi olacağı üzerine o kadar gerçekleşmemiş vaatler duymuşlar ki, artık hiç bir kimse ve şeyden herhangi bir beklentileri olmadığı gibi, kimseye bellerini de bağlamamakta kararlılar. Aşikar olan başka bir şey de, karışık durumdaki bir ülkede Kürdleri durdurmak ve başkaldırılarının önüne geçmenin tek çaresi, dış güçlerin müdahale ederek kontrolü ele almalarıdır. Türkiye savaşlar, hastalıklar ve yetersiz ve hijyenik olmayan tıbbi malzemelerden dolayı o kadar çok askerini kaybetti ki. Daha geçen kış sadece Van’da 1500 asker tifodan dolayı öldü. Yani eğer Kürdler tarafından bir isyan gerçekleşirse, onları bastıracak herhangi yeterli bir askeri gücün olmamasından çekiniyoruz. Bunların yanında ordudaki var olan askerlerin büyük kısmı zaten Kürd ve herhangi bir Kürd isyanında bu askerler de haliyle kendi insanları olan Kürdlere katılacaklardır. Herhangi bir çatışma durumunda Ermenilerin tek umudu ve güvendikleri, sahip oldukları savaşma teknikleri. Ayrıca kendilerine önceden ulaşan uyarılardan dolayı şimdilik daha sakinler. Buradaki evleri yüksek kalın duvarlar ve demirli pencerelerle çevrili, ki bu mekanlar bir de silahlar ila içeriden savunulursa, dışarıdan buraya saldıracakların durumu kötü olur. Daha önceki katliam ve saldırılar, hep çarşıda ve hiçbir uyarı olmadan gerçekleştiler. Kürdler bu sefer zahmet edipte Hristiyanlara herhangi bir şeyin olmayacağı ve bir zararın verilmeyeceğini önceden haber vermişler. Bu uyarıyı yapan aynı Kürdlerin, hiç bir kanun tanımadıkları, yağmalamaktan zevk aldıkları ve dişlerine kadar silahlı oldukları bilinen bir durumdur. Kürdlerin genel bir isyan çıkartmalarının arkasında olabilirlikler arasında ya Sultan Abdülhamit yanlısı eski parti yada yabancı güçlerin Türkiye’de uygulamak istedikleri hegemonya politikalarını bozup, kendisinin çoktandır istediği müdahale etmesine fırsat yaratmak isteyen Rusya. Eğer buradaki Kürdler planladıkları gibi Bitlis’e gelirlerse ve taleplerini de sunarlarsa, hükümetin onları tatmin edebileceği tek şey, istediklerini vermek olacaktır, ki bu da bir aldatmaca olacaktır. Çünkü bu karar İstanbul hükümeti tarafından onaylanmayacak, buradaki vali görevden alınıp yerine başka biri atanacak ve bu böyle devam edecek. Tabi bu zaman içerisinde yabancı hükümetlerin alacakları yeni kararlar ve uygulamalar yürürlüğe girmezse, Kürdlerin talepleri daha zorlayıcı bir hal alacaktır. Şehirdeki Rus konsolosu, gerginliğin daha da tehlikeli bir hal alması durumunda, bizim her iki okuldaki öğrencilerimizi de alarak konsolosluğa gelmemizi teklif etti. Biz misyonerler günde bir saat her gün okulumuzun damında yürüyüş yaparız. Çünkü özellikle kışları kardan ve çamurdan dolayı sokak ve bahçelerde yürümek imkansız olduğundan, spor amaçlı yürüyüşlerimizi damda gerçekleştirmekteyiz. Ancak artık buna ara vermemiz gerekecek çünkü Kürdlerin tüfeklerinden çıkacak kurşunlara hedef olmak istemeyiz, ki yakınlardaki tepelerde olabilirler.

 

12 Mart Perşembe sabahı

Kürdlerin Cuma gününe kadar Bitlis’e gelmeyecekleri haberini aldık. Kaç kişi olduklarına dair değişik söylentiler var. Bazıları 16 bin kişi olduklarını söylerken, biz en fazla 1600 kişi olabileceklerine, hatta o kadar da olamayacaklarına inanıyoruz. İstanbul’dan aldığımız bir telgrafa göre; büyük elçilik durumdan haberdar olmuş ve burada olup bitenler hakkında hükümetten günlük bilgi aktarılması ile, bizim güvenliğimizin sağlanması konusunda talepte bulunmuş. Kürdler daha da gözlerini karartırlarsa, hiç çekinmeden kararlı bir şekilde sırf İstanbul ile olan irtibatı kesmek için, telgraf tellerini dahi keserler. Şuan bir sessizlik hakim şehirde. Sokakta devriye için kol gezen Ermenilerin dışında tüm Ermeniler evlerinden çıkmadılar bugün.

 

Öğleden sonra: Seyyid Ali Bey’in şehre geldiğine dair bir duyum aldık. 30 atlı ile beraber geldiği söylense de, ortak kanı iki-üç atlı ile beraber geldiğidir. Büyük Müftü’nün evinde kaldığını söylediler. Vali kendisi ile görüşmesi için Valilik binasına gelmesi konusunda ona haber yollamış, ancak Seyyid Ali Bey Vali görüşmek istiyorsa o buraya gelsin diye geriye mesaj göndermiş. Artık geç olduğundan, ertesi günün de Cuma ve Türkler için mübarek ve bir tatil günü olduğundan, görüşme Cumartesi’ne kalmış.

 

13 Mart Cuma sabahı: Kürdlerin bugün şehre geleceklerini bildirmiş olmalarına rağmen, sabah 07:30 olmuş halen herhangi bir hareket yok. Ermeniler de dahil kimse cesaret edip de dışarı çıkmadı. Çarşı sessiz ve Kürdlerden ses seda yok. Kürdler ne yapıyor diye öğrenmek için dışarı çıkmaya yavaş yavaş cesaret ediyor millet. Söylenenlere göre Seyyid Ali Bey’in de talimatıyla Kürdler geri çekilmişler ve kendilerine taleplerinin yerine getirileceği ve 1 aya kadar da onlarla görüşüleceği iletilmiş. Ermeniler bu gelişmenin onlarda var olan güvenlik endişesini daha da uzatacağını ve kendilerinin ne olursa olsun teyakkuzda olacaklarını söylüyorlar. Hiç kimse çarşıya gitmemeye kararlı.

 

Cuma öğleden sonra: Erzurum’daki Britanya konsolosluğundan gelen bir telgrafa göre, Babı Ali’den (Osmanlı Hükümeti) İstanbul’daki büyükelçiliğe gönderilen bir telgrafta Bitlis’teki Kürd liderlerinin kesinlikle tutuklandığı ve isyancı Kürdlerin de dağıldığı bildirilmiş. Bizler bunun kesinlikle gerçeği yansıtmadığını bildiğimiz gibi, hükümetin de ne kadar güvenilmeyeceğini de görmüş olduk.

 

Cuma akşamı: Duyduğumuza göre Seyyid Ali Bey’in Hocasının kaldığı evi hükümet güçleri kuşatmışlar ve söylenilen diğer bir şey de, valinin görüşme talebini ret eden kişi Seyyid Ali bey değil bu Hoca imiş. Kulağımıza gelen diğer bir bilgi de, Vali Bey ile Seyyid Ali Bey’in ayrı bir yerde baş başa görüştükleri ve Vali’nin zaman kazanmak amacı ve Bitlis’e daha fazla asker getirmek için, Seyyid Ali Bey’in taleplerini kabul ettiği gelişmesi. Yalnız Vali’nin bu gayret ve çabaları pek Seyyid Ali Bey’i ikna etmemiş olacak ki, Seyyid Ali Bey adamları olan Kürdlere yaveri ile haber gönderip, akşama Bitlis merkezinde bulunan manastır yakınlarında toplanmalarını emretmiş. Bu durum üzerine Kürdlerin akşam toplanacakları yere hemen 60 asker gönderilmiş ki, onları orada durdursunlar diye. Ayrıca hükümet Ermenilere de haber salarak, silah taşımalarına, sokaklarda devriye gezmelerine ve kendilerini taşıyacakları silahlarla korumalarına izin verildiği ve askerlerin kesinlikle onlara bu durumda müdahale etmeyecekleri bildirmişler. Bitlis’te var olan asker sayısı 120 ve bu sayı, olabilecek bir saldırıda kesinlikle yetersiz kalacaktır. Bay Maynard, yanında papaz ve iki öğretmen olmadan Vali’nin yanına giderek silah ve asker istedi. Vali silah yardımında bulunamayacağını ancak acil bir durumda bize 3 asker gönderebileceğini söylemiş. Şehirdeki Rus konsolosluğu bize biraz uzakta olduğundan, acil bir durumda oraya gitmemiz imkansız olur.

 

14 Mart Cumartesi sabahı: Şehirdeki Ermeniler gece boyunca hiç uyumadılar ve sabaha kadar sokaklardaki erkeklerin konuşmaları duyuluyordu. Çok heyecan vericiydi. Seyyid Ali Bey dün gece şehirden ayrılmış diye haber geldi, ki büyük olasılık adamlarının bilgisi dahilinde bir şeyler yapacaklar. Bir gün daha bu şekilde geçti. Şehrin Ermenileri dört gündür iş yerlerine gidip dükkanlarını açamadıkları gibi, ileriye dönük herhangi güven verici bir gelişme de yok. Bugün baharın ilk yağmuru yağdı. Sokaklar ve caddeler yine berbat bir duruma dönüşecekler. Gün içerisinde öğrendik ki, o Hoca da dün gece şehirden ayrılmış ve beklenildiğinin aksine, küçük bir grup gelmiş manastırın oraya dün gece ve o Kürdlerden dördü karakola götürülmüşler bu sabah. Yağan yağmur şiddetini artırarak karla karışık dolu halinde yağmaya başladı ve bu durum saldırı yapmayı planlayanların işlerini çok zorlaştıracaktır. Vali’nin Kürdlerin taleplerini bir ay içerisinde yerine getireceği sözü vermesi ancak bununla beraber şehre alenen asker yığma girişimine kalkışması, açıkça bize göre çok tutarsızca bir durum. Çünkü bu durumu Kürdler fark ettikleri vakit, kesinlikle saldırıya geçeceklerdir, tabii eğer bizim bilmediğimiz başka gizli bir anlaşma yoksa aralarında.

 

Cumartesi öğleden sonra: Bütün sabah boyunca esen şiddetli fırtına, başka hiç bir şekilde sakinleşmeyecek şehir ahalisinin imdadına Hızır gibi yetişti. Çünkü kısa bir zaman için de olsa, bu zaman zaafında kendilerini güvende hissettiler. Okulumuz erkek öğrencilerinin bir öğretmeni, şehrin bu yakasının değişik yerlerine ‘ akşam saat 7’den sonra kesinlikle dışarıda toplanılmaması’ yasağı içeren levhaların asıldığını bize söyledi. Eğer belirtilen bu saatten sonra herhangi birisi sokaklarda görülürse, yetkililere kim olduğunu ve ne amaçla dışarıda bulunduğunu belirtmesi gerekli. Eğer bunu yapmazsa tutuklanır hatta olduğu yerde vurularak öldürüle bilinir. Herhangi bir silah bulundurmak kesinlikle yasak. Aslında levhalarda daha çok maddeler varmış, ancak okulun karşısına asılan o levhanın biri tarafından tahrip edilmesi sonucu sadece bu üç madde okunabilmiş öğretmen tarafından. Biz bütün bu gerilim ve heyecanı yaşarken, meğerse tüm şehir vuku bulan durumdan haberdar değilmiş. Bu arada bu şehrin nüfusu 40 bin kişidir ve dağ yamaçlarına serpilmiş küçük vadiler üzerinde, beş ayrı mahalle ve bölgeden oluşur.

Bizim bulunduğumuz kısımda büyük oranda Ermeni nüfusu var ve eğer Kürdler hükümet binalarına saldırırsa, buradan geçmeleri gerekmekte. Silahlı Kürdlerin bu güzergahtan geçme ihtimali, buradaki Ermenileri huzursuz etmekte, ki eğer bir önceki hükümetin yaptığı gibi şimdiki hükümet de evlerini silahlardan arındırmak için baskınlar ve aramalar yaparlarsa, Ermeniler ile birlikte başkalarının da canı yanacaktır kesin. Çünkü bu sefer Ermeniler tam teçhizatlı silahlanmış durumdalar. Vali, bir saldırı ihtimalinin artık olmadığını, tehlike durumunun arz etmediğini ve artık herkesin çarşıya ve işlerinin başına dönebileceklerinin garantisini verdiğini haber vermekte.

 

15 Mart Pazar: Sessizlik hakim. Gerilim ve heyecan atmosferi kaybolmakta. Şehir ahalisi şimdilik bir tehlikenin kalmadığını düşünüyorlar.

 

16 Mart Pazartesi sabahı: Gelen bir habere göre Seyyid Ali Bey tekrardan şehre dönmüş. Dün söylenilenlere göre Ermeniler işlerinin başına bugün dönebileceklerdi. Bazıları sabah gitmişlerdi de dükkanlarına, ancak aldıkları bu haberden sonra, güvenliğin olmadığını düşünerek tekrardan hepsi evlerine geri döndüler. Seyyid Ali Bey tekrardan hiçbir Hristiyan’ın endişelenmemesini ve onlara herhangi bir zarar gelmeyeceği garantisini yinelemiş. Ne yazık, 18 sene önceki gerçekleşen katliamın bir gün öncesinde de kendilerine böyle bir garanti verildiğinden, Ermeniler şimdi daha da bir endişeye kapıldılar. Ne kadar doğru bilemiyoruz ancak Kürdlerin Van’da da sıkıntı yarattıkları haberleri gelmekte. Öte yandan Kürdler tutuklu bulunan o dört Kürdün serbest bırakılmaları için haber göndermişler ve ‘ eğer salıverilmezlerse çok kötü şeyler olur’ diye de eklemişler. Şimdilik buradaki Britanya Konsolosu konumunda gibi hareket eden bizim ahbabımız bay Maynard, kendisine gelen bir mesajı bizlere iletti. Mesajda çarşıda hiçbir Ermeni’nin bulunmadığını, ancak çok az sayıda bazı Kürdlerin olduğunu aktardı. Ayrıca o alıkoyulan dört Kürdün köylüleri olan bazı Kürdlerin, dört zaptiyeyi alıkoyup silahlarını aldıkları da bildirildi. Köylüler karakoldaki Kürdlerin serbest bırakılması halinde onların da bu zaptiyeleri serbest bırakacaklarını söylemişler, ki zaptiyelerden ikisini silahlarını aldıktan sonra bu mesajlarını Vali’ye duyurmak için zaten serbest bırakmışlar. Ancak bay Maynard’a göre Vali Kürdlerin salıverilmesini reddetmiş. Geçen gece bir Ermeni genci her zaman olduğu gibi sabaha pişireceği ekmeklerinin mayalarını yapmak için fırınına giderken tutulup hapse atılmış. Gerekçe ise o saatte izinsiz olarak neden dışarı çıkmış.

 

Bu olup bitenler ve gerginlikler umursamamaya çalışılsa da, net bir şekilde insanların talihsizce iş güçlerinden olmaları ve mağduriyetleri görülmekte. Bu şekilde çaresizce sadece bekleniliyor. Ne için?.

Dün gelmesi gereken ancak gelmeyen postanın da niye gelmediğine dair bir fikrimiz yok. Posta ile gönderilen ve gelmesi gereken mektupların, önceden açıldıkları yada imha edildikleri zamanlar oluyor ve eğer bu postaya da aynı şekilde müdahale ederlerse, bu mektup da sizlere ulaşmayabilir.

 

Mary D. Uline, 11 Mart 1914 – Bitlis

 

İkinci mektup – Bitlis İsyanı sonrası 1 Mayıs 1914

 

Sevgili dost,

‘Bu bahar Bitlis şehri, buradaki Kürd kesiminin ve şehrin dışındaki Kürdlerin birleşerek hükümete karşı ayaklanmalarına sahne oldu. Hem bu yeni hükümetten hoşnut değillerdi, hem de yeni reformları uygulamak üzere buraya gelmeleri planlanan yabancı müfettişleri istememekteler. Başkaldırarak başkenti Bitlis olacak bağımsız bir Kürd Krallığı kurmayı arzuluyorlardı.

 

 

31 Mart günü çevre köylerden, Kürdlerin şehir merkezine bir saldırı gerçekleştirmek için dağ yamaçlarında toplandıklarına dair bir bilgi geldi. Bu durumu kontrol etmek için hemen askerler gönderildi. 2 Nisan sabahı saat 5’te, şehrin Kürdleri ile birlikte, civar köy ve kasabalardan şehre gelen Kürdler, tepelerde ve mezarlıklarda toplanmaya başladılar.

Yaklaşık bir saat boyunca meydan okuyup, marşlar söylediler. Hükümet güçlerinin ağır silahlarla ateş açması sonucu Kürdler sağa sola kaçıştılar. Yaklaşık iki yüze yakını, Ermeni kilisesinin arkasına kaçarak, oradan almış oldukları siper ile aşağıdaki askeri barakalara ateş ettiler. Hükümet güçleri tarafından tüm gün boyunca sürekli ateş açıldı onlara. Bütün bu çatışmalar bizim çok yakınımızda cereyan ettiğinden, bizim binalar da kurşunlara hedef oldu. On üç kurşun bizim şapelimize (küçük kilise) isabet ederken, üç tane de bay Maynard’ın evine isabet etmiş. Pencereden giren bir başka kurşun ise, ahşap oymaları delerek karşı duvara saplanmış. Önceden barikatla kapatılmış pencereler, başka kurşunların neden olabileceği tahribatları engellediler. Üç Nisan sabahı, askerlerin şehirdeki tüm tepeleri ele geçirmesi sonucu, Kürdler geriye çekilmek zorunda kalarak şehirden kaçıp dağlara sığındılar. Bayan Uline bu başkaldırı ile ilgili çok daha detaylı ve kapsamlı bir yazı 22 Nisan tarihli ‘Orient’te kaleme aldı, ki zaten ben de oradan alıntı yaparak bu olanları aktarıyorum. Kürdlerin liderlerini ve bir çok önde gelenlerini, hükümet yakın zaman önce idam etti. Hükümetin beklenilmeyen düzey ve tahmin edilemeyecek ölçüdeki bu tedbiri, bize Kürdlerin en az bir nesil boyunca, tekrardan böyle bir kalkışmaya girişmeyeceklerini garanti ediyor. Çünkü oldukça gururları kırılmış ve itaat etmek zorunda bırakılmış durumdalar. Aslında İsa’nın öğretisi olan Hristiyanlığı onlara anlatmak ve onları ikna edebilmenin şu an tam zamanı. Çünkü şeyhleri ve dini adamlarına olan güvenlerini yitirdikleri gibi kendi dinlerine karşı olan inançları da kırılmış durumda. O yüzden fırsatı değerlendirmek için, bu görevin neferlerine büyük iş düşüyor. Bu uğurda çaba harcayacak görevlilerin o fırsatı yakalayabilmeleri için sizlerden dua etmenizi talep ediyorum, ki başarıya ulaşabilsinler.

 

Bu aralar üç öğrencimizin mezuniyet töreni hazırlıklarından dolayı çok yoğunuz. Ayrıca bay ve bayan Maynard, bizim görevimize istinaden, yıllık toplantıda bizleri temsil etmek için Harput’a gidecekler. Dönüşlerinde bay Knapp’ı da beraberlerinde getirecekler, ki eşi de zaten sonbahar da buraya gelecek. Bu şekilde geçen yıllara göre daha da kalabalık bir kitle olacağız.

Önümüzdeki yılın çalışması için ihtiyacımız olan fiziki ve ilahi gücü, Tanrı’dan özel olarak kutsaması için dua etmeni senden rica edebilir miyim?

Rahibe Charlotte E. Ely , 1 Mayıs 1914 – Bitlis

Araştırma ve çeviri: Baran Zeydanlıoğlu – 18 Eylül 2017

Alıntı: Bitlisname.com 

Hûn dikarin van nivîsan jî bixwînin.

Cenga Tebûkê Ku Cenga Zor û Zehmetiyê Ye (Li gor Hedîsan)

Ji Ebû Mûsa (Xuda jê razî be) hatiye ku: Hevalên min, min şandin cem Hz. …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir