Duşem , Berfanbar 17 2018
Home / Dîrok / 1888 Tarihli Türkçe Dünyalar Sözlüğü Kamusu’l Alam’daki Kürdistan Tanımı

1888 Tarihli Türkçe Dünyalar Sözlüğü Kamusu’l Alam’daki Kürdistan Tanımı

Asya-yi Garbi’de kısm-ı azamı Memalik-i Osmaniyye’de ve bir kısmı İran’a tabi büyük bir memleket olub, ekseriyet üzere ahalisi bulunan Kürd kavminin ismiyle tesmiye olunmuşdur.

 

Kürdistan

Asya-yi Garbi’de kısm-ı azamı Memalik-i Osmaniyye’de ve bir kısmı İran’a tabi büyük bir memleket olub, ekseriyet üzere ahalisi bulunan Kürd kavminin ismiyle tesmiye olunmuşdur. Bu isim taksimat-ı mülkiye ve siyasiyeye dahil olmayıb, vaktiyle bizde Kürdistan Valiliği ve şimdi İran’da Kürdistan Eyaleti bu isimle müsemma memleketin bütününü ihata etdiği gibi, Kürdler dahi dağınık ve sair akvamla karışık bulunduklarından, Kürdistan’ın hududunu tamamıyla tayin etmek müşküldür. Ancak takribi olarak diyebiliriz ki: Kürdistan Urmiye ve Van göllerinin sevahilinden Kerha ve Diyala nehirlerinin menbaına ve Dicle’nin mecrasına dek mümted olub, garb-i şimaliye doğru hududu Dicle’nin mecrasını takible Fırat’ı terkib eden Karasu mecrasına ve oradan şimale doğru (Aras) havzasını Fırat ve Dicle havzasından ayıran taksim-i miyah hattına kadar vasıl olur. Bu itibarla memalik-i Osmaniyyede Musul Vilayeti’nin kısm-ı azamı yani Dicle’nin solunda bulunan yerleri ve Van ve Bitlis vilayetleriyle Diyarbekir ve Mamuretülaziz vilayetlerinin birer parçası ve Dersim Sancağı Kürdsitan’dan madud olduğu gibi, İran’da dahi Kürdistan namıyla maruf olan eyaletle Azerbeycan Eyaleti’nin nısfı yani cenub-i garbi kısmı Kürdistan’dır. Bu vechile Kürdistan şimal-i şarki cihetinden Azerbeycan, şarken Irak-ı Acemi, cenuben Loristan ve Irak-ı Arabi, garb-i cenubi cihetinden Cezire, garb-i şimali tarafından dahi Anadolu ile mahduddur. Bu hudud dahilinde 34° ile 39° arz-ı şimali ve 37° ile 46° tul-i şarki aralarında mümted olub, büyük bir müselles ve daha doğrusu sivri tarafı garb-i şimaliye doğru dönmüş bir armud şeklini ibraz ediyor. Fırat’ı teşkil etmek üzere Karasu ile Murad Çayı’nın mültekasında olan en şimal-i garbi noktasından Loristan’ın hududuna dek olan tul-i azamı takriben 900 kilometre ve arzı 100 ile 200 kilometre aralarındadır.

Kürdistan’ın medar-ı tefriki ahalisinin cinsiyeti olduğu halde, Kürdler yalnız bu memlekete münhasır olmayıb, Cezire’nin kısm-ı şimalisinde, Şam ve Haleb cihetlerinde, Anadolu’nun her tarafında, Rusya’ya tabi olan Mavera-i Kafkas eyaletlerinde ve İran’ın her tarafında hatta Horasan’da ve Afganistan’da ve Belucistan’da bile bir çok Kürd aşiretleri bulunuyor. Bir tarafdan dahi hududu zikr olunan Kürdistan dahilinde Arab, İrani, Türk ve sair cinsiyetlere mensub ahali vardır. Yalnız ekseriyete itibarla hudud-u mezkure tayin olunabilir. İran’ın Loristan Eyaleti ahalisi olan Lorilerin dahi Kürdlerle münasebet ve karabet-i cinsiyeleri olduğu halde, lisanlarında bir dereceye kadar mugayeret ve beynlerinde münaferet bulunduğundan, Loriler kendilerini Ekraddan saymak istemiyorlar; ve Kürdler dahi Lorileri kendi cinslerine kabul etmeye meyl göstermiyorlar. Alelumum Kürdlerin mikdarı iki buçuk milyona karib tahmin olunub, bir buçuk milyonu memalik-i Osmaniyyede, 750000’i İran’da, 13000 Rusya’nın Mavera-i Kafkas eyalatında, küsuru dahi Afganistan ve Belucistan’da ve sair taraflarda dağınık bir halde bulunuyorlar.

Kürdistan’ın her tarafı dağlık ve mürtefi olub, yalnız enharın ve vadilerin bazı dar ovaları vardır. En düz ve alçak hattı cenub-i şarki kısmı yani Şehr-i Zor ve Süleymaniye sancaklarıyla İran’daki Kürdistan olub, o cihetde dağlar daha alçak, vadiler daha geniş ve ovalar daha çokdur. En mürtefi yerleri müntah-yi şimalinde Bahr-i Hazer ile Basra Körfezi maileleri arasında bir taksim-i miyah hattı teşkil eden dağlardır. Ancak bunların ormanlar ve meralarla mestur güzel yayla ve etekleri ve ziraate salih vadileri çokdur. Memalik-i Osmaniyye’yle İran hududunu teşkil eden ve şimal-i garbiden cenub-i şarkiye doğru bir kaç sıra teşkil ederek mümted olan dağlar ise mürtefi olmakla beraber, ekseri taşlık ve çıplakdır. Kıta-i mezkurenin o ciheti hakikaten kabil-i sekeni olamayacak derecede sert ve çetin bir yerdir. Kıta-i mezkurenin miyah-ı cariyesi çok olub, Fırat’ın en büyük kolu olan Murad Çayı ve Dicle kıta-i mezkure dağlarından nebean etdikleri gibi, Dicle’ye munsab olmak üzere dahi şimalden başlayarak Batman Suyu, Bitlis ve Siird çayları, Habur, Zab-ı Ula, Zab-ı Esfal, Edhem ve Diyala nehirleri cenub-i garbiye akarak mezkur ırmağa dökülürler; ve kıta-i mezkure dağlarından inen bir çok çayların sularını cem ederler. İran’daki kıta-i mezkurenin yalnız şimal cihetindeki (Kotur) Nehri Gor vasıtasıyla Bahr-i Hazer’e munsab olan Aras Nehri’ne ve pek çok olan enhar-ı sairesi Urmiye Gölü’ne dökülür. Van Gölü’ne munsab olur bir hayli enharı dahi vardır.

Kıta-i mezkure arzen hayli sıcak olacak bir derecede iken, mevkiinin irtifaından dolayı, havası umumiyet üzere soğuk olub, kışları uzun ve pek sertdir; ve kar aylarca dağlarını örter. Yalnız Dicle vadisine karib olan alçak yerlerinde kışın hava mülayim ve latif ve yazın hayli sıcakdır. Yüksek yerlerinin yazın meraları pek güzeldir, ve bazı dağları çam ağaclarını havi ormanlıkdır. Daha alçak taraflarında meşe, kestane ve çınar ağacları ve daha aşağıda arpa, buğday, keten, kenevir, mısır, tütün, üzüm ve meyvelerin envaı ve en alçak yerlerinde, pamuk, pirinç ve saire hasıl olur. Bir nevi bodur meşe yapraklarından alınan kudret helvası şeker yerine kullanılır. Kürd aşiretleri külliyetli koyun, at, deve ve keçi sürüleri beslerler. Dağlarda ayı, domuz, pars, vaşak, geyik, yabani keçi, karaca, çakal, tilki ve sair hayvanat-ı vahşiye ve küçük av hayvanları kesretle bulunur. Şimal cihetindeki dağlarda demir, bakır, kurşun ve sair madenler bulunduğu tahakkuk etmiş ise de, ihrac olunanları yokdur. Cenub cihetlerinde neft ve taş yağı bulunuyor. Kürdler mazı, fıstık ve yağ çıkarmaya yarar hububat-ı mütenevvie ile yapağı ve tiftik gibi mahsulat ihrac ederler. Kürdler ekseriyet üzere aşiret halinde yaşayıb, mevsime göre mera talebiyle mahal değişdirdiklerinden, ziraatle pek de iştigal etmeyib, başlıca medar-ı taayyüşleri hayvanat-ı ehliyeleri ve sanatları çobanlıkdır; koyun ve tay satışından kazandıkları akça ile geçinirler. Bunun için kışın köylerinde kalıb, haneleri ve tarlaları var ise de, yazın ziraate çok ehemmiyet vermeyib, ekseri çadırlarla sürüleri arkasından yaylalara çıkarlar. Kıta-i mezkurede sanayi-i mahalliye kilim ve halı ile kaba bez ve keçe kabilinden çul ve saire imalinden ve ticaret-i mahalliye zehair ve hayvanat ahz ve itasından ibaretdir. Vesait-i nakliye-i dahiliye işletdirilen kelekden ibaret olub, bu da pek külfetlidir, ve kışın üç ay muvaredat büsbütün münkati bulunur.

Kürdlerin asl ve menşei ve ne vakitden beri oralarda sakin bulundukları tarihce mechul ise de, ezmine-i kadimede kıta-i mezkurenin kısm-ı cenubisi (Asuriye) ismiyle maruf idi, ve şimal-i şarki ciheti (Midya)’dan madud idi. Eski Midyalıların cinsiyetleri mechul olub, akvam-ı Turaniyeden yani Türk cinsinden oldukları maznun, ve Asurilerin ise akvam-ı Samiyeden bulunmuş oldukları ve Keldanilerle karabetleri malum ve muhakkakdır. Halbuki Kürdler akvam-ı Aryaniyeden olub, İranilerle pek yakın karabetleri olduğu lisanlarından ve sair ahvallerinden anlaşılıyor. Binaenaleyh, Kürdlere ne Midyalıların ve ne de Asurilerin ahfadı nazarıyla bakılıb, şark cihetinden yani Horasan ve Herat taraflarından oralara gelmiş bir kavim olduklarında şübhe yokdur. Ancak şimdi bulundukları yerlere ne vakit hicret etdikleri malum değildir. Milad-i İsa’dan 401 sene evvel yani bundan iki bin üç yüz sene mukaddem askerle o tarafa azimet ve badelmağlubiye perişan bir halde avdet etmiş, ve sefernamesini yazmış olan Yunan-ı kadim meşahir-i muharririnden (İksenefon) elyevm kıta-ı mezkure Diyarbekir ve Mamuretülaziz ve emsali yerlerin her tarafında (Kurduh) tesmiye tdiği kavme mensub ahaliye rast geldiğini beyan ediyor. (Kurduh) isminin ise (Kürd) isminin bir Yunanlı ağzında aldığı tebeddülden hasıl olmuş galatı olduğunda şübhe yokdur. Binaenaleyh iki bin üç yüz sene evvel dahi oraları Ekradla meskun idi. Bu halde diyebiliriz ki Ninovi’de ve Dicle vadisinde şübhesiz Babil cihetlerinden gelmiş olan Asuriler ve Midya’da yani Azerbeycan ve Irak-ı Acemi cihetlerinde belki Ceyhun ve Seyhun vadilerinden gelmiş olan Midyalılar hükm sürmekde iken, yine dağlarda Kürd aşiretleri cevelan ederek, nim müstakil bir halde bulunuyorlardı. Nitekim bu gün dahi Musul ve Diyarbekir’de Arablar Tebriz ve Hamedan’da İraniler bulunduğu halde, iç tarafları hemen sırf Kürdlerle meskundur. Kürdler, akvam-ı Aryaniyeden oldukları halde, ne Asurilerin ve ne Midyalıların ahfadı olabilirler. Bu hususda şahid-i adil addolunmaya şayan olan lisanlarına bakdığımızda, vakıa Asuri ve Keldani lisanlarından mehuz oldukları anlaşılan bir çok kelimeler görüyorsak da, lisan-ı Pehlevide dahi bulunan bu kelimeler Asurilerle Keldanilerin hükumetleri zamanında ve bunların medeniyeti tesiriyle kabul olunub, badel İslam Kürdce ve Farsinin ahz eyledikleri kelimat-ı Arabiye mümasildir; esasen lisan ise Farsiye müşabihdir. Bu kelimelerin vücudu Kürdlerin Asurilerin neslinden olduklarına değil, belki o vakitden beri oralarda sakin bulunmuş ve Asurilerle birlikde yaşamış olduklarına delalet ediyor.

Kürd lisanı Farsiye ve belki ondan ziyade eski Pehleviye müşabihdir; ancak telaffuzu Farsininki gibi latif olmayıb, dağ adamlarına ve öyle bir hal-i bedeviyetde yaşayan aşaire yakışacak suretde sert ve dürüştdür, ve boğazdan telaffuz olunur harfleri çokdur. Her ne kadar Kürdlerin uleması öteden beri Arabi ve Farsi ile iştigal edib, kendi lisanlarına ehemmiyet vermediklerinden, Kürdcenin edebiyatı bulunduğu iddia olunamazsa da, eskiden beri bu lisanda dahi bir hayli eşar söylenmişdir; ve bu lisanın dahi Farsi gibi huruf-u Arabiye ile tahriri kolay olduğundan, bazı divanlarıyla sair kütb-ü edebileri vardır. Avrupalılar Kürdcenin kavaid-i sarfiyesini ve lugatini dahi muhimuh imkan zabt etmiş; ve kendi lisanlarına mütercim kavaid ve lugat kitabları neşr eylemişlerse de, elsine-i İslamiyemizde henüz bu lisanın kavaid ve lugat ve edebiyatına dair hiç bir şey yazılmamışdır.

Kürdler umumiyetle cesur ve cengaver ve süvarilikde pek mahir adamlar oldukları gibi, ilim ve terbiye ve medeniyetde fevkalade isitidadları vardır.

(Kürd) isminin Farside «yiğit, kahraman, bahadır» manasıyla kullanılır bir sıfat olub, Şahname’de bu mana ile pek sık istimal olunduğu malumdur. Bu ismin Kürdlere, cesaret-i tabiyelerine binaen, ibtida bu mana ile verilib, badehu alem olduğu anlaşılıyor.

Kürdler hemen umumiyet üzere Müslim ve Sünni olub, ekseri Şafi-ül mezhebdirler. İçlerinde yalnız 50000 Yezidi vardır. Pek az mikdarda Kızılbaş bulunuyor. O mevkilerde Nasturi ve Keldani cemaatlerine mensub bir mikdar ahali dahi bulunuyorsa da, bunlar eski Keldanilerin ve Süryanilerin ahfadından olub, Kürd cinsiyetine mensub değillerdir. O cihetde bulunan büyük şehirler mesela Diyarbekir, Musul, Bağdad, Hamedan, Tebriz Kürdistan’ın kenarlarında ve haricinde tesadüf edib, asıl mevki-i mezkurenin dahilinde olan ve Kürdlerle meskun mamurelerin başlıcaları: Süleymaniye, Kerkük, Revandiz, Erbil, Siird, Bitlis, Van, Urmiye, Kirmanşah ve sairedir.

Tarihin zabt edebildiği zamanların en eskisinde Ninovi’deki Asurilerin taht-ı hükmünde görülüb, Asurilerin hitamında Ninovi ile beraber Midya hükumdarlarının ve badehu Keyhüsrev’in zabtına geçmişlerdir. Hatta Keyhüsrev’e yardım edib, sair memaliki zabtında askerin meyanında hizmet etmiş oldukları mervidir. Kiyaniyan Devleti’nin sükutunda İskender’e ve halefleri olan Makedonyalı tavaif-i müluka, badehu Eşkaniyan’a ve nihayet Sasaniyan’a tabi olub, Kadisiye muzafferiyetinden sonra, hilafet-i İslamiyyenin taht-ı itaatine gitmiş; ve din-i İslam’ı kabul etmişler idi. Hilafet-i Abbasiyenin zaafa duçar olmasıyla, memalik-i İslamiyyenin her tarafında bir takım ümera ve müluk zuhur etmeye başladığı sırada, Kürd rüesasından bir çok adamlar dahi Musul ve Diyarbekir ve Cezire cihetlerinde birer kale veya memleket ele geçirib, bir çok hükumat-ı sagire teşkil etmişlerdiyse de, umum kıta-i mezkureyi idareye alarak, cinsiyet esasına müstenid bir hükumet teşkilini düşünmemişlerdi. Nihayet bu cinsiyete mensub olan meşhur Selahaddin Eyyubi Mısır’da devlete nail olub, kendisi ve evladı Şam ve Haleb ve Hicaz ve Yemen’de hüküm sürdükleri ve evlad-ı vakr-ı bakiyelerinin taht-ı idaresinde bir çok hükumat-ı mümtaze teşkil etdikleri vakit dahi hükm ve nüfuzları haricinde kalmış idi. Çengiz hürucunda dahi sair memalik-i İslamiyye gibi Moğolların paymal-ı zulm ve tadisi olmuş; ve badehu bir çok Türk ve Türkman aşiretleri gelerek, bazı taraflarına sokulmuş; ve Akkoyun ve Karakoyunlar herc-ü mercünden hepsine kapak koyan Timur’un hürucundan sonra kısm-ı azamı Şah İsmail Safavi’nin eline geçmiş iken, Yavuz Sultan Selim Han’ın şah-ı müşarünileyhin üzerine vaki olan seferinde Kürd rüesası, Sünni-ül mezheb olmak saikiyle, ve meşhur İdris-i Bitlisi’nin say ve himmetiyle, dava-yi taraf-ı Devlet-i Osmaniyye’ye dönüb, o vakitden beri kısm-ı azamı devlet-i müşarünileyhin idaresinde bulunmakda, ve yalnız kısm-ı şarkisi muahharen tayin olunan hatt-ı hududun ötesinde kalıb, mugayeret-i mezhebiyeden dolayı, İranilerle beynlerinde bulunan münaferetle beraber, İran’ın taht-ı hükmünde bulunmakdadırlar. (5 – 3840)

 

Çeviri : Kostas Nouros

Bitlisname

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir